BÜYÜK ŞEHİRDE KÜÇÜLMEK

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
14 Aralık 2025 - 15:59
14 Aralık 2025 - 15:59 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 2  70
BÜYÜK ŞEHİRDE KÜÇÜLMEK

Memlekette tuhaf bir alışkanlık var:
Önce büyük şehre geliyoruz. Okumak için, iş bulmak için, “hayata karışmak” için…
İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e. Betonun, trafiğin, kalabalığın tam ortasına. Sonra yaşımız ilerliyor ve hem kendi ağzımızdan hem de çevremizden şu cümleleri duymaya başlıyoruz:   “Emekli olunca her şeyi satıp Ege’ye yerleşeceğim.” 

“Burada yaşlanmak istemiyorum, uzaklara taşınacağım.”

“İleride satıcam evi, arabayı; yerleşeceğim Rize’ye. Sabah çayımı toplayacağım, mis!” 

Bunlar bir hayal değil artık; toplumsal bir refleks olmuş. Büyük şehirden kaçmak bir çeşit emeklilik hayali gibi… Peki neden?

Çünkü bir zamanlar “Her yere plaza yapalım, fabrikayı da sıkıştıralım, AVM’yi de koyalım, üstüne bir de stadyum konduralım, trafik olsa da olur” diye bir coşkumuz vardı. İstanbul’u büyütürken herkes çok hevesliydi.
Ne zaman ki nüfus patladı, trafik efsaneleşti, nefes almak için bile sıraya girilir hale geldi;
işte o zaman başladı “Ben emekliliğimi burada geçirmem” planları.

Şehirlerden kaçmayı çok iyi biliyoruz ama şehirleri sevmeyi, onarmayı ve sahiplenmeyi bilmiyoruz. 

Sokağa çöp atıyoruz, Sonra da “Bu şehir çok kirli” diyoruz.
Klima dış ünitesi damlatıyor, Sonra “Nem var nem!” diye şikâyet ediyoruz.
Dört kişi aynı kaldırımda yürüyoruz, Sonra “Kaldırımlar dar, bu şehirde yürünmüyor” diye veryansın ediyoruz.

O yüzden Ege hayali kurmadan önce, Karadeniz yaylasına kaçmadan önce, şu soruyu kendimize sormakta fayda var: Ben yaşadığım yeri gerçekten yaşanır kılmak için ne yaptım?

İstanbul’da milyonlarca balkon var mesela. Ama kaç tanesi gerçekten balkon? Çoğu depo. Koli, eski sandalye, kırık ütü masası ve taşınma umudu saklanıyor içinde.

Ankara’da mahalleler var. Ama mahalle olmayı unutmuşlar. Kimse “biz bu sokağı biraz yavaşlatalım” demiyor. Herkes “ilk fırsatta buradan gidelim” diyor.

Mesela, bir mahallede üç kişi birleşip kaldırımdaki ağacı sulasa, bir sokak “biz burayı arabasız bölge yaptık” dese, birkaç apartman “çöplerimizi ayırıyoruz” kararı alsa, inanın şehrin ruhu değişir. Herkes kendi mahallesini biraz güzelleştirse, biraz korusa, biraz nefes verse… İstanbul da nefes alacak, Ankara da.

Ama yok…

Bizler çözüm üretmek yerine Google Earth’te şehir değiştiriyoruz. Balkona iki saksı koymak zahmetli; ama “Ege’de bahçeli ev” hayali bedava. 

Bakın, hayalini kurduğumuz şehirler dünyanın öbür ucundaki egzotik, bambaşka kültürlerin şehirleri değil. Hepsi bizim şehirlerimiz. Aynı dili konuştuğumuz, aynı inançlara sahip olduğumuz, aynı tarihi paylaştığımız şehirler. Tek farkları İstanbul’a göre daha az tahrip edilmiş olmaları, o kadar. Birinde deniz güzel, ötekinde çay. Birinde taş ev, ötekinde yayla… 

Karadeniz yaylaları romantik geliyor çünkü biz oralarda trafikle kavga etmiyoruz. Ege kasabaları huzurlu geliyor çünkü biz oralarda geçim derdi çekmiyoruz. Oralar hep tatil modunda bizim için. Hayatın faturası, stresi, sorumluluğu şimdilik İstanbul’a bırakılmış durumda. 

Büyük şehir yaşamak, küçük şehir yaşlanmak için sanki…

Ama lütfen şunu aklınızdan çıkarmayın: İstanbul’da oksijen var; sadece biraz tozun, biraz gürültünün, biraz da şikâyetin altında kalmış durumda…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı