Teknoloji ve İletişim-siz-lik!

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İletişim

25 Nisan 2026 - 15:48
25 Nisan 2026 - 15:48 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 4  44
Teknoloji ve İletişim-siz-lik!
Teknolojik kayıplar...

1,5-2 milyon yıl önce ateşin keşfedilmesi'yle birlikte insanlar duman yoluyla birbirlerine haber verirlerdi. Bulundukları yerleri, avlarını ve yaklaşan tehlikeleri vs.

O günden bugüne değişen toplumlar ve teknolojik gelişmelerle insanların birbiriyle iletişim kurabilecekleri birçok yöntem ortaya çıktı. Kâğıdın icâdıyla ortaya çıkan mektup, zarf, telgraf ve fax bunlara örnek olarak gösterilebilir...

Her toplum kendi döneminde birbirinden farklı araçlarla iletişim hâlinde olmuşlardır. Zira iletişim bireyler arasındaki en önemli faktörlerden biridir.

Günümüzde teknolojinin baş döndürücü bir hızla gelişmekte olduğunu, buna karşın karşılıklı iletişimin zafiyeti söz konusu olduğunu da gözlemlemekteyiz.

Akıllı telefonlar, diz üstü ve masa üstü bilgisayarlar, tabletler bireyler arasındaki gerçek iletişim yollarını tıkamıştır.

Ebeveyn-birey, akraba ve dostlar arasındaki bağlar gitgide zayıflamış, gerçek hayat kendini sanal aleme teslim etmiştir.

Bunun en bariz örneği saatlerce elimizden düşür(e)mediğimiz android telefonlardır.

Telefon, 7 Mart 1876'da Alexander Graham Bell tarafından icât edildiğinde sadece birkaç tuşu olan ankesörlü bir şey olarak ortaya çıktı. O zamanki şartlarda iki farklı noktada sadece bir birilerine "alo" diyecek kadar önem arz etmekteydi. Bugün ise telefonlar radyo ve televizyon gibi kullanılmakta, birbirinden farklı sosyal medya platformlarını içinde barındıran, sadece tuşla değil sesli komutla hareket eden, ev, iş, okul, araba, dağ, bayır gibi yerlerde rahatlıkla cepte taşınabilen ve kullanıbilen bir kutu olarak karşımıza çıkıyor...

Son zamanlarda yapay zekâ ile daha ileriye giden bu harika icâdın birçok işimizi kolaylaştığı göz ardı edilemez elbette. Ancak yemekte bir nimettir, fakat fazlası mideye zarardır.İlaç şifadır, iyileştirir, ancak dozunu aştığımızda, doktor tavsiyesine uygun kullanılmadığında fayda değil, vücuda zarar verir!

Telefonu da bu saydıklarım ile bir tutmamım esas sebebi de bundan kaynaklanıyor. Sanal alemdeki iletişim ve bitmeyen paylaşım ve akış bir çatı altında yaşayan insanların muhabbetlerini, çay ve yemek sofrasındaki birlikteliklerini sabote etmektedir. Zamanla birbirine yabancılaşan insanlar birbirlerini dinlemiyor, anlamıyor...

Bizler eskiden okuldan gelir gelmez anne babamıza koşardık. Onlar bizi dizleri dibine oturtur, yemekler hazırlanırken; "Oğlum veya kızım bugün okulda ne öğrendin anlat bakalım" derlerdi. Biz de anlatırdık, bazen gülerdik bazen ağlardık, ama mutlaka konuşurduk. Bugün olduğu gibi içimize kapanmazdık. Sevse de kızsa da anne babanın öptüğü yerde de vurduğu yerde de gül açardı! İlk telefonum tuşluydu, melodileriyle oynayarak eğlenen, gülen öğrencilerdik, ama mutluyduk.

