Bazı İnsanlar Hayatımıza Tamamlamak İçin Değil, Uyandırmak İçin Gelir

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
17 Mayıs 2026 - 12:06
17 Mayıs 2026 - 12:06 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 5  47
Bazı İnsanlar Hayatımıza Tamamlamak İçin Değil, Uyandırmak İçin Gelir

Hayatımıza giren herkes kalıcı olmak için gelmez.

Bazıları bir ömür sürer, bazılarıysa yalnızca birkaç mevsim… Ama öyle insanlar vardır ki, gittikten sonra bile içimizde bıraktıkları iz uzun süre silinmez. Çünkü onlar bizi tamamlamak için değil, uyandırmak için gelir.

İnsan bazen sevgiyi yanlış yerde arar.

Kendini sevilmek uğruna eksiltir, kırılır, susar, alttan alır. Bir gün anlaşılır olmak için saatlerce konuşur, başka bir gün sırf karşı taraf gitmesin diye kendi hislerini yok sayar. Ve fark etmeden kendinden vere vere tükenmeye başlar.

En tehlikelisi de budur zaten:

Bir insanın bir anda değil, yavaş yavaş tükenmesi.

Önce hayallerinden vazgeçersin.

Sonra eski neşenden.

Sonra kendini tanıyamamaya başlarsın.

Aynaya baktığında hala aynı kişi gibi görünürsün belki ama içinde bir şeyler eksilmiştir artık. Eskiden seni heyecanlandıran şeyler heyecanlandırmaz olur. Sürekli yorgun hissedersin. Çünkü toksiklik yalnızca kalbi değil, ruhu da yorar.

Toksik insanlar hayatımıza bazen sevgi gibi girer.

İlgiyle yaklaşırlar, güven verirler, “beni anlıyor” hissi oluştururlar. Ama zamanla seni kendinden uzaklaştırırlar. Kendini açıklamak zorunda kaldığın, sürekli yetmeye çalıştığın, değersiz hissettiğin bir döngünün içinde bulursun kendini.

Ve işin en zor kısmı, o döngüden çıktıktan sonra başlar.

Çünkü toparlanmak yalnızca gitmek değildir.

Toparlanmak, kendine yeniden dönmektir.

İnsan toksiklikten çıktıktan sonra bir süre boşlukta hisseder. Sessizlik garip gelir. Sürekli savaşmaya alışmış bir ruh için huzur bile yabancı olabilir. Ama iyileşme tam da burada başlar: Kendinle yeniden tanıştığında.

Küllerinden yeniden doğmak bir film sahnesi gibi gerçekleşmez.

Bir sabah uyanıp “tamam, iyileştim” demezsin.

Bu süreç bazen yatağını toplamakla başlar.

Bazen uzun zamandır ertelediğin bir yürüyüşle.

Bazen aynada kendine daha yumuşak bakabilmekle.

Yavaş yavaş öğrenirsin: Her şeyi taşımanın senin görevin olmadığını…

Sürekli güçlü görünmek zorunda olmadığını…

Sevilmek için kendinden vazgeçmemen gerektiğini…

Ve sonra bir gün fark edersin:

Seni kıran şey aslında seni uyandırmıştır.

Artık eski sen değilsindir, evet.

Ama belki de olması gereken budur. Çünkü bazı acılar insanı bitirmek için değil, dönüştürmek için gelir.

Yeni halin daha sessiz olabilir.

Daha seçici, daha dikkatli…

Ama aynı zamanda daha güçlüdür.

Çünkü en karanlık yerden çıkan insanlar ışığın değerini herkesten iyi bilir.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Sedef Beyza Kınacı sedef beyza kınacı, 27 Mart 2002 tarihinde Ankara’nın çubuk ilçesinde doğdu. Edebiyata ve anlatıya olan ilgisi küçük yaşlarda başladı ve zamanla yazma tutkusuna dönüştü. Ufuk Üniversitesi Fizik Tedavi Teknikerliği bölümünden mezun oldu. Yazın hayatında özellikle güçlü karakterler ve derin duygusal anlatımlar kurmaya odaklanan yazar, ilk romanı Yıldızlar Altında Adalet ile okuyucuların karşısına çıktı. Bu eserinde, zorluklara rağmen ayakta kalmayı başaran güçlü bir kadın karakter yaratarak adalet, mücadele ve içsel dönüşüm temalarını işledi. Yeni projelerinde de etkileyici karakterler ve sürükleyici hikayelerle okuyucunun kalbine dokunmayı ve kalıcı izler bırakmayı hedeflemektedir.