ERKEK OLMAK - GÜÇLÜ GÖRÜNMENİN ARDINDAKİ SESSİZLİK

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
26 Nisan 2026 - 13:14
26 Nisan 2026 - 13:14 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 5  28
ERKEK OLMAK - GÜÇLÜ GÖRÜNMENİN ARDINDAKİ SESSİZLİK

                       Erkek Olmak: Güçlü Görünmenin Ardındaki Sessizlik

Türkiye’de erkek olmak...
Oğul olmak, adam olmak, koca olmak, baba olmak, dede olmak…
Toplumun sırtına sessizce yüklediği rollerin içinde var olmaya çalışmak.
Yıllardır kadınların karşılaştığı zorlukları konuşuyoruz ve bu çok değerli.
Ama ya erkekler? Onlara yüklenen roller, beklentiler, bastırılan duygular?
Neden bunu konuşmuyoruz?

Daha küçücükken başlıyor aslında her şey.
“Ağlama, sen erkeksin.”
“Erkek dediğin güçlü olur.”
“Yeme dayağı, sen de vur.”
“Kibar olma, yanlış anlaşılırsın.”
Erkek çocukları, duygularını değil; güçlerini göstermeye zorlanarak büyüyor.
Daha o yaşta ağlamaktan utanıyor, korkusunu gizliyor, şefkati öğrenemiyor.
Çünkü “adam gibi adam” olmanın tarifi bu sanılıyor.

Sonra büyüyor.
Eğer biraz şanslıysa, eğitim alıyor. Ama çoğunlukla hayatın ortasına itiliyor:
“Okumayacaksan çalış, boş durma. Para getir, sen erkeksin!”
Hayal kurmak mı? Sanatla ilgilenmek mi? Edebiyat, spor, meslek seçimi? Bunlara yer yok.
Ailesizse, daha da ağır: Direkt hayata savruluyor. Hayal bile kuramıyor.

Sonra bir iş… Ardından o ilk maaş… Onu bekleyen bir aile…
Henüz kendine alan yaratamadan, hayatının direksiyonuna geçmek zorunda kalıyor.
Çünkü “erkek dediğin eve para getirendir” algısı her şeyin önünde.

Evleniyor diyelim.
Daha baştan yük listesi hazır: Altın damattan, ev damattan, salon damattan...
Peki, bu damat gerçekten evleniyor mu?
Yoksa borçla, yorgunlukla, omzuna yüklenen beklentilerle hayata mı tutsak oluyor?

Evlendikten sonra da kolay değil.
Annesiyle eşi arasında sıkışıyor. Biraz annesine gitse “anacı”, biraz eşinden yana olsa “hanımcı” deniyor.
Arkadaşlar da aynı baskıyı sürdürüyor:
Eve bağlıysa “hanımköylü”, sesini yükseltiyorsa “aslan gibi adam!”

Çocukları oluyor…
Geleceklerini garanti etmek, onları okutmak, evlendirmek, bir şeyler bırakmak için çabalıyor.
Yıllar geçiyor. Belki elinde hiçbir şey kalmadan yaşlanıyor.
Ve torunlar diyor ki:
“Dedemde ne ev kaldı, ne arsa... Tüh!”

Ama çoğu zaman kimse fark etmiyor...
Kendinden önce herkesin iyiliğini düşünüyor.
Eşini mutlu etmek istiyor, çocuklarını korumak istiyor.
Ama bunu gösteremiyor belki de.
Çünkü sevgiyi dile getirmek değil, sorumlulukla göstermek öğretilmiş.

Ve belki yıllar geçiyor…
Ne kadar verdiği değil, ne kadar “veremedikleri” konuşuluyor.

Ama artık bu döngüyü kırmanın zamanı geldi.
“Erkeklerin de duyguları var; onlar da sever, kırılır, endişelenir ama çoğu zaman bunu göstermelerine fırsat tanınmaz.”
Babalar da en az anneler kadar çocuklarını seviyor, onların geleceği için endişeleniyor.
Onlar da yoruluyor, bazen çaresiz kalıyor ama belli etmiyor.
Eşlerini önemsiyor, değer veriyor ama çoğu zaman bunu göstermekten utanıyor, çünkü öğretilmedi.
Sadece güçlü değil, aynı zamanda şefkatli ve duyarlılar — ama bu yönleri hiç görünmüyor.

“Gelin artık erkekleri de kendi gerçeklikleriyle görmeye başlayalım.”
Ağlayan, seven, yorgun düşen, hayal kuran, destek isteyen insanlar…
Bu sadece erkeklerin değil, hepimizin meselesi.
Sağlıklı bireyler, mutlu aileler, huzurlu bir toplum için erkeklerin de iç dünyasını anlamak, yüklerini hafifletmek zorundayız.
Hangimizin yükü daha ağır diye tartışmak yerine, birbirimizin yükünü anlamaya çalışalım.
Ancak empatiyle iyileşebilir, birlikte güçlenebiliriz.
Suçlamak kolay, anlamak emek ister. Ama biliyoruz ki, sadece anlayışla gerçek bir denge kurulabilir.

Toplum, insanı şekillendirmemeli; insan, toplumda kendini var edebilmeli.
Asıl mesele bu.

“Bu yazı, kadınların verdiği mücadeleleri yok saymak için değil; uzun süredir konuşulmayan başka bir sessizliği görünür kılmak için yazıldı.”

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Burçak Sorhun Kaldırımda Açan Çiçek ve Sevgiyle Değişen Dünya adlı kitapların Yazarı...