Bu Bir Mardin Hikayesidir.

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
31 Ocak 2025 - 14:34
31 Ocak 2025 - 14:34 ⏱ 18 dk Okuma Süresi
 0  823
Bu Bir Mardin Hikayesidir.

Sabaha karşı 

Tahir'in saçımı okşayarak sıcacık " Hayatım, geldik. " Diyen sesiyle gözlerimi açtığımda etrafıma şok içinde baktım. 

Kocaman, masmavi denizi görünce o an Mardin'den çok uzakta olduğumuzu anladım.

Sonunda başarmıştık işte olmuştu. Tahir'e baktım ve

" Kurtulduk mu yani? Bitti değil mi?" Diye sordum.

Tahir de cevap olarak sadece başını sallamakla yetindi. Kocaman köprüden geçti ve yola devam etti.

Şehir dışında bulunan kocaman orman içinde sıra sıra evlerin olduğu bir yerde araba durduğunda ise merakla bir karşımda bulunan eve bir de Tahir'e baktım ve " Burası mı?" Diye sordum

Tahir de " Evet, hadi gel." Diyerek arabadan indi. Ben de peşinden inerek eve doğru yürümeye başladım.

Ara ara bir kaç ev daha vardı. Ama sanki o an bizden başka kimse yoktu. Sadece cır cır böceklerinin sesi ve ara ara havlayan köpek sesi duyuluyordu.

Tahir cebinden çıkardığı anahtarla evin kapısını açtı ve eve girdi. Benim gelmemi beklerken ben de çoktan eve girmiştim bile..

Tahir kapıyı kapattığı sırada ben de evi incelemekle meşgüldum. Ev küçük, şirin bir evdi. Sadece iki odası bulunuyordu. Tahta camlardan karşıda bulunan kocaman orman görünüyordu.

Tahir yanıma geldi ve bana sımsıkı sarılarak " Şimdilik bu gece idare edeceğiz. Yarın bakarız artık. " Dedi.

Bir süre öylece durduk. Ardından da Tahir kendini geri çektiğinde bana baktı ve " Aç mısın?" Diye sordu. Ona bakarak sadece başımı salladım.

Tahir de bana bakarak

" Tamam, ben gidip bir bakayım. Yiyecek bir şeyler var mı?" Diye sordu.

Ardından da mutfağa giderek buzdolabına bakmaya başladı. Ev küçüktü ama sadece bize aitti. Benim ve Tahir'e....

O an gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Her yer huzur kokuyordu. Öyle ki annemin ve babamın kavga etme sesi yoktu. Babamın annemi dövdüğü, annemin ağladığı zamanlar yoktu. 

Gözlerimi açtığımda Tahir'i yemek yaparken buldum. Hemen yanına giderek onu izlemeye başladım.

Bir süre sonra da evin önünde bulunan kocaman masada yemek yerken bir ara Tahir'e baktım ve " Bizim yokluğumuzu fark ettiler mi acaba?" Diye sordum.

Tahir cevap vermeden bana bakarken ben de o anlar aklıma geldiğinde ise zoraki gülümseyerek " Kesin babam çok kızmıştır. Sinirini her zaman ki gibi annemden çıkartır. Ah, canım annem. Bazen babam bana vurmasın diye önüme geçerdi. " Dediğim sırada o an gözümden bir damla yaş süzüldü.

Tahir de bu halimi görünce bir anda elimi tuttu ve bana baktı. Ona zoraki gülümseyerek hemen aceleyle göz yaşımı sildim.

Yemekten sonra da birbirimize sarılarak öylece ormana bakıyorduk. Uykumuz gelince yatağa giderek yattık.O gece de öyle bitmişti. 

Sabaha kadar gözüme uyku girmedi. Sabahleyin de erkenden kalkıp salona indim.

Tahir de bir süre sonra yanıma gelerek bana baktı ve " Hazır mısın? Bugün büyük gün. " Dediğinde heyecanla ona bakarak başımı salladım.

Evden çıkıp belediyeye gitmek için arabaya bindik. Tahir önceden her şeyi ayarlamıştı. Geriye bir tek nikah kıymak kalmıştı.

Bugünden itibaren Tahir'in eşi olarak yeni bir hayata başlayacaktım. Arabaya bindiğimiz sırada yola koyulduk. 

Öte yandan ise annemler de benden gelecek iyi bir haberi bekliyordu. Hiç biri sabaha kadar uyumamıştı.

Salonda oturdukları sırada ise adamlardan biri babamın yanına geldi ve kulağına eğilerek bir şeyler söyledi.

Babam da sadece başını sallayarak ayağa kalktı. Annem ona merakla baktı ve " Nereye bey?" Diye sordu. 

Babam da anneme döndü ve

" Asi'yi bulduk. Onu, alıp geleceğim. " diyerek kapıdan çıktı. Tabi ki de sağ salim getirmeyecekti. Sadece annem rahat etsin diye öyle demişti.

Arabaya bineceği sırada Mahir de koşarak babamın yanına geldi ve " Babacığım, izin verin de bu işi ben üstleneyim. Sonuçta namus benimdir." Diye sordu. 

Babam bir süre cevap vermeden öylece durdu. Ardından da başını salladı. 

Mahir de memnun olmuş olacak ki kısa bir baş selamı verdikten sonra da hemen aceleyle arabasına bindi ve yola koyuldular.

Biz ise her şeyden habersiz çoktan belediyenin önüne gelmiştik. Araba durduğunda ise heyecanla arabadan indim.

Bir süre yerimde durup belediyeye baktım. Heyecandan içim içime sığmıyordu.

Tahir yanıma geldi ve elimi sımsıkı tutarak bana başıyla hadi, diyerek içeriye girmemiz için işaret etti.

Ben de derin bir nefes aldım ve başımı salladım. Ardından da birlikte içeriye girdik.

Kocaman, salona girdiğimde ise her şey hazırdı ve bizi bekliyorlardı. Tahir nikah memuruyla el sıkıştıktan sonra da yerimize oturduk.Nikah başlamıştı. 

Her şey yolunda gidiyordu. Ama bu güzel anın bozulacağını, gelinliğimin beyaz değil de kana bulanacağını nereden bilebilirdim.

Tam " Evet." Diyordum ki o an göğü yaran bir kurşun sesi duyuldu. Herkes korkuyla oradan oraya koşmaya başladı.

O an anlamıştım, sonumun geldiğini.. Kapıdan giren elind e silah olan bu, hayatımın kabusu olan adamı tanıyordum.

Öfkeli gözlerle bir bana bir de Mahir'e bakıyordu. Korkuyla

"Mahir." Dedim.

Bizi nasıl bulmuştu. Tahir de pis pis gülerek başını sallayarak " Mahir ya! Ulan benden kaçabileceğinizi mi sandınız? Sen, benim olanı benden nasıl alırsın?" Diyerek Mahir 'e silahı doğrulttu.

Korkuyla başımı iki yana sallayarak " Mahir , yapma. " Dediğim sırada ise Tahir de öfkeyle " Nereden senin oluyor. Ben, çocukluğumdan beri bu kıza sevdalıyım.. Asıl sen benim elimden aldın onu. Şimdi bu, arkanda duran adamları da topla ve git buradan. Haydi." Diyerek bağırdı.

Tahir ise o an öfkeyle havaya bir el sıktı. Korkuyla yere eğilerek kulaklarımı kapamış ve başımı ellerim arasına almıştım.

Mahir ise bana bakarak" Asi, buraya gel." Dediğinde o an donup kaldım. 

Ne cevap verebiliyorum, ne de bir adım atabiliyordum. Mahir bir kez daha "Asi." Diye bağırdığı sırada o anın şokuyla yerimde sıçradım.

Tahir bana bakarak başını iki yana sallayarak " Yapma, sadece blöf yapıyor. Dinleme onu.'"Dedi. 

Tahir de " Sen, sus." Dedikten sonra da bana baktı ve " Son kez söylüyorum. Geliyor musun gelmiyor musun? Eğer kalırsan bu, senin için hiç iyi olmaz." Diyerek açıkça beni tehdit etti.

Tam ayağa kalkarak Tahir'e baktım ve " Özür dilerim." Dedikten sonra adım atıyordum ki Tahir o an kolumdan yakaladı. 

O sırada ise bir kurşun sesi duyuldu. Hayatımı mahveden, benim beyazımı siyaha, gündüzü geceye, yazı kışa çeviren bir kurşun sesi.

Daha ben ne olduğunu anlayamadan Tahir yerinde sendeledi. Merakla kaşlarımı çatarak ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Tahir yere yığılırken bile gözleri bir an olsun benim gözlerimden ayrılmadı

Tahir kollarımın arasına düştü. O an ilk önce elime kırmızı sıcak bir sıvı geldi. Hayır hayır! Ne olur Allah'ım. Bu, olmasın..

Başımı kaldırıp Mahir'e baktığımda ise onun silahını Tahir'e hala doğrulttuğunu gördüm

" Ne yaptın sen? Sen, ne yaptın?" Diye bağırdım. 

O an yere yığıldım ve 

korkuyla " Tahir. " Diye bağırdm ve ona sımsıkı sarıldım. O an hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

Bir yandan da Tahir can çekişiyordu. Bana bakarak zar zor elini kaldırdı ve " Ağlama. Benim, güzel Asim." Dedi.

Ona bakarak " Tahir, dayan. Bak, ambulans gelecek. Ne olur beni bırakma." Diye bağırdım.

O an etrafta bulunan insanlara da " Yardım edin." Diyerek yardım istedim. Ama kimse yardım etmiyordu.

Tahir'e baktığımda ise gözleri yavaş yavaş kapandığını gördüm. Korkuyla " Hayır, hayır Tahir. Aç gözlerini. Beni bırakma. Tahir." Dediğim sırada ise Tahir'in başı yana düştü

O gün benden sadece sevdiğim adamı almadı. Benden mutluluğu huzuru, aşkı da aldı. Geriye sadece bundan sonra intikam almak için yaşayan bir Asi kaldı.

Hani derler ya, " Oysa herkes öldürür sevdiğini...." diye.

Mahir bir kurşunla Tahir'i öldürmemişti. Beni de öldürmüştü. 

O an bir şarkı çalmaya başladı. " Oy, Asiye. Asiye.Tütün koydum testiye.."

O an beni Tahir'den söküp alırken bir yemin ettim. Ben, Asiye. Bekleyin beni, intikam için geliyorum....

Ne kadar süre Tahir'e sarılı kaldım bilmiyorum. O kadar çok ağlamıştım ki gücüm tükenmişti. Sadece omuzlarım inip kalkıyordu. 

Tahir ise öylece yerde yatıyordu. Bunun bir rüya olmasını isterdim. Uyanmayı ve Tahir'in saçlarımı okşayarak " Geçti, güzelim. Ben yanındayım. Korkma. " Demesini.... Ah, ne çok isterdim. 

Ama rüya değildi. Bu, yaşadıklarım tamamen kabustu. 

Son bir kez Tahir'in o güzel, yakışıklı yüzünü ellerim arasına aldım ve son bir kez sevdiğim adamın alnına uzun bir öpücük bıraktım.

Bir yandan da doya doya o mis gibi kokusunu içime çektim. Bir daha asla bu kokuyu koklayamacaktım. Ona sımsıkı sarılamayacaktım.

Sonra da Mahir'e dolu gözlerle bakarak " Mahir, ne olur bir şey yap. Ambulans çağır. " Dediğimi hatırlıyorum....

Mahir'in de beni umursamaz bir halde adamlarına

" Götürün şunu. " Dediğini hayal meyal hatırlıyorum...

Bu anı bozan, beni Tahir'den ayırmaları oldu. Ellerimiz her ne kadar istemesem de birbirinden ayrıldı. 

Son gücümle beni tutan adamlara " Bırakın, beni. Tahir'i burada bırakamam. " Diye direndim ama beni dinlemediler. 

Kapıdan çıkmadan önce de son bir kez dönüp sevdiğime baktım. 

Adamlar beni karga tulumba arabaya bindirdiler. Kaçmayayım diye de iki yanıma oturdular. 

Mahir de bir kaç dakika sonra 

arabaya bindiğinde araba hareket etmeye başladı.

