Ben Bir İç Yangınıyım

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Modern insanın yabancılaşmasını, içsel yangın metaforu üzerinden anlatan felsefi ve protest bir şiir.

21 Mayıs 2026 - 12:44
21 Mayıs 2026 - 12:44 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 3  36
Ben Bir İç Yangınıyım

Ne afet raporlarında geçer adım ne de itfaiye sirenleri kirletir kutsal sessizliğimi.

Dumanım yükselmez öyle fabrikaların ya da trenlerin göğe saldığı uysal isler gibi.

Külüm yok avuçlarına dökülecek, ben bizzat

etin kemikten ayrıldığı sarp yamaçlarım.

Beni ancak meydanlarda nutuk atamayanların,

kelimeleri boğazında birer çivi gibi eritenlerin donmuş yüzünden anlarsınız.

 

Genç bir kızın gece yarısı kalkıp, boşluğun muazzam ağırlığıyla yüzleştiği tarifsiz sancıyım ben.

Bir oğlanın şakaklarında biriken ağır, damlamayan gözyaşını kapı eşiklerine intikam diye fırlatmasıyım.

Çocukların modern atlaslarda büyürken unuttuğu, mukaddes kitapların bahsettiği kadim yarayım.

Büyüklerin dişlerinin arasında bir et parçası gibi sakladığı kanlı meydan savaşlarıyım.

 

Ben bir iç yangınıyım,

insanın göğsünde cephane gibi sakladığı,

surları devrilmiş, talan edilmiş eski bir şehirim.

Yıkılmış kapıları hâlâ gıcırdayan, taşlarında atların ve yenilgilerin ayak izleri taptaze duran virane kaleyim.

Haritacıların yahut kravatlı beylerin asla bulamayacağı, hudutları çizilmemiş tekinsiz coğrafyayım.

 

Ey insan! Ey meydanları dolduran ama kalpleri birbirinden fersah fersah uzak olan kör kalabalık!

Beni hep sakladın, beni hep vitrinlerin arkasına,

süslü salonların kuytularına fırlatıp attın.

Adımı gurur koydun, sabır koydun, mukadderat diyerek

teselli gibi boynuna astın.

Aynalara dönüp sonra, sahte ışıkların altında,

niçin bu kadar yorgunum diye sordun kendine.

Ben senin devrimci kürsülerde bile söyleyemediğin, dilinin ucunda paslanan o mahcup, o keskin isyanım.

Kalabalıkta burjuva tebessümleriyle sırıtıp, eve dönünce duvarların sağır karanlığına saplanan çıplak gözüm.

Bir bardak su içerken dahi suyun berraklığında boğulan, boğazında tufan gibi büyüyen kördüğümüm.

Beni susturdukça, beni kirli kelimelerle bastırdıkça

daha da büyür, daha da amansızlaşırım.

Beni inkâr ettikçe, taksitle aldığın evinin odalarına

zehirli bir gaz gibi, bir veba gibi yayılırım.

Uykularına girerim, rüyalarını en korkunç ve de en görkemli mahşer yerine çeviririm.

Sonra sabahleyin, modern sabahın kirini yüzünden silerken, aynada kendinden önce benim dehşetimi görürsün.

 

Ben kötülük değilim, sadece senin çok güvendiğin

geçmişin gerisinden gelen geç kalmış bir haberim.

İnsanın kendi etinden, kendi ruhundan esirgediği ne varsa, onu mühürleyen kıpkırmızı, sımsıcak mumum.

Yaranın ağzında bekleyen ilkel, şifalı sıcaklık,

kalbin çürüyen hafızasını diri tutmak için, içinde yanan

isyankâr ve fitili hiç sönmeyen kandilim.

 

Ey kendi gölgesinden korkan, kendi putunu kendi eliyle yiyen şaşkın insan! Ya da her neysen…

Beni söndürmek mi istiyorsun?

Plastik dünyandan çıkıp önce gözlerinin içine bak.

Namluya sürülmüş mermi gibi bak ve sor kendine,

Kim kimi dünya denilen panayırda yarım bıraktı,

kim hangi sevgiyi cenaze diye geç getirdi?

Ve kim hangi çocuğun göğsünden, uçurtmalar uçan mavi gökyüzünü bıçakla kesip attı?

 

Ben bir iç yangınıyım,

ne yosun tutmuş barajların kâr eder bana

ne de sahte gözyaşlarının dingin suları!

Beni ancak karanlık odalarda yüzüne fırlatacağın,

o büyük, o sarsıcı suçlar söndürür.

Maskelerini yırtıp atmadıysan henüz vakit varken,

geç kalmadan kendine dönmediysen,

Unut kül olmaktan kurtulmayı, unut insan kalmayı!

Modern bir kadavra olarak çürüyeceksin kendi cehenneminde.

Ben ise kaburgalarının tam altında,

adanmış olmanın muazzam soğukluğunu sana ebediyen,

asla bitmeyecek bir hınçla hatırlatacağım!

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Hüseyin Aslan 12 Eylül 1994’te Göztepe’de, babamın dadaş vakarı ile annemden miras kalan Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında, çok sesli bir kültürün içine doğdum. Çocukluk düşlerimde ağaca dokunmak, ona şekil veren bir marangoz olmak vardı ancak rasyonel yaşam beni 2018 yılında bir Endüstri Mühendisi olarak hayatın devasa pazarına bıraktı. O günden beri Proje Yöneticisi unvanıyla sistemlerin ve karmaşanın ortasında yol alıyorum. Kelimelerle olan hakiki münasebetim ise 2016 yılında başladı. 2022’de şahsi blogumda inşa etmeye çalıştığım yazın dünyası, iş ve hayat dengesinin o bitmek bilmeyen savaşına bazen yenik düşse de, yazmaktan vazgeçmedim. İş hayatının gri dünyasından her fırsatta kaçıp, hiçbir zaman tam olarak bırakmadığım o kadim limana, şimdi tekrardan, edebiyata sığınıyorum.