Kadın: Varlığım Sessiz, Çığlığım Yüksek

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
8 Mart 2025 - 00:32
 0  792
Kadın: Varlığım Sessiz, Çığlığım Yüksek

Kadın… Beş harften ibaret değil. Bir sözlük tanımına, bir role, bir kalıba sığdırılamayacak kadar derin, güçlü ve anlamlı. Üzerime herkes konuşmuş, yazmış, çizmiş, izlemiş… Ama belki de en az anlaşılan olmuşumdur.

Pembe kılıflara sarılmış, dört duvar arasına hapsedilmişim… Kocaya, eşe, anneye dönüşmeden eksik sayılmışım. Yüzyıllardır bir görev gibi görülmüşüm, omuzlarıma taşımak zorunda bırakıldığım roller yüklenmiş. Adıma methiyeler dizilmiş ama sesim kısılmış. Güçlü olduğumda “fazla sert,” kırılgan olduğumda “fazla zayıf” bulunmuşum. Susarsam kabullenmiş sayılmışım, konuşursam hadsiz. Gece yarısı hava almak ahlaksızlaştırılmışım, kahkaham neşem edepleştirilmiş. Koca dünyaya sığdırılamamışım.

Ve buna rağmen hep var olmaya çalışmışım. Hem de ne zor şartlar altında! Sokaklarda, evlerde, karanlık köşelerde… Her gün bir parça daha kırıldım ama yine de dimdik ayakta kaldım. Ben kadınım, sadece bir kimlik değil, bir savaşçıydım. Cinayetlere kurban gittim, sokaklarda kayboldum, gözlerim yaşla doldu. Birçok kadının adı, bir faili meçhul cinayetin parçası oldu, bedenim birer istismar alanına dönüştü. Ben sadece “cinsiyetimden dolayı” öldüm, tecavüze uğradım, tacize uğradım. Ve en acısı, çoğu zaman sesim duyulmadı. Çünkü bir kadının ölümü, bir erkeğin hatalarından daha az kıymetli sayıldı.

Ben her gün bir başka şiddetle, bir başka istismarla yüzleştim. İş bulmak için çırpındım ama işsizlik, umutsuzluk ve yetersizlik duygusu, hayatımı kasvetle doldurdu. Toplumun bana sunduğu seçenekler, yetersizdi. Çalışmaya çalıştım, ama ya alabileceğim iş yoktu, ya da bana layık görülen işler, insan onuruyla örtüşmeyen seçeneklerdi. Geçim derdi, her gün daha ağırlaşıyordu. Ama buna rağmen yine de hayatta kalmaya çalıştım. Her gün kendimi yeniden toplamak için bir neden bulmaya çalıştım.

Birçok kadın, tıpkı ben gibi, sadece bir kimlik değil, aynı zamanda bir kimlik arayışında. Ve bunun yanı sıra, yıllarca kaybolan hayallerin, yok sayılan kimliklerin de taşıyıcısıydı. Bu savaş, yalnızca kadının değil, aynı zamanda kız çocuklarının mücadelesiydi. Okula gitmek, eğitilmek, hayata bir adım daha yakın olabilmek için savaşan kız çocukları vardı. Ama onların hayalleri de en başta kayboluyordu. Birçok kız çocuğu, yalnızca cinsiyetleri yüzünden okul kapılarından çevrildi. Onların “fırsat” dediği şey, bir kadının rolünü oynamakla sınırlıydı; hayallerini ve umutlarını başkalarının hayallerine kurban vermek zorunda bırakılıyordu. Bu, benimle birlikte, her kadının acısıydı.

Ve sonra bir gün, gözlerimde yalnızca bir yorgunluk değil, tüm o acıların ve kayıpların derin izlerini fark ettin. Gülüşüm, eskisi kadar içten değildi. O kadar yıllık baskı, yorgunluk ve korkuyla şekillenen bir ruhum vardı ki, artık hayatı aynı neşeyle karşılayamıyordum. Çantamdaki anahtarlar, ellerimde bir ağırlık gibi duruyordu. Yavaş yavaş yürüdüm, bir zamanlar hızlı adımlarla geçirdiğim sokaklarda duraklayıp düşüncelerime yenildim. Çünkü her adımda, her nefeste, her gün bir şeyleri kaybetmiştim. Kaybolan, yalnızca neşem değil, kimliğim, hayallerim, özgürlüğüm oldu. Ve bir gün, gerçekten gülmeyi hatırladığımda, tüm dünyadaki engellerin kalkması gerekiyordu.

Kadın olmak, her zaman “fazla” olmaktan korkmaktı. Çoğu zaman, en büyük korkum kendimi ifade edebilmek, kendime ait bir ses yaratabilmekti. Kadın olmak, sesimi yükselttiğimde bastırılmaktı, sustuğumda ise yok sayılmaktı. Kendi kimliğimi bulduğumda, her şeyin üzerine yeni bir yük daha eklenirdi. Güçlü olduğumda sert, nazik olduğumda zayıf… Her halükarda bir eleştiriydi payıma düşen. Benim hayatta kalmam, bu sürekli yargılanma ve baskılara rağmen ayakta durabilmemdi.

Bir gün, kadınların “fazla” olmaktan korkmadığı, kimseye hesap vermek zorunda kalmadığı bir dünya olmalı. Bir gün, biz kadınlar sadece kendi iç seslerimizi dinlediğimizde, bir başka kimlik, bir başka kalıp bizlere dayatılmadığında… O zaman, gerçekten özgür olacağız. Çünkü kadın olmak, bir direniş değil, bir varoluş olmalı. O gün geldiğinde, biz kadınlar sesimizi yükselttiğimizde susturulmayacak, güldüğümüzde utanmayacağız. O zaman kadın olmak, sadece bir cinsiyet değil, bir insanlık onuru olacak. O gün, kadın olmak bir mücadelenin parçası değil, sadece varlığımızla bu dünyaya değer katacağımız bir alan yaratılacak. Ve biz kadınlar için, sadece hayatta kalmak değil, gerçekten “yaşamak” mümkün olacak.

Bu metin, sadece benim değil, her kaybedilen kadının ve çocuğun hikayesidir. Cinsiyetleri yüzünden öldürülen, susan, yok sayılan hayatlar… Her biri, yüreğimizde bir yara, bir çığlık olarak kalacak.
Nur içinde uyuyun güzel kadınlar…Ve unutmayın, sesiniz, karanlıkları yırtan bir ışık gibi hep var olacak.”

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Sude Arslan Sosyal Çalışmacı - Köşe Yazarı