Yola koyulduğumuz sırada gözlerimi kısarak ona baktım ve " Şimdi ne olacak?" Diye sordum.

Mahir benim aksime gayet rahat bir şekilde öne doğru eğildi. İşte şimdi burun burunaydık.

Bu, yakınlıkta olmamız, beni ürpertiyordu. O yüzden de titremeye başlamıştım. Ama bunu Mahir'in görmemesi lazımdı. Cesur olmalıydım.

Mahir soğuk bir ses tonuyla

" O, adamın yaşayıp yaşamaması sana bağlı. Eğer uslu durursan yaşar. Ama bana kafa tutarsan onun mezarının başında Fatiha okursun. " Dedi.

Yok bu adam ruh hastasıydı. Tahir'i göz göre göre ölüme terk edecekti. Üstelik Tahir masumdu, onun beni sevmekten başka bir suçu yoktu.

Ah, Tahir keşke benim karşıma hiç çıkmasaydın. Derin bir nefes aldım ve aynı ses tonuyla Mahir'e " Senden korkmuyorum, bu bir ve asla senin karın olmayacağım. Bu da iki. "dedim.

Aklı sıra Mahir'e meydan okuyordum. Mahir'in ise bunun üzerine cevabı sadece tek kaşını kaldırmak oldu.

  

En sonunda eve geldiğimizde Mahir önden indi. Ben ise olduğum yerde oturmuş öylece ona bakıyordum.

Mahir bana baktı ve " İn aşağıya." Dediğinde ona cevabım sadece " İnmeyeceğim." Diyerek omuz silkmek oldu.

Mahir derin bir nefes aldı ve gür bir sesle " Sana in dedim." Dediğinde olduğum yerde sıçradım.

Mahir benim inat ettiğimi görünce yanında duran adamlara baktı ve baş işaretiyle " İndirin şunu." Diyerek beni arabadan indirmelerini istedi.

Adamlar da aldıkları emir üzerine harekete geçtiler. İki adam beni kollarımdan tuttuğu sırada ise ben de onlara baktım ve son gücümle " Bırakın beni. Size bırakın dedim. " Diye bağırdım. 

Ama bu adamların umrunda olmadı. Aksine kollarımda baskı daha da arttı. Adamlar beni sürükleyerek hemen karşımızda bulunan eve doğru götürdüler.

Eve girdiğimizde ise Mahir de arkamızdan sanki az önce beni alıkoyan olan kendisi değilmiş gayet rahat bir şekilde eve girdi. 

Adamlar Mahir'e baktı ve

" Abi, emrin ne?" Diye sordu. Mahir de cevap vermeden önce durup kısa bir süre beni baştan aşağı süzdü

Ardından da bakışlarını adama dikti ve " Kızı, Bodrum'a götürün. " Dediğinde adamlar da denileni yaptı.

Merdivenlerden aşağıya indiğimizde ise beni karanlık karşıladı. 

Bir süre yürümeye devam ettik. Ardından da en sonunda demir bir kapısı olan odanın önünde durduğumuzda ise adamlardan biri sürgülü kapıyı sonuna kadar açtı.

Diğeri de beni içeriye hızla ittiği sırada ise darbenin etkisiyle yere düştüm. Ağzımdan bunun üzerine küçük bir acı dolu inilti çıktı.

Başımı yavaşça kaldırıp kapıya baktığımda ise kapının kapandığını gördüm. Hemen ayağa kalktım ve kapıya koştum.

Var gücümle bir yandan " Çıkarın beni buradan." Diyor, diğer yandan da kapıya vuruyordum.

Ama kimse beni duymuyordu. Koskoca mahzende benden başka kimse yoktu. Sesim mahzen boş olduğu için yankılanıyordu. Bunun üzerine de sadece kendi sesimi duyuyordum.

Kaç saattir kapıya vurdum hatırlamıyorum. En sonunda gücüm tükenmişti. Olduğum yere hıçkırarak diz çöktüm ve kapıya başımı dayadım.

Ara ara odaya yemek getirmek için girenler oluyordu. Onun dışında ise tek başıma kalıyordum.

Yorgunluktan bitap düşmüş bir halde uykuya daldığım sırada ise de ara ara kabus görerek uyanıyordum. Hep gözümün önünde Tahir'in yere düştüğü an geliyordu.

Yaşıyormuydu, hayatta mıydı? Yoksa biri

 onu kurtardı mı hiç bilmiyordum.

Gece mı gündüz mü, günlerden hangi gün onu bile bilmiyordum. 

Ara ara duvara tırnaklarımla işaret atıyordum. Bu koca odada neredeyse kafayı yiyecek hale gelmiştim.

 ay sonra 

Tahir'i o gün çevredeki insanlar bulmuş ve hastaneye getirmişti. Tahir'in anne ve babası ise hala bir mucize olmasını bekliyordu.

Tahir'in annesinin göz yaşı o günden beri dinmemişti. Ara ara kendi kendine " Benim oğluma bunu kim yaptı, nasıl kıydılar sana?" Diye feryat ediyordu.

Hemşireler ise onu zor sakinleştirmişti. Tahir'in babası ise öylece olduğu yerde oturuyordu. 

En sonunda doktor odadan çıktığında ise ikisi de heyecanla yerinden kalktı ve doktorun yanına koştu.

Doktora baktı ve " Doktor bey, oğlumun durumu nasıl?" diye sordu. 

Doktor ikisine birden kısa bir süre baktı. O an sanki asırlar geçmiş gibiydi. 

Doktor ikisine birden  "Her gün bu soruyu soruyorsunuz ama maalesef oğlunuzun durumu stabil." Dediğinde yine iki yaşlı insanın hayali yerle bir oldu. Umutları tükendi.

İkisi de başlarını sallayarak" Anladım doktor. Sağ olun." Dediğinde ise doktor da yanlarından ayrıldı.

Tahir'in babası ise eşinin omzuna elini koydu ve

" Umudunu yitirme hanım. Oğlumuz kurtulacak. Yine eskisi gibi gülüp eğleneceğiz. " Dedi.

O sırada Mahir de odaya girdiğinde ise ben zar zor başımı kaldırıp kapıya baktım. 

Mahir yanıma geldi ve saçımı okşamak için elini uzattığı sırada hemen kendimi geri çektim ve ona iğrenen bir halde bakarken " Dokunma bana. " Diye bağırdım.

Mahir de buz gibi soğuk bir ses tonuyla bana " Hiç bir şey yenemişsin. Hasta olacaksın. Hem bak daha nikah günü alacağız. " Dediğinde ona sinirle gülerek " Ölsem daha iyi ya. Sen benim bu hayatta yaşama sevincimi elimden aldın. Benden daha ne istiyorsun? Ha, ben seni sevmiyorum. Sevmeyeceğim de. Senin asla ama asla eşin olmayacağım. Sen iğrenç bir insansın. " Dediğinde yüz ifadesi sertleşti.

Ona baktım ve " Tahir'in anne ve babası seni görseler ne yaparlar biliyor musun?" Diye sordum..

Mahir de tek kaşını kaldırarak bana baktığında ise ona baktım ve " Yaklaş." Dedim.

Mahir bana yavaşça yaklaştığı sırada ise onun yüzüne " İşte bunu." Diyerek tükürdüm.

Mahir o an sinirle gözlerini yumdu. Ardından da bana bakarak tokat atmasıyla başım yana savruldu.

Bana baktı ve bir anda boğazıma yapıştığı sırada nefes alamadım.

Gözlerim kayıyordu. Bir yandan da kurtulmak için Mahir'in eline vurdum.

Mahir de bana " Seni şimdiye kadar öldürmedim. Ama beni sakın zorlama. Benimle iyi geçinmeye bak. Tahir'i unutacaksın. Yakında benim karım olacaksın. Anladın mı?" Diye sorduğunda ise zar zor başımı salladım.

Mahir bir anda beni sertçe ittirdiği sırada ise olduğum yerde öksürmeye başladım.

O sırada kapı açıldığında ise Mahir de o tarafa baktı. Adamlardan biri telaşla Mahir'e " Abi, önemli bir şey oldu." Dediğinde Mahir de kısa bir süre bana baktıktan sonra dışarıya çıktı.

Ben de hemen kapıya gittim ve nefesimi tutarak konuşmaları dinlemeye başladım.

Adam " Abi, bu bizim öldürmek istediğimiz adam. Tahir. Yaşıyor. " Dediğinde o an sevinçten havalara uçacaktım.

Gözlerimden yaşlar akarken küçük bir kahkaha attım. Yaşıyordu, benimleydi. Beni bırakmamıştı. 

O an bir süre ses gelmedi. Merakla Mahir'in ne diyeceğini dinlemeye başladım. 

Mahir sinirle " Bu, nasıl olur? Onun oradan sağ çıkmaması gerekiyordu. " Diye kükredi.

Adam da Mahir'e korku dolu bir sesle " Ne yapalım abi?" Diye sordu.

Mahir de " Başladığımız işi yarım bırakmayın. Söyle adamlara. Hastaneye biri gitsin ve kalan işi halletsin. " Dediğinde ise o an dünyam başıma yıkıldı

Bu nasıl olurdu. Daha sevdiğime kavuşmadan, onun yaşadığına sevinemeden onu bir kez daha kaybedecektim

Hayır hayır buna asla izin veremezdim. Düşün düşün. Bir şey bulmam lazımdı.

Ayağa kalktım ve odada kaçmak için bir şeyler aramaya başladım. 

En sonunda ayna gözüme çarptı. Aynayı elime aldım ve ayağımla parçaladım

Parçalardan birini de kolumun içine sakladım. Evet, Mahir odaya girdiğinde ise bunu ona karşı kullanacaktım.

Adamlar gitmiş olacak ki ses kesilmişti. Geriye bir tek Mahir'in odaya girmesi kalmıştı. Mahir bu odaya eninde sonunda girecekti.

Adamlar ise evden çıkarak hastaneye gitmek için arabaya bindiler. Araba yola koyuldu.

En sonunda araba hastanenin önünde durduğunda ise adamlar arabadan inip hastaneye girdi.

Orada bulunan görevliye baktılar ve Tahir'in hangi katta olduğunu sordular. 

Hemşire Tahir'in yoğun bakımda olduğunu söylediği sırada ise adamlar teşekkür ederek hızla merdivenlerden yukarıya çıktı.

Adamlardan ikisi gözcü olurken diğeri de sanki doktormuş gibi sakin ve rahat adımlarla yoğun bakıma ilerledi. Hem böylece kimse ondan şüphe etmeyecekti. 

Şanslı gününde olmuş olacaktı ki yoğun bakımın önünde kimse yoktu. Bu süre işini halledip çıkması için yeter de artardı bile.

Adam yoğun bakımın önünde durdu. İçeriye girmeden önce de durup kısa bir süre etrafına gelen giden kimse var mı diye baktı.

Ardından da yoğun bakımın yanında bulunan tuşa bastığında ise otomatik kapı sonuna kadar açıldı. 

Adam yoğun bakıma girdiğinde ise gördüğü kişiyle yerinde durdu. İşte oradaydı.

Yüzünde sinsi bir gülüşle Tahir' e doğru yaklaştı. Bir süre hareketsiz yatan adama baktı ve o an eli cebine gitti

Eline aldığı içinde zehir bulunan enjektörü yapmadan önce adama baktı ve " İyi uykular." Diyerek tam enjektörü yapıyordu ki o an otomatik kapı açıldı. 

Adam da o an donakaldı. Arkasını dönüp gelen kişiye baktı. 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Merve Geçit 16. 09. 1994 yılında Erzurum'da doğdum. Küçük yaştan beri şehir şehir gezdim. En sonunda ise Kıbrıs Lefkoşa Türk lisesinden mezun oldum. Yazmayı, kitap okumayı müzik dinlemeyi film izlemeyi müze gezmeyi yeni yelrer keşfetmeyi çok severim. İlk kitabım bir sene önce çıktı. Şimdi ikinci kitabımı bastırıyorum. Tam 8 yıldır internetten hikayeler yazıyorum. Şu an özel bir şirkette tasarımcı olarak çalışıyorum.