Bugün ilkokul çağındaki çocukların bile elinde akıllı telefonlar var, ama gerçek dostlukları,  samimi sohbet ve muhabbetleri yok! Sahte kimliklerle açılan hesapların içinde her gün biraz daha gerçek kimliğinden, bizi biz yapan değerlerimizden uzaklaşmaktadırlar. Hem zihinleri hem bedenleri hem de ruhları günden güne hastalanmaktadır. Daha birkaç gün önce zihnine ölüm düşüncesi kodlanan bir çocuk yüreğimizi parçalayarak okulda katliâm gibi bir silahlı saldırı gerçekleştirmedi mi!?

Sanal dünyanın cazibesine kapılan sosyal medya fenomenleri canlı yayında hayatına son vereceğini doğrudan veya dolaylı olarak rahatlıkla milyonlara izletebiliyor. 7'den 70'e her yaştan insan tiktok'ta millî ve manevî değerlerimizi ayaklar altına alan programlara imza atabiliyor.

İşte bu da iletişim kanallarını ciddi anlamda tıkayan bir faktör olarak karşımıza çıkıyor.

Başka bir şey de televizyon tabi ki.

Medya, telefon, televizyon, magazin, kadın programları kuşağı, diziler...

En çok sevdiğimiz dizilerde bile aşırı tüketime, hangi yoldan olursa olsun zengin olmaya teşvik eden yaşam biçimleri ve çarpık ilişkilere özendiren birbirinden farklı programlar...

Çatışma, milyonların ekran başında tanık oldukları bir adamın kafasını delip onu kanlar içinde bırakan kan dondurucu sahneler!...

Ve bunu izleyen, çocuklarına da izleten ebeveynler!

Allah aşkına, söyler misiniz bana:

Durum böyleyken nasıl olur da sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir aile, sağlıklı bir iletişim ortamı hazırlayabiliriz!?

Geleceğe emin adımlarla ve güvenle nasıl ilerleyebiliriz!

İletişimin gerçeklerden koparılıp sanal, yapay ve sahte bir mecraya hapsedildiği bir ortamda konuşacak bir muhatap bulamazsınız.

O daldan o dala atlayan bazı kuşlar gibi saatlerce- ki bu bazen 6-7 saati de bulabiliyor- o platformdan bu platforma atlayarak boşu boşuna hebâ ediyoruz gittiğinde bir daha gelmeyecek olan en güzel, en verimli saatleri ve bundan da önemlisi sadece sağlığımızı değil bir zaman sonra sevdiklerimizi de kaybedebiliyoruz maalesef.

Karşısında muhatap bulmayan insanlar kim olursa olsun sizden soğur ve dinlenmediği, anlaşılmadığı, konuşmadığı ortamlardan uzaklaşma plânları yapar.

Oysa siz kafasını toprağa gömen deve gibi o kutuya gömerseniz kafanızı zamanla birçok şeyin elinizden kayıp gittiğini müşahede edersiniz.

Vakit varken; seven sevdiğini söylesin, özleyen özlediğini...

Selâm verin eşinize, eve gelen eşinizi kapıda karşılayıp, hoşgeldin deyin ona.

Çocuklarınızı çok ihmâl etmediniz mi?

Aynı sofra etrafında bir tas sıcak çorba içmeyi özlemediniz mi?

Çocuğunuzun ödevine yardım etmekten göğsünüzün kabardığı, çocuğunuzun "teşekkür ederim anneciğim, teşekkür ederim babacağım" diyerek yanağınıza kondurduğu sıcacık buseyle, yüzünüzün güldüğü günleri özlemediniz mi?

İletişim belki özlediğimiz, özendiğimiz bir şey olarak çok gerilerde kaldı belki. 21.yüzyıl bizi yönlendiriyor olsa da iletişimin gerçek frekansını yani kendi iç dünyamızı yeniden fabrika atlyarlarına döndürmek için çabalamamız gerekir.

