ARAF

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kendimize yeni bir yurt kuramadık, bu yüzden yersizliği yurdumuz eyledik.

8 Temmuz 2026 - 13:02
8 Temmuz 2026 - 13:02 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 11  99
ARAF

Aidiyet, kendimizi bir haritaya yerleştirme çabamızdır. Bir eve, şehre, kalbe ya da bir düşünceye kök salma isteğimizdir.

Fakat bazen bağlar koptuğu halde yeni kökler uzanamaz. Eski kimlik kıyafet çıkarır gibi üstten atılır ama yeni dünyanın da kapısında yabancı misafir gibi kalakalınır. Ne geride kalan yollara dönecek yüzümüz vardır ne de önümüzde duran kapıyı açacak cesaretimiz. Arafta kalmak diye buna deriz işte. Toprağından sökülmüş ama başka bir saksıya da oturtulmamış çiçek kuruyuverir. Eskiden ev hissi veren sokaklar artık yabancı kaldırımlardan ibarettir. Gidilen yeni yerler ise sadece geçici duraklardır. Nereye baksak arkamızdan uzaklaşan silüetimizi görürüz. Etraf ne kadar kalabalıksa yalnızlık da bir o kadar yoğundur. 

Aidiyetsizlik, herhangi bir mekândan ziyade hiçbir limana demir atamamaktır. 

Burada bekleyenlerin dilemması, iki tarafı da net görebilmektir. Hem geride bırakılan geçmişin hataları bilinir hem de ilerideki geleceğin riskleri sezilir. Adım atmak bir tarafı tamamen feda etmek anlamına gelir çünkü. Feda edemeyen, vazgeçemeyen herkes bu yol ayrımında nöbet tutmaya mahkûm olur. Anlatmaya çalıştığım, bu dev muğlaklıkta ne tam anlamıyla buradayızdır ne de bütünüyle yitip gitmişizdir. Bekleriz. Hep yaptığımız gibi öylece bekleriz. 

Uzun bekleyişlerimiz, durduğumuz durağın soğuğunu üzerimize sindirir. Ait olamamak, bir süre sonra gerçek kimliğimiz haline gelir. Artık bir yerli gibi yerleşik değilizdir ve gezginlerde olduğu gibi yolların bize vereceği heyecanı da yoktur. İki tarafa da ait olamamak tuhaf bir şekilde özgür hissettirir, doğrudur. Peki zaman ilerledikçe bu özgürlük hissinin en ağır yüke dönüşeceğinden haberimiz var mıdır? Bence haberimiz olsaydı, sarsılacağımızı anladığımız an basacak bir toprak parçası arardık. 

E haliyle iş böyle olunca, her şeyimizi geride bırakacak kadar cesur ama yeni başlangıçlar yapamayacak kadar da yorgun oluruz. Bu da bizi hayalete dönüştürebilir. Her an her şey olabilir sonuçta. 

Başkalarının hayatlarının kıyısından geçeriz, pencerelerden bakarız ama içeri girmeyiz. Giremeyiz. Çünkü biliriz ve bilmeliyiz ki kapının eşiğinden içeri girdiğimiz an, arkada bıraktığımız belirsiz olmasına rağmen güvenli hissettiren yalnızlığı özleyeceğiz. 

Bizler, köprüleri yıkan ama karşıya geçemeyenleriz. Köprünün tam ortasında, aşağıda akan nehrin sesini dinleyerek yaşlanırız. Alışmışız çünkü buna. En büyük hatamız da bir gün bu köprüden karşıya geçip kurtulacağımızı sanmaktır. Altı uçurum üstü gökyüzü olan köprümüz, zamanla sığındığımız tek meskene dönüşmüştür de haberimiz yoktur.  

Demek ki kendimize yeni bir yurt kuramamışız, bu yüzden yersizliği yurdumuz eylemişiz.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Sahra Demirer İnsanlar tutarsızken, cümleler nasıl tutarlı olabilir ki zaten?