Kanla Yazılan Yemin

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
30 Ocak 2025 - 18:22
30 Ocak 2025 - 18:22 ⏱ 1 dk Okuma Süresi
 2  821

1.BÖLÜM:SOĞUK NAMLU

Özlem Yılmaz'dan

2008 Adana

Huzurlu uykumdan ablamın sesi ile kalktım "Özlem hadi kalk" diye başımda bağırıyordu. Artık pes edip kalktım. 

Ardından hemen banyoya geçip elimi yüzümü yıkadım. Sonrada annemin hazırladığı o mükemmel sofraya geçtim. Abim her zaman ki gibi enerjikti. Bir ablamla bir benle uğraşıyordu. Evet tahmin ettiğiniz gibi evin en küçük kızıyım ve üniversite sınavına hazırlanıyorum. 

Her ne kadar ablam asker veya polis olmamı istesede ben doktorluk istiyordum. Bunun için çok çalışıyordum.

"Anne benim bugün kütüphaneye gitmem lazım" dedim. Annemde "Tamam kızım git zaten bugün pek bir işim yok sen hemen git hazırlan geç kalma" dediği için hemen odama geçip hazırlanmaya başladım. 

Altıma siyah boru paça pantolon üzerine ise kemer hizasında siyah bir crop giyindim. Hava soğuk olduğu için üzerime dizimin biraz üzerinde biten bir kaban aldım ve tabiki de siyah bir çanta. Bugün ful siyahtım tahmin ettiğiniz gibi siyah giyinmeye bayılıyorum. Saçımı hemen ensemde bir topuz yaptım öndende perçemlerimi bıraktım. 

Dış görünüşümü sorucak olursanız 1 78 boyum , mavi gözüm, siyah saçlarım, beyaz tenim, küçük bir burnum ve dolgun dudaklarım  vardı. 

Kütüphanede uzunca bir vakit geçirdikten sonra evin yolunu tutum. Eve gittiğimde hüzünlü bir hava vardı. Anneme ne olduğunu sordum, aldığım cevapla ile olduğum yere mıhlandım. "Kızım ablana ve abine sınır dışında çok tehlikeli bir görev çıkmış 3 aydan aşağıya dönmezlermiş." dedi. 

Abim gayet sakindi çünkü 2 tim gidiceklerdi. Biri abimin diğeri ablamın içinde bulunduğu timmiş. 

Bide biri yetmiyormuş gibi ikisi gidecekmiş. Ben nasıl dayanırdım. Onları çok seviyordum onlara çok bağlıydım. Abimi babam yerine koymuştum ablam ise bu süreçte bana çok yardımcı olmuştu. Bu yüzden yerleri bende apayrıydı. 

"Ne zaman gideceksiniz?" diye sordum abim"2 gün sonra gidilicek"dediğinde 2. Bir şok yaşadım. "En azından gidene kadar sizle zaman geçirim" dedikten sonra gözlerim doldu. 

"Ya size birşey olursa ben ne yaparım?" dedim. Sonra gözlerimden yaşlar akmaya başladı durduramıyordum. Abim yanıma geldi ve bana sarıldı "Bizde seni bırakıcak göz varmı ben daha seni doya doya sinir edemedim. Ayrıca biliyorsun biz bu yolda şehitte düşebiliriz tek diyeceğimiz vatan sağ olsun. Bunu sende biliyorsun. " dedi yüzünde acı bir tebessüm vardı. 

Ardından ablam yanıma geldi ve o da sarılarak "Evet abim haklı. " dedi ve bu sözleriyle ben daha fazla ağlamaya başladım. 

                                                                          ????????

2024 Ankara

Yine düşünceler beynimi istila etmişti. Her ne kadar bu anıları unutmaya çalışsamda sürekli aklıma geliyordu ve sinir krizim kaçınılmaz oluyordu. Bu hastalıkla nasıl asker hatta Yüzbaşı olduğumu sorucak olursanız. Nadir sinir krizi geçiriyordum kriz dediğime bazı şeyleri yıkıp dökmek arada bayılmak. 

Ayağa kalkıp "Gülşah hadi uçağı kaçırıcaz"dedim  Bu kız beni gerçekten çıldırtıcak.Diye içimden geçirdim "Ay hadi ya" diye yükselince Gülşah hemen odadan koşar adımlarla çıktı. "Ay ne be sende iki dakika sabır edemiyorsun. Ne var geç kaldıysak?" diyerek isyan etti. 

Bu lafına göz devirerek cevapladım. "Gülşah farkındaysan Hakkari Çukurca'ya tayinimiz çıktı ve bugün timle tanışıcaz yetişmemiz lazım." derken dışarı çıkıp ayakkabılarımızı giyinmiştik. 

Merdivenlerden inerken konuşamaya devam ettim "Ayrıca nasıl aynı anda aynı yere tayinimiz çıktı anlamadım." dediğim şeye Gülşah göz devirmişti "Ya sende herşeyin altında bir şey arıyorsun söylemeyim diyorum ama senin tayinin Hakkariye çıkınca seni tek bırakmak istemedim babamdan yardım aldım biraz. Ama biliyorsun dile getirmeyi sevmiyorum." dedi

Biliyordum Atilla baba Albaydı ve Gülşah'ın babasıydı. Neden baba dediğimi sorucak olursanız. Babam gittiğinde zor duruma düşmüştük Gülşah ta iyi niyetle babasına söylemişti o gün bu gündür ona baba demem için baskı yapıyordu. Bende artık bu durumu kabullenip ona baba demeye başlamıştım. Ben bunları düşünürken arabamın yanına gelmiştik. Hemen arabaya bindik ve havalimanına doğru yola koyulduk. 

       Havalimanından içeriye geçerken "Off kesin geç kaldık ya"diye söylenmeye başladım.Gülaşh göz devirerek beni cevapladı.

"Özlem Allah için artık söylenme."dedi

              Haklıydı çok söyleniyordum ama kendime engel olamıyordum haksız olduğum yerde söylenmezdim ancak haklı olduğum yerde de susmazdım.

"Tamam haklısın çok söylendim ama geç kalma gibi bir lüksümüz yok."dedim. Ama Gülşah konuyu değiştirmeyi seçti 

"Facia üçlünün haberi varmı?"diye bir soru yöneltti. Facia üçlü olarak bahsettiği kişiler Baran,Fatih ve Alpti. Onları 12 yaşındayken tanımıştım ve o günden sonra hiç bağımız kopmadı. 

"Yok onlara süpriz yapıcam daha söylemedim."dedim evet çocukluk arkadaşlarımla aynı şehire hatta aynı ilçeye tayinim çıkmıştı.

                                                                               ????????

        Karargahın önünde taksiden indik valizleri bagajdan çıkardım. İçeriye girerken askeri kimliğimi nöbetiçi askere gösterdim ve Gülşahla birlikte odalarımıza doğru yürümeye başladık.

     Odamın kapısını açtım hiç vakit kaybetmeden valizimi odaya bırakıp çıktım. Gülşah'ın odasına gittim. "Hadi albayın odasına"dedim ve beraber yürümeye başladık. Çok tuhaf bir şekilde hiç konuşmuyoduk.

  Albayın odasına  gelmiştik kapıyı 3 defa tıklattım içerden gelen "gel" komutuyla kapıyı açtım ve tekmil verdim

"Yüzbaşı Özlem Yılmaz Adana emredin komutanım"

Asteğmen Gülşah Vurdem İstambul  emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım".

"Rahat. Geçin oturun" dedi Atilla Albay.

Masasının önündeki koltuklara oturduk.Atilla albay konuşmaya başladı.

"Hiç uzatmadan görevlerinizi söylüyorum. Özlem sen Akrep Timi nin komutan yardımcısı olucaksın. Gülşah sen timin istihbartçısı Baran'a yardım ediceksin. Anlaşıldı mı?"

"Emredersiniz komutanım" dedik

"Evet çocuklar rütbeden çıkabiliriz. Nasıl geçti yolculuğunuz?"diye sordu. Ardından Gülşah konuşmaya başladı. 

" İyi geçti. Eee biz ne zaman tanışıyoruz timle?"

"Şimdi"diyip ayaklandı Atilla Albay. Bizde hemen ayağa kalkıp peşine takıldık. Odadan çıkıp bahçeye doğru yürümeye başladık. 

                                                              ????????  

OĞUZ ALİ'NİN ANLATIMIYLA

Beni düşüncelerimden ayıran Emre' nin sesi oldu 

"Maşşallah yine çok mutlusunuz komutanım" dedi

"Ne yapayım oğlum? Boş boş geyik yapıyorsunuz" diye her zamanki cevabımı verdim. Tam Emre cevap vericekken içeriye nöbetçi asker girdi.

"Başçavuş Barış Bozkurt.Atilla Albay sizi odasına çağırıyor acilmiş."dedi

"Tamam geliyorum"dedim ve Albayın odasına doğru yürümeye başladım. 

              Kapıya üç kez tıklattım içerden yükselen "gel" komutuyla içeriye geçtim ve tekmil verdim.

"Binbaşı Oğuz Ali Korkmaz Rize emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım."

"Rahat"dedi ve parmağıyla masasının önündeki koltuğu işaret etti "Geç otur" dedi lafını iki ettirmeyip oturdum.

"Seni niye buraya çağırdım elbette merak ediyosundur. Time yeni iki kişi geliyor. Biri Yüzbaşı Özlem YIlmaz senin yardımcın olucak yani şehit Yüzbaşı Ömer yerine gelicek.Diğeri ise Astsubay Gülşah Vurdem Baran'a istihbaratta yardım edicek."

"Komutanım saygısızlık yapmak istemem ama Ömer Şehit düşeli ay olmadı onun yerine birini getiriyoruz üstelik Ömer Askeriyedeki hain yüzünden şehit düşmüşken."

"Evet bende bu durumda kimseyi time almazdım ama ben Özlem ile Gülşah'a canımı emanet edicek kadar güvenirim. İçin rahat olsun."

"Ama ko-"derken Albay sözümü kesti

"İtraz istemiyorum Binbaşım. Tim iki saate bahçede hazır olsun."dedi

"Emredersiniz konutanım"

"Çıkabilirsin"

    Hızlı adımlarlarla odadan çıktım. Dinlenme odasına geçtim herkes ayağa kalkıp asker selamı verdi.

"İki saate bahçede hazır olun time yeni iki kişi katılacak"dedim ve dinlenme odasından çıkıp bahçeye doğru yürümeye başaldım. Bahçeye çıkıp bir banka oturdum. Karşıma bakınca Emre'nin geldiğini gördüm. Yanıma geldiğinde konuşmaya başladı.

"Rütbeden çıkabilir miyiz?" diye bir soru yönetti.

"Çık ama yarım saat." diye bir şart koştum çünkü obür tülü çenesinden kurtulamazdım.

"Off hep Bi gerginlik hep Bi resmiyet bu ne ya" göz devirince tekrardan konuşmaya başladı.

"Sana bir şey diyorum cevabın hırr, gel konuşalım diyorum cevabın hırr ne biçim iletişim bu"

"Emre" dedim sert bir ses tonuyla. Sonra konuşmaya devam ettim "Ayrıca kızmakta haklıyım Ömer şehit düşeli bir ay olmadı yerine birini getirdiler. Üstelik Ömer içimizdeki hain yüzünden şehit düşmüşken." 

"Ya işte Atilla Albay tanıyormuş sende olayı büyütme. Allah Allah ya" diye çıkıştı

"Onlar daha gelmeden ben onlara tilt oldum. Ben bu karargahtan deliler hastanesine gidicem."diye bağırarak yanımdaki çöp kutusuna tekme attım.

" Oğuz Allah için artık Bi sakin ol bak seni kaç yıldır tanıyorum tanıdığımdan beri de sinirlisin."dedi ve ardından devam etti." Tamam hadi gidip hazırlanalım. "dedi ve yürümeye başladı. 

2 SAAT SONRA 

ÖZLEM YILMAZ'DAN 

       Bahçeye çıktığımızda dokuz asker yan yana duruyordu sekizi erkekti ve hepsi birbirinden yapılıydı. Ama en başta duran iki asker diğerlerine göre daha yapılıydı. İçlerinde birde kız vardı ve etrafa oldukça sert bakıyordu. Yaklaştıkça üç kişi çok tanıdık geldi içimden tahmin ettiğim olmasın diye dua ederken yanlarına geldik. Herkes sırayla tekmil vermeye başladı.

"Binbaşı Oğuz Ali Korkmaz"

"Kıdemli Üstçavuş Emre Kartal"

"Üsteğmen Ayaz Kurt"

"Teğmen Elif Şimşek"

"Teğmen Baran Akyurt"

"Asteğmen Alp Taşkın"

"Asteğmen Fatih Kaya "

"Astsubay Kıdemli Başçavuş Rüzgar Ekinci"

"Astsubay Üstçavuş Uğur Küce"

Tekrardan Binbaşı konuşmaya başladı.

"Akrep Timi emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım" sesi yer titreten cinstendi. Ardından Albay konuşmaya başladı.

"Rahat. Özlem ve Gülşah aramıza yeni katıldı. Özlem komutan yardımcısı olucak, Gülşah ise Baran'a istihbaratta yardım edicek. Anlaşıldı mı?"

"Emredersiniz komutanım"dedik hep bir ağızdan. Albay giderken sarı saçlı yeşil gözlü olan asker konuşmaya başladı.

"Bence dinlenme odasına geçelim orda tanışırız."dedi sonra isminin Oğuz Ali olduğunu öğrendiğim Binbaşı konuşmaya başladı.

"Rüzgar haklı dinlenme odasına geçelim."

Hep birlikte dinlenme odasına doğru yürümeye başladık . Dinleme odasına geçince ela gözlü siyah saçlı olan asker  konuşmaya başladı.

"Komutanım rütbeden çıkıyorum."diyerek kendince izin aldı hepimiz alışkın olduğumuz için yadırgamadık. Evet alışkındım çünkü Alp, Baran ve Fatih le aynı timdeydik. Alp konuşmaya devam etti.

"Yani reis Hakkari'ye geliyorsun bizim haberimiz yok."

"Gerçekten nasıl bize haber vermessin ya." dedi sarışın mavi gözlü asker yani Baran. Ardından Fatih abi konuşmaya başladı.

"Sana bir hafta Elisa'yı görme yasağı getiriyorum."dedi. Hemen konuşmaya başladım.

"Emir veririm seve seve getirirsin yiğenimi. Ayrıca Allah için artık beni bir bırakın ya aynı şehirede  olduğumuz yetmiyor bide aynı timdeyiz."dedim. Siyah saçlı kehribar gözlü asker konuşmaya başladı sanırım ismi Emreydi.

"Bir dakika ben hiçbir şey anlamadım siz nerden tanışıyorsunuz?"diye sordu.

"Hemen açıklıyorum bizim çocukluğumuz beraber geçti. Ben buaraya tayinim çıktığını söylemedim süpriz olucaktı ama asıl süprizi ben yaşadım."dedim. Ardından  hep birlikte oturduk. 

  Ben üçlü koltukta binbaşının yanında oturuyordum açıkçası yanımıza bir kişinin daha oturması gerekiyordu ama yanımdaki dağ ayısı yüzünden hiç yer kalmamıştı. Karşımızda ki üçlü koltukta Emre ve Alp oturuyordu ve zar zor sığıyorlardı. Benim solumda ki sandalyede Rüzgar oturuyordu. Onun yanındaki iki sandalyenin birinde Baran diğerinde ise Gülşah oturuyordu. Oğuz'un yanındaki üç sandalyelerde Elif Fatih ve Ayaz oturuyordu.Ve son olarak Emre'nin yanındaki sandalyede Uğur oturuyordu.

      Binbaşı, ben ve Gülşah'a ters ters bakıyordu. Ben dağ ayısına bakarken içeriye Atilla albay geldi. Herkes ayağa kalkıp hazır ola geçti.

"Rahatta dinleyin herkes harekat merkezine gelsin operasyon var."dedi

Hep bir ağızdan "Emredersiniz komutanım"dedik ve Atilla albay dinlenme odasından çıktı. Ardından dağ ayısı konuşmaya başladı

"Hadi herkes harekat merkezine"dedi ve yürümeye başladı.

                                                                       

    Harekat merkezine geçtik ve rütbe sırasına göre oturduk. Çok geçmeden Atilla albay içeriye girdi. Hepimiz ayağa kalkıp hazır ola geçtik.

"Rahat çocuklar oturun."dedi ve yerine oturdu. Ardından bizde nizami bir şekilde tekrardan yerimize oturduk. Atilla albay konuşmaya başladı.

"Evet"dedi uzatarak ve elindeki kumandayla karşıdaki duvara bir fotoğraf açtı. Konuşmaya devam etti.

"Yakalamamız gereken kişi bu. Oralarda Deccal olarak biliniyor. Gerçek ismi Hakan Asak."hemen konuşmaya başladım.

"Nasıl bu Türk mü? Ayrca Asak değilde asalaka benziyor."Atilla  albay  hemen cevapladı.

"Evet eski asker köstebeklik yaparak oralarda ismini duyurmuş sonrasında istifa edip bu işin başına geçmiş." Oğuz Ali konuşmaya başladı.

"İyide bunu nasıl direkt başa geçirmişler?"

"Evet bir de orası var. İşin başındakini ve ona hizmet etmeyen herkesi katletmiş. Kadınların çoğunada tecavüz etmiş."diye açıkladı Atilla albay. Yanımda Alp sessiz bir şekilde

 Oğuz Ali hiç çekinmeden 

"Şerefsiz"dedi ve tekrardan Atilla albay konuşmaya başladı.

"Evet çocukalar Deccal denen şerefsizin inini bulduk. Bugün oraya baskın düzenlicez onu almadan buraya gelmeyin."dedi ve ayağa kalktı bizde ayağa kalkıp

"Emredersiniz komutanım"dedik. 

"Allah Yardımcınız olsun. Çıkabilirsiniz"

"Sağ ol" diyip dışarı çıkıyordum ki Atilla albay

"Oğuz ve Özlem siz kalın" diyince tekrardan yerime oturmak zorunda kaldım. Albayda yerine oturup konuşmaya başladı.

"Özlem şu an sana bunu albayın olarak değil baban olarak söylüyorum. Deccal denen şerefsiz Lina'yı şehit düşüren kişi."dedi. O an kendime gelemedim sadece

"Nasıl ya?"diyebildim ardından kendimi toparlayıp "Hani yakalanmıştı o? Nasıl olurda elimizden kurtulur? Belki yüzbaşı olarak bunu sormaya hakkım yok ama manevi kızın olarak gördüğün birine bunu nasıl söylemessin?"diye saydırmaya başladım.

"Özlem askerlikte duygulara yer yok sanki böyle bir şey yokmuş gibi gidip onu alıcaksınız. Artık gidip hazırlanabilirsiniz."dedi. Oğuz Ali'yle birlikte ayağa kalkıp harekat merkezinden çıktık.Ve beraber silah odasına gidip hazırlandık.

                                                                                   ????????

1 SAAT SONRA

   Rütbe sırasına göre dizilmiştik ve Albay karşımızdaydı. Atilla albay konuşmaya başladı.

"Evet dediğim gibi Deccal denen şerefsizi alıyorsunuz ve geliyorsunuz. Ayrıca orda esir bir askerimizi de alıcaksınız yeni geldi bilgisi."

Hep bir ağızdan "Emredersiniz komutanım"dedik ve sırayla helikoptere bindik. Helikopter yavaşça havalanırken Oğuz Ali konuşmaya başladı.

"Sana timi tanıtayım." dedi ve eliyle siyah saçlı kehribar gözlü ve bayağı yapılı olan askeri işaret edip 

"Bu Emre Kartal acil müdahale  de görevli Kıdemli Üsteğmen lakabı Vartolu." dedi ve ardından eliyle onun yanında oturan açık kumral saçlı bal rengi gözleri olan ve Emre kadar olamasada yapılı olan askeri işaret etti

"Bu Ayaz Kurt Üsteğmen lakabı Kabadayı"sonra saçları örülü ve koyu kumral olan kızı işaret etti gözleri sim siyahtı.

"Bu Elif Şimşek bomba imha uzmanı Teğmen lakabı Bambi."dedi hemen Elif konuştu

"Komutanım özür dilerim araya giriyorum ama lütfen bana bambi demeyin ayrıca size yavru ceylanları seviyorum dediğim gün varya Allah o günü kahretsin keşke dilim kopsaydıda söylemeseydim."diye isyan etti. Ama dağ ayısı hiç umursamadan devam etti ve sarı saçlı mavi gözlü askeri işaret edip

"Tanıyorsundur ama ben yinede özet geçim. Baran Akyurt istihbaratçı Teğmen lakabı Gölge."ardından siyah saçlı ela gözlü hafif esmer olan askeri işaret etti bu da en az Oğuz Ali kadar yapılıydı.

"Bunuda tanıyorsun ama bu Alp Taşkın ağır silah uzmanı Asteğmen lakabı Atik" sonra koyu siyah saçlı ve kahverengi gözlü askeri gösterdi.

"Aynı şekilde özet geçiyorum. Fatih Kaya Asteğmen lakabı Fırtına" ardından sarı saçlı yeşil gözlü askeri işaret etti

"Rüzgar Ekinci Astsubay Kıdemli Başçavuş lakabı Atom Karınca" hemen yanındaki siyah saçlı siyah gözlü askeri işaret etti

"Ve son olarak Uğur Küce keskin nişancı Astsubay Üstçavuş lakabı Şahin"dedi. Hemen söze atladım

"Komutanım sizin lakabınız ne ?" Emre hemen sorumu cevapladı

"Onun lakabı Barut."

"Nerden geliyor bu?"

"Oğuz'la ilk tanıştığım gün ona sarılınca direkt barut kokusu aldım ve o gün bugündür ona barut diyorum."dedi Emre ve ekledi

"Peki senin lakabın ne?"

"Ateş" diyince 

"Oha"

"Nasıl"

"Şaka mı?"

"Ben nasıl anlamadım?" diye sesler yükseldi

"Hadi diğerleri  tamamda siz niye şaşırıyorsunuz?"diye sordum 

"Komutanım nasıl şaşırmayalım? Biz nasıl anlamayız sizin o olduğunuzu?"dedi Alp

"Doğru"dedi Baran

"Katılıyorum" dedi Fatih

"Kim olduğumu anlamadanız?"diye sordum şaşkın bir şekilde.

"Teröristerin liderini Binbaşı konuşturamamış ama siz iki dakkada öttürmüşsünüz. Namınız buralara kadar geldi."diye açıkladı Uğur ve konuşmaya devam etti

"Ayrıca katıldığınız operasyonlarda onlarca lider yakalamışsınız"dedi

"İyide nasıl buralara kadar duyuldu?"diye sordum

"Burda her şey bilinir"dedi Ayaz. Biz bunları konuşurken pilot konuşmaya başladı

"Binbaşım beş dakikaya iniş yapıcaz yarım saatlik bir yol yürüceksiniz"ardından Oğuz Ali'nin sesi duyuldu 

"Tim toparlanın"diyince timin eski halinden eser kalmadı. Sanki az önce gülüp eğlenen onlar değilmiş gibiydi.

                                                                        ????????

        Helikopterden inmiştik ve yarım saatlik yürüyüşü bitirmiştik. Oğuz Ali konuşmaya başladı

"Şahin (Uğur)kendine uygun bir yer bul. Kabadayı (Ayaz) sen Bambiyle (elif) sağ tarafa, Gölge (Baran) sen Atikle (Atik) sol tarafa, Vartolu(Emre) sen Fırtınayla (Fatih)arka tarafa Atom Karınca (Rüzgar)sen Şahin'e yakın bir yere geç ve onu koru. Ateş sen benlesin hadi herkes yerlerine"dedi. herkes yerlerine giderken ben Oğuzla birlikte bütün alanı görebiliceğimiz bir yere çıkıp saklandık.

     Oğuz telsize "Benim atışımla başlıyoruz. Her mermiye bir kelle istiyorum. Vurulanı birde ben vururum haberiniz olsun."dedi ve telsizden Uğur'un sesi duyuldu

"Kapıda saat üç yönünde iki kişi, saat dokuz yönünde iki kişi ve saat altı yönünde üç kişi var."dedi ve oğuz konuşmaya başladı

"Ayaz orada durum ne?"

"Üç kişiler"dedi

Alp "Dört kişi"

Emre"Üç kişi"

Oğuz "Burda da dört kişi. Benim atışımla başlıyoruz telsizler açık kalsın."dedi ve ilk atışı yaparak bombanın fitilini ateşledi.

  Nefesimi tutup kapıdaki nöbetçilerin birine nişan aldım ve tam anlının ortasından vurdum. Ardından hemen yanındakine nişan alıp tetiği çektim. Yükselen silah seslerinin arasından bir kız çocuğunun ağlamısı duyuldu. Hemen Oğuza dönüp 

"Komutanım bölgede çocuk var!"diye bağırdım gözlerim çocuğu ararken ağacın altında dizlerini kendine çekmiş elleriyle kulaklarını kapatmış bir kız çocuğu gördüm. Hemen yerimden kalkıp çocuğun yanına koşarken mikrofondan Oğuzun sesini duydum.

"Şahin (Uğur) Ateşi (Özlem) koru!"

Çocuğun yanına ulaştığımda hemen kucakladım ve kulağına "Korkma ben sana zarar vermem ben türk aske

riyim sana yardım etmeye geldim." diye fısıldadım. Tam eski yerime koşarken Oğuzun başına silah dayamış bir terörist gördüm.

"KOMUTANIM!" diye bağırdım. Silahımı doğurultmamla iki el silah sesi duymam bir oldu...

                                                                                                    -Bölüm Sonu-

2. BÖLÜM: ELA

"Canının yanmasından korksanda sevdiğinin canı yanarken onun yerine acı çekemek istersin."

"Komutanım bölgede çocuk var!"diye bağırdım gözlerim çocuğu ararken ağacın altında dizlerini kendine çekmiş elleriyle kulaklarını kapatmış bir kız çocuğu gördüm. Hemen yerimden kalkıp çocuğun yanına koşarken mikrofondan Oğuzun sesini Duydum. 

"Şahin Ateşi koru!"

Çocuğun yanına ulaştığımda hemen kucakladım ve kulağına "Korkma ben sana zarar vermem ben türk askeriyim sana yardım etmeye geldim." diye fısıldadım. Tam eski yerime koşarken Oğuzun başına silah dayamış bir terörist gördüm.

"KOMUTANIM!" diye bağırdım. Silahımı doğurultmamla iki el silah sesi duymam bir oldu...

O anda sağ omuzumda büyük bir acı hissetim. 

"Ateş çabuk olaman lazım koş"diye bağırdı. Aynı zamanda telsizden

"Ateş iyimisin?"dedi Fatih

"Ha si*** komutanım iyimisiniz?"dedi Alp

"Hemen geliyorum." dedi Emre

"Komutanım cevap verin iyi misiniz?"dedi Baran 

"Hayır kimse yerinden kıpırdamıyor! Bir yaralı daha istemiyorum."dedi Oğuz

Hızlı bir şekilde koşup eski yerime geçtim. Hemen küçük kızın yanına eğildim

"Bir şeyin var mı? İyi misin?"dedim endişeli bir ses tonuyla ama kız hiç bir şey demeden bana sarıldı. Sol kolumla onu sarardım. Hızlı bir şekilde ondan ayrılıp kaskımı çıkardım küçük kızının başına geçirdikten sonra hemen Oğuzla benim arama uzandırdım.

"Sakın başını kaldırma."dedim silah seslerinden daha fazla korkuyordu ve elleriyle kulaklarını kapatmıştı. Hemen yerime geçip atış yapmaya başladım. 

"Uğur durum ne?" diye sordu Oğuz

bir silah sesi duyuldu ve "Buda sondu"dedi Uğur

"Kontrollü bir şekilde çıkıyoruz. Atom karınca (Rüzgar) sen çocuğun yaynında dur."dedi ve yürümeye başladı. Bende arkasından yürürken tam ortaya geldiğimizde bütün tim arkamızdaydı. Yavaşça kapıya doğru ilerledik Oğuz Ali kapıya bir tekme attı ve el hareketleriye .

"İki kişi sağ tarafa, iki kişi sol tarafa kalan benimle" dedi Baran, Uğur, Emre , ben ve Oğuz Ali düz ilerlemeye devam ettik. 

"Ateş (Özlem)sağ kapı, Vartolu (Emre) sol kapı."dedi Oğuz 

"Bir, iki, üç"işareti yaptı aynı anda kapılara tekme atıp kırdık. İçeri girdiğimde elinde silah tutan bir terörist gördüm.

"Kaldır elleri"diye bağırdım, terörist bana dönündü ve ellerini kaldırdı. Aynı zamanda içerden

Herkes sırayla "Temiz"dedi. benden ses çıkmayınca hemen yanıma geldiler. Oğuz Ali hemen konuşmaya başladı

"Arkanı dön,diz çök,ellerini ensende birleştir."diye emir yağdırınca şerefsizin bi tarafları tutuştu. Şimdi doğruyu söylemek gerekirse bana öyle emir verse benimde bir taraflarım tutuşur resmen gözlerinden ateş çıkıyordu ve ses tonu oldukça sertti. 

"Ateş bu şerefsiz sende dedikleri kadar varmısın görelim" dedi ve köşeye çekildi.

"Seve seve komutanım"dedim ve yaklaşıp yüzüne bir yumruk indirdim.

"Şimdi aslan parçası söyle bakalım. Askeri nerde tutuyorsunuz?" hiç bir şey söylemedi

"Ooo utangaçım ben diyorsun anladım ben seni.O zaman anladığın dilden konuşuruz.Yüzüne art arda yumruk geçirdim burnu ve dudağı kanıyordu.

"Konuş askeri nerde tutuyorsunuz?"dedim ben bile ses tonumu bu kadar yükseltiğime şaşırdım

"Hayatta söylemem ben Deccalin en sağdık adamlarındanım. Deccal er ya da geç beni sizin elinizden alıcak."dedi

"Ooo senin dilin varmıydı? Ayrıca Deccal şu an kendi kıçının derdinde senimi kurtarıcak?" dedim ve küçük bir kahkaha attım. Ardından konuşmaya devam ettim "Asker nerde?"

"Hayatta söylemem"dedi artık iyice sinirleniyordum. tam yumruk atıcakken yanımda duran sandalyeyi gözüme kestirdim. O tarafa uzun uzun bakınca 

"Şu an aklıdan geçeni sakın yapma"dedi Fatih 

"Ya bırak iki aksiyon olur"dedi Alp

Hemen yanımda duran sandalyeyi aldım ve sırtında parçaladım. Elimde kalan parçayı köşeye attım ve "Askerin yerini söylüyor musun yoksa diğer ilkel yöntemlerimi kullanayım mı?"dedim

"Tamam söylüyorum şu halının altında bir kapı var merdivenden inince ilk kapı anahtarlar şu kilitli çekmecede."dedi hemen arkamdaki çalışma masasına yöneldim. Bıçağımı çıkardım ve ucuyla çekmeceyi açtım içindeki anahtarları Alp'e fırlattım. Alp halıyı kaldırıp kapıyı açarken Oğuz konuşmaya başladı

"Bambi (Elif)burada kal"dedi ve kapı açma işini Alpten devir aldı.

Kapıyı açıp aşşağıya indi. 

"Temiz"dedi ve adamın tarif ettiği kapıya doğru yürdü.Diğerleri kordirdaki diğer kapıları kontrol ederken Oğuz'un yanına gittim. Kapıyı açınca vücuduma bir şok dalgası yayıldı.

"Abi senin burda ne işin var?"dedim şok içinde 

"Hiç öyle bir çaylarını içim dedim