İletişim günümüzün en önemli sorunlarından biri hâline geldi. Zira hiç kimse birbirini dinlemiyor, anlamıyor veya anlamak istemiyor. Psikiyatr ve psikologlar hınca hınç dolmaktadır. Aynı yastığa baş koyan insanlar bile kendi başlarına ortak bir paydada bulaşamıyor. İş ortakları da böyledir, ebeveyn ile evlat; evlat ile ebeveyn arasındaki ilişki de böyledir.

Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarırken; zehir zemberek, saçma sapan cümleler sarf ederek, muhatabımızı inciterek sağlıklı diyalog kuramıyoruz.

Dikkat edin, yine en ufak bir tartışmada bile medya dilini kullanır olduk: Argo kelimeler, rencide eden üstü kapalı söylemler...

Meydana gelen uzun kırgınlıklar, kızgınlık ve küslükler...

Umutulmamalıdır ki;

İnsan cüzî iradesini istediği şekilde kullanabilir.

Küçük bir tavsiye;

Siz ne olursa olsun tatlı dilinizle gönülden gönüle muhabbet köprüleri kurmaya çalışın.

Bireysel çabalar toplumsal başarıları da beraberinde getirecektir.

Abdulaziz ADAKAN 

~Şiir Yürekli Roman Yazarı ✍🏻 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Abdulaziz ADAKAN Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrasında Yeşeren Ümitler adlı eserlerin müellifi. Abdulaziz Adakan, 1985 yılında Van’ın Gevaş ilçesinde, sert bir Şubat soğuğunda dünyaya geldi. Eğitim hayatına Gevaş’ta başlayan Adakan, lise öğrenimini Van Mehmet Akif Ersoy Lisesi Yabancı Dil (İngilizce) bölümünden mezun olarak tamamladı. İlk ÖSS sınavında iki yıllık İlahiyat Fakültesini kazanmasına rağmen, maddi ve manevi imkânsızlıklar nedeniyle bu hayalini gerçekleştiremedi. Çocukluğundan beri yakasını bırakmayan sağlık sorunları nedeniyle eğitimine uzun bir ara vermek zorunda kalan Adakan, içinde ukde kalan üniversite hayalini yıllar sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Turizm Rehberlik bölümünü okuyarak gerçekleştirdi. Birden fazla ajanstan farklı diziler için oyunculuk teklifi almasına rağmen manevî sebeplerden ve bu sektörün ahlâkî değerlerden gün be gün uzaklaşması nedeniyle bu teklifleri reddedip sektörden uzak durmayı tercih etti. Şu anda memleketinden uzakta, inşaat sektöründe çalışmakta olan Adakan, zorlu çocukluk, gençlik ve evlilik dönemlerine rağmen sevgi, umut ve mücadeleyle dolu yaşamından ilham alarak kalemini edebiyat dünyasına adadı. Hem yaşadığı feci bir kaza nedeniyle ulaşamadığı çocukluk ve gençlik hayallerini hem de gerçek yaşam öyküsünü eserlerine yansıtan Adakan, yazın dünyasına güçlü bir giriş yaptı. 2025 yılında yayımladığı ilk romanı Uzun Bir Hikâye ve ilk hikâye kitabı Hayallerinin Peşinden Koş ile edebiyat dünyasına adım atan yazar, kalemiyle ilham vermeye devam etmektedir. Ayrıca, yazmakta olduğu yeni eserleriyle de edebiyat yolculuğunu sürdürmektedir. Yazdığı eserler'le gönül'den gönüle köprüler kurmayı hedefleyen Adakan,Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrası'nda Yeşeren Ümitler adlı kitaplarla Manevî Edebiyat'a Katkı ödülüne layık görülmüştür. Hâlâ yazmaya devam ettiği eserlerle edebiyat yolculuğuna kararlılıkla devam etmektedir. Abdulaziz Adakan, 2025 yılı itibarıyla Fikirizleri.com platformunda köşe yazarı olarak yer almakta ve yazılarıyla okurlarına dokunmaktadır. Son olarak Adakan, hayatını özetlerken şu sözleri dile getirmektedir: "Hâlâ nefes alıp verebiliyorsam, bunu sevgiye ve inanca borçluyum."