MANDALA

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Dairenin çevresinde başka daireler, onların çevresinde kareler, üçgenler ve birbirini tekrar eden ince çizgiler.

24 Ağustos 2026 - 10:05
24 Ağustos 2026 - 10:05 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 0  22
MANDALA

MANDALA

​Pencerenin aralığından içeri giren hava, perdeleri hafifçe kıpırdatıyor, duvarın üzerindeki gölgeleri yerinden oynatıyordu. Fakat odanın içinde garip bir dinginlik vardı. Sanki burası evin geri kalanından ayrılmış, zamanın biraz daha yavaş aktığı bir yerdi.

​Masanın üzerinde yuvarlak bir kâğıt duruyordu. Kâğıdın tam ortasında ise küçük bir daire vardı. Dairenin çevresinde başka daireler, onların çevresinde kareler, üçgenler ve birbirini tekrar eden ince çizgiler... Desen büyüdükçe karmaşıklaşıyor fakat hiçbir çizgi diğerinin önüne geçmiyordu. Her şey olması gerektiği yerdeydi. Desenin karmaşık olmasına rağmen gözü yormuyordu. Tam tersine, baktıkça gözleri merkeze doğru çekiliyordu.

​Çizgilerin arasında küçük semboller vardı. Bazıları çiçeklere, bazıları kapılara, bazılarıysa daha önce hiç görmediği şekillere benziyordu. Bütün bu işaretlerin gelişigüzel yerleştirilmediğini düşündü. Mandalanın merkezinden dışarıya doğru baktığında bir dünya görüyordu. Dışarıdan merkeze baktığında ise başka bir şey... Kendine benzeyen bir şey.

​Bu tür desenlere Hindistan ve Tibet'teki eski tapınaklarda rastlandığını biliordu. Yüzyıllardır insanlar bunları yalnızca güzel oldukları için çizmemişlerdi. Mandala, onlar için düzenin bir tasviriydi. Evrenin, insanın ve zihnin birbirinden tamamen ayrı olmadığını anlatan sessiz bir harita...

​Fakat onu asıl etkileyen şey, bu haritanın tamamlandığında sonsuza kadar korunmamasıydı. Bazı mandalalar günlerce süren bir çalışmanın ardından kumların üzerinden yavaşça dağıtılıyordu. Onca emek ve sabır... Tek bir hareketle yok oluşu. Bunu düşündüğünde içinde tanımlayamadığı bir duygu oluşuyordu. Belki de mandalanın anlamı tam olarak buydu: Bir şeyi kusursuz hâle getirmek için uğraşırken onun sonsuza kadar kalacağına inanmamak.

​İnsan da böyleydi. Hayatı boyunca kendinden parçalar topluyor, bazılarını saklıyor, bazılarını unutuyor, bazılarını da hiç kimsenin görmemesi için derinlere gömüyordu. Sonra bir gün, hiç beklemediği bir anda, bütün o parçalar karşısına çıkıyordu. Mandalanın da böyle bir tarafı vardı. İnsan çizdikçe kendinden bir şeyler bırakıyordu. Bazen seçtiği renklerde, bazen tekrar tekrar çizdiği bir çizgide, bazen de boş bıraktığı yerde...

​Belki de bu yüzden psikologlar ve sanat terapistleri yıllar içinde mandalalara farklı bir gözle bakmaya başlamıştı. Çünkü insan her zaman konuşarak anlatmıyordu kendini. Bazı şeylerin kelimesi yoktu. Bazı korkuların adı konulamıyordu. Bazı anılar anlatılmak için değil, yalnızca bir şekilde dışarı çıkarılmak için bekliyordu.

​Elindeki kalemi kâğıdın üzerine bıraktı. İlk çizgiyi nereye çekeceğini bilmiyordu. Sonra merkezdeki küçük daireye baktı. O kadar küçüktü ki bütün o büyük desenin içinde kaybolup gitmesi gerekirdi. Ama gitmiyordu. Tam tersine, her şey onun etrafında kurulmuştu.

​Belki de mesele, hayatındaki bütün parçaları düzene sokmak değildi. Belki mesele, bütün o karmaşanın ortasında kendine ait bir merkez bulabilmekti.

​DİLEK SARIKAYA

​Menajer: İlayda Can & Dilara Sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow