İTAATE ALIŞAN İNSAN, KADERİNİ YANLIŞ OKUR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İnsan katlandığı hayata kader der. Bu yazı, itaatin nasıl normalleştiğini ve özgürlüğün nerede kaybolduğunu anlatıyor.

30 Ocak 2026 - 23:25
30 Ocak 2026 - 23:25 ⏱ 2 dk Okuma Süresi
 2  77
İTAATE ALIŞAN İNSAN, KADERİNİ YANLIŞ OKUR
İtaatin normalleştiği yerde özgürlüğün nasıl görünmezleştiğini anlatan sembolik bir özgürleşme anı.

İnsan bazen hayatı yaşamaz, hayata katlanır.

Ve katlanmayı erdem sandığı gün, kendi zincirine teşekkür etmeye başlar.

Toplum önce bedeni eğitir, sonra zihni alıştırır.

“Sus”, der.

“Uygun ol”, der.

“Fazla isteme.”

Ve insan, zamanla şunu öğrenir:

İstemek tehlikelidir, itaat güvenlidir.

Ama güven, özgürlük değildir.

Bir kız çocuğu büyürken önce hayal kurmayı değil, sınır tanımayı öğrenir.

Nereye bakacağı, ne kadar güleceği, hangi cümleyi yutacağı öğretilir.

Ruh değil, refleks gelişir.

Sonra adına “kader” derler.

Oysa kader, seçemediğin şey değil, sorgulamadığın şeydir.

İlişkilerde sevgi çoğu zaman karıştırılır:

Sevgi sanılır ama aslında kontrol vardır.

Dokunmakla sevmek arasındaki farkı bilmeyenler, bedeni sahiplenir, bilinci yok sayar.

Sevgi genişletir.

Kontrol daraltır.

Sevgi insanı çoğaltır.

Kontrol insanı eksiltir.

Ve insan eksildikçe susar.

Sustukça alışır.

Alıştıkça normal sanır.

Toplumun en büyük suçu budur:

İnsanı yaralamak değil, yarayı görünmez kılmak.

Bir kadına yıllarca “katlan” dersen, bir gün yaşamak ona yabancı gelir.

Huzur bile tehdit olur.

Çünkü alıştığı şey mutluluk değil, tetikte olmaktır.

Ama insan, alışkanlıklarından ibaret değildir.

Altmış yaşında da bilinç doğabilir.

Yetmişinde de insan kendine sorabilir:

“Ben kim için yaşadım?”

Ve işte o soru, bütün zincirlerden daha güçlüdür.

Nietzsche der ki:

" İnsan aşılması gereken bir varlıktır."

Yani insan, kendi korkusunun üstüne çıkmadıkça

insan olmaz.

Kadın olmak susmak değildir.

İnsan olmak katlanmak değildir.

Bedenine sahip olan çoktur.

Kaderine sahip çıkan azdır.

Ve ben şuna inanırım:

Sevgi, korkuyla yan yana durmaz.

Bağ, zincirle kurulmaz.

İnsan başka bir insanın mülkü değildir.

Bu bir yazı değil.

Bir çağrıdır.

Kendine dön.

Sorgula.

Ve şunu unutma:

İnsan, razı olduğu hayatın tutsağıdır.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Gülcan Sancak Ben Gülcan Sancak, 1988 Bandirma doğumluyum. Anadolu üniversitesi İktisat bölümü mezunuyum. Bir tekstil firmasında muhasebe departmanında çalışmaktayım.Yazmak çocukluktan gelen fakat sonraları unuttuğum bir hayalimdi. Onu görünür kılmam gerektiğini farkettiğim anlar ve eylemler yaşadığımda hayata geçirmeye karar verdim. İnsanın kendine yaklaştığı anları, dönüşümünü ve farkındalık eşiklerini yazıyorum. Yazmak benim için üretmekten çok yüzleşmeye alan açmak. Erişkinliğin Kapısı: Yetişkinliğin Ötesi bu yüzleşmenin metne bırakılmış izlerinden biri. Bunula birlikte yaşam koçluğu yapıyorum. Kolay olan hayatı düşuncelerimizle nasıl zorlaştırıyoruz, olayları nasıl anlamlandırıyoruz, bakış açımız, özbenlik, özşefkat tüm farkındalıkları ve potansiyelinizi keşfediyoruz. Birinin hayatına bile dokunuyor olmak harika bir yolculuk.