DİJİTAL DEMANS

Şubat 3, 2026 - 18:55
 0
DİJİTAL DEMANS

Eskiden hafıza dediğimiz şey beynin bir köşesinde dururdu. Şimdi cebimizde, %12 şarjla yaşam mücadelesi veriyor... Telefonumuzu evde unuttuğumuzda yaşadığımız paniği, anahtarımızı unuttuğumuzda yaşamıyoruz. Çünkü anahtar kaybolursa çilingir çağrılır ve halledilebilir ama telefon kaybolursa kim olduğumuzu da kaybedebiliriz. Rehberimiz onun içinde, anılarımız da orada, hatta bazı durumlarda karakterimiz bile onda saklı…

Biri bugün çıkıp “Hafızanı alıyorum” dese büyük ihtimalle ilk refleksimiz cebimize bakmak olur. Çünkü hafıza artık kafamızda değil; ekranın içinde, parmak izimizle kilitli bir şekilde saklanıyor: Anılarını hala salondaki çekmecede, kalın kapaklı bir fotoğraf albümünde taşıyan kaldı mı? Yoksa sizinki de “bulutlarda” mı kilitli?

Eskiden hafıza ağırdı. Cidden ağırdı. Çünkü karton kaplı, sayfaları yapış yapış, arasından bir saç teli ya da kurumuş bir çiçek düşen albümlerde tutulurdu. Ailece oturulur, o koca albüm dizlere konur, sayfalar yavaşça çevrilirdi. Fotoğraflar bahaneydi; asıl mesele anlatmaktı. Aynı hikâyeler defalarca anlatılırdı ama kimse “bunu biliyorum demezdi. Her fotoğraf bir hikâyeyle açılırdı: “Bu senin ilk adımın”, “Bu amcanın iflas etmeden önceki hali”, “Bu ev taşınmadan önceydi.” Fotoğrafa sadece bakılmazdı; o anlar yeniden yaşanır ve hatırlanırdı.

Şimdi albümler hafif. O kadar hafif ki ağırlıkları yok, kokuları yok, sessizler. Bir parmak hareketiyle geçiliyor yüzlerce anı. Kimse durup burada ne olmuştu?” diye sormuyor. Bu kadar çok görüntü arasında hatırlanacak olan kayboluyor. 

Dijital demans* tam olarak burada başlıyor. Beynimiz, “nasıl olsa Google var” rahatlığıyla erken emekliliğe ayrılıyor. Bir bilgiye ulaşmakla onu bilmek arasındaki farkı karıştırıyoruz. Soru sormuyoruz, aratıyoruz. Merak etmiyoruz, kaydırıyoruz.

Binlerce fotoğraf, yüzlerce ekran görüntüsü, “lazım olur” diye saklanan ama asla bakılmayan notlar… Her şey kayıt altında, fakat hiçbir şey hatırda değil. Geçmişimiz galeride duruyor, ama zihnimizde dolaşamıyor. Her anı belgeliyoruz ama hiçbir anı gerçekten yaşamıyoruz. Gittiğimiz konseri dinlemek yerine çekiyoruz, izlemek yerine kaydediyoruz. Sanki yaşamak yeterince ikna edici değilmiş gibi, bir de kanıt üretmeye çabalıyoruz. 

Elbette tüm suç teknolojide değil; suç, ona teslim olma biçimimizde. Sorun telefon kullanmamız değil, telefonun bizi kullanması. Hafızamızı desteklemesi gerekirken, onu tembelleştirmesi. Belki de ara sıra telefonu değil, kendimizi de uçak moduna almalıyız. Bir numarayı ezberlemeyi denemek, bir yolu navigasyonsuz bulmak, bir bilgiyi aramadan önce düşünmek… Küçük egzersizler, zihinsel kaslarımızı hatırlatabilir. Çünkü hafıza kullanılmadıkça silinen bir dosya değil; kullanılmadıkça körelen bir yetidir.

Ve hafızamız sadece geçmişi tutmaz, kim olduğumuzu da taşır. Hatırlamadığımız bir hayat, bize ne kadar ait olabilir? Eğer her şeyi cihazlar hatırlıyorsa, biz tam olarak ne kadarını yaşayabiliriz?

Bir gün telefonumuz kapandığında, ekran kararınca, sessizlik uzadığında… Hatırlayacak bir şeyimiz kalacak mı? Yoksa sadece şarj aletini mi arayacağız…

Dijital Demans: Ezgi Akgül'ün aynı isimli köşe yazısında geçen kavramdır.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı