Esrâr-ı Sükût

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Esrâr-ı Sükût

21 Ağustos 2025 - 13:22
21 Ağustos 2025 - 13:22 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 1  200
Esrâr-ı Sükût

Tasavvuftaki suskunluk, konuşmaktaki yorgunluktan değildir! Boş lafın girdabına kapılmamak ve cahilin içindeki çalkantıya dâhil olmamaktır. Şems-î Tebrîzî der ki:
                              
              "Sükûtun da bir sesi vardır. Onu duyacak yürek lâzım."


Sükûtun sesi, dış dünyadan gelen gürültüye rağmen kalbin özüne yönelen ince bir titreşimdir. Bu titreşim sabırla, tevekkülle ve derin bir teveccühle beslenir. Bugün zannedilen gibi "eziklik", ya da "delilik" değildir sükût. Sükûtun sesini duymak da her kulağa nasip olmaz. Bu suskunluk, acizliğin değil, idrakin nişanıdır. Sözün kendisini aştığı yerde başlar. Şöyle ki, bilgelik her zaman anlatmakta değil, anlatmamakta gizlidir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî der ki:

    "Cahiller karşısında kitap gibi sessiz ol. Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar.”

Cahilin karşısında susmak, acizlik değil; hikmettir. Çünkü her söz, yerini bulmadığında israf olur. Kitap gibi susmak, bilgiyle dolu olup da onu her an, her yere saçmamak demektir. Zamanı geldiğinde açılan bir sayfa gibi, söz de yerini ve vaktini beklemelidir. Kişi, sükûtun yerini bildiğinde nefsini terbiye etmiş, kalbini hikmete açmış olur. Olgunluk, susulacak yerde susabilmektir. Bu yüzden sûfîler, sükûtu bir ibadet gibi görmüş; kelâmı ise ancak hikmetle süslendiğinde dile getirmiştir. Konuşmak bir beceri olabilir; fakat sükût, bir irade ve zarafet ister. Çünkü susmak, sadece kelimeleri yutmak olarak nitelendirilmemeli; susmak, gönlün dile gelmesidir. Kalp konuştuğunda, dil susar. Gönül uyandığında, kelâm suskunluğa teslim olur. 


Her sükût, aynı zamanda bir vuslat özlemidir. Hakk’a ulaşmak, kelimelerle değil, hâl ile mümkündür. İnsan ne zaman susarsa, içindeki sesleri işitir; ne zaman içindeki sesleri işitirse, ilâhî davete kulak verir. İşte o zaman, sükût bir vuslat çağrısına dönüşür.


O davetiye geldiğinde güzel insanların acıları diner, İçsel sessizlik ne kadar derinleşirse, vuslat-ı ebedîye o denli doyulur. 

Harfsiz bir dua, sessiz bir aşk, görünmeyen bir cemâl… Susuş, sadece bir duruş değil; ilâhî huzurun önünde eğilmektir.

Sonunda, en çok sustuğunda duyulursun, en çok sustuğunda sevilirsin. Ne zaman ki kul nefsini susturup kalbini tezkiye ile arındırır, sükûtun hikmetiyle Hakk’a yönelirse; işte o vakit, nazargâh-ı ilâhî olan gönüle Rahmân’ın nazarı iner, ve kalp, Allah’ın rahmetinin  dokunduğu bir nokta olur.
 Susmak, ilâhî vuslatın kapısını aralayan en derin selâmdır; kelimelerin ötesinde kalbin nuruyla dolar, huzurla vedalaşır. Bu sessizlikte yürürken her adımında aşk ve sükût hep yol arkadaşımız olsun!


 “hoşgörün” efendim…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ali Koray Kaya Ali Koray Kaya, 6 Haziran 2007 tarihinde İstanbul'da doğdu. İlk öğrenimini İstanbul'da, orta öğrenimini Antalya'da tamamladı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü'nde öğrenciliğine devam etmektedir. Daha önce 3 kitabı çıkmış olup, pek çok edebiyat projelerinde yazıları yer almıştır. İnternette yazdığı yazılar yüzbinlerce okunmuş olmakla beraber ilgiyle takip edilmektedir. Yazıları aktif olarak pek çok sitede yayımlanmaktadır. Atatürk ve Cumhuriyet merkezli çalışan Kaya, aynı zamanda TRT kanalları da dahil olmak üzere 2 sene oyunculuk yapmıştır. Ayrıca Türk halk müziği ile ilgilenmekte ve sanatını icra etmektedir.