Sevdiğin iş seni seviyor mu?

Ağustos 12, 2025 - 04:01
Ağustos 17, 2025 - 15:47
 0  285
Sevdiğin iş seni seviyor mu?

Bir gün, ilkokul öğretmenim sınıfa dönüp sordu:
— Büyüyünce ne olmak istiyorsun?

O zamanlar hayat, henüz çelme takmayı hobi edinmemişti. Hayallere de henüz vergi gelmemişti. Büyük bir heyecanla minik elimi kaldırdım. Öğretmenim başıyla bana söz hakkı verdi. Gözlerim ışıl ışıl, kalbim taşmak üzereydi:
— “Yazar olacağım!” dedim.

Öğretmenim, gözlüğünü burnunun ucuna doğru itti, dudaklarının kenarında bilmiş bir gülümseme, başını onaylarcasına salladı. Ve o zamanlar çok yanlış anladığım o cümleyi kurdu:
— Sevdiğin işi yaparsan, ömür boyu çalışmazsın Betül...

O an, sanki hayatın gizli şifresini çözmüş gibi hissettmiştim. Ne kadar basitmiş meğer! Sevdiğim işi yapacak, dört mevsimi bahar gibi yaşayacak, hiç çalışmayacak ama çok zengin olacaktım. Her sabah güneşli bir sayfanın içinde uyanacaktım. Çocuk aklımla, bu cümlenin arkasında başka hiçbir anlam olmadığını düşündüm. Ama büyümek, işte tam da o “başka anlamlarla” tanışmak demekti, ben de zamanla anladım.

Çünkü öğrendim ki, sevdiğin işi yaparken gerçekten de çalışmıyordun: Çünkü 7/24 hemhal olup onunla bütünleşiyordun. Mesai saati diye bir şey kalmıyordu. Mesai saatin, uyanık olduğun her saat olarak değiştiriliyordu. İşin ile hayatın arasındaki sınır önce yavaş yavaş sonra birdenbire siliniyordu. Günlerin ve gecelerin iç içe geçiyordu ve sen bunlara rağmen pes edemiyordun…

Önce her şey çok güzel başlar. Hayatta dramatize edilebilecek çok şey olduğunu fark edersin. Gözüne bir pembe gözlük takar bardağın romantik tarafına odaklanırsın. Yağmurun yağışından kahvenin acısından ilham geliyor sanırsın, o sanrı faturalarını ödeyemeyince de son bulur. 

Ama umudunu kaybetmezsin. Her masa başına oturduğunda, o güne kadar okuduğun usta yazarlardan altını çizdiğin cümleleri okursun. Hatta bazen düşen motivasyonunu tazelemek için başarılı yazarların felaket hayat hikayelerini okursun: Başarısız okul hayatları, ünsüz geçen koca bir ömürleri, yaşarken takdir edilmedikleri her anlarını tebessüm ederek okur; beterin beteri olduğunu kendine hatırlatırsın. Oradan umut yeşertir yoluna devam edersin.

Elindeki kalemle konuşmak, hikayeler yazmak, insanlara bir şeyler anlatmak tek iletişim aracın olmuştur artık. Bildiğin başka bir yöntem yoktur ve kendini kaybederek saatlerce yazmaya başlarsın. Sonra kapı çalar, telefon titrer, markette bir komşu omzuna dokunur ve sohbetin sonunda şu kelimeler kulaklarına dolar:
— Ama yavrum, o işte para yok.

Önce anlamazsın. Para için yapmadığını anlatmaya çalışırsın. Hatta birazcık kendine güveniyorsan yaptığın işin paha biçilemez olduğunu insanlara kanıtlamaya çalışırsın. Ancak gerçek köşede beklemekten sıkılır ve ellerini iki yana açarak kadraja girer: Ya kasada kalırsın ya da bir şeyler kursağında kalır. Gerçek bir işe ihtiyacın olduğunu, en azından ünlü bir yazar olana kadar kiranı ödeyecek bir iş bulman gerektiğini fark edersin: Aydınlanmaların en kötüsüdür başına gelen. Acımasız dünya düzeninde mazlum olan sensindir ve diğer zalimler de her gördükleri yerde sana “sigortalı bir işe gir” demeye başlarlar…

Sana öğüt veren onca mutsuz insana kulak asmaz, Tanrı’dan sabır dileyerek yolundaki taşları ayıklamaya başlarsın. Ayağına çarpan, sana çelme takan her “gerçek bir iş bul” cümlesinde derin bir nefes alır, sonra usulca onları duymamayı öğrenirsin. Sabırla yazmaya devam eder, kahveni yudumlar ve mürekkepleri tüketirsin. Çevrendeki her şey sana bir hikaye konusu gibi gelmeye başlar. Anlarsın ki aslında her şey doğru bir üslupla anlatılmaya değer hale gelebiliyordur. Ama bunları da geceleri fark edersin. Gündüzleri okur, geceleri daha sık yazmaya başlarsın. Çünkü anlarsın ki gece olunca her şey üç katı daha fazla hissettiriyordur insana

Ne mahalledeki teyze ne sivri çarklı sistem ne de önündeki engeller seni yenemez. Hayalinin peşinden gidersin. Hayallerine giden yolda önüne çıkan taşlardan artık kendine bir kule yapmışsındır. Ne “Memur ol” nidaları ne de “masabaşı bir iş bul” naraları işitilmez senin tarafından. Senin duyuların yalnız hikayeni geliştiren detayları yakalamak için çalışmayı seçmiştir. Diğer her şeye üç maymun olup nihayetinde amacına ulaşırsın. Kitabın raflardadır artık. İyisiyle kötüsüyle her sayfasına ter akıttığın eserin artık okuyucuyla buluşmuştur. Ve şimdi de yeni bir savaş başlar:

 — Vay be, kitabın çıkmış! Tebrikler!
Ardından hemen o tokat gibi gelen soru duyulur çevreden:
— Peki bundan para kazanıyor musun?

Bir an durursun. Çünkü o cümlede “emeğin” yoktur, “gelirin” vardır. Hayalin, kapitalizmin terazi kefesinde tartılır. Ve ne yazık ki kapitalizm on gram ağır gelir hayallerinden. 

Sanat, tuhaf bir muhasebeye dönüşür: Kitabın satacak mı? Kaç satacak? Yazar olarak yüzde kaç kazanacaksın? Hepsini geçtik, bu ay faturalarını ödeyebilecek misin? 

Hayal kurmak bedava olabilir; ama hayali gerçekleştirmek, maliyeti olan bir iştir.

Yine de, sevdiğin işi yapmanın başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir tadı vardır. Bir gün bir kitapçıda kendi kitabını görür ve bir okurdan şu cümleyi duyarsın:


— Acaba ikincisi ne zaman çıkacak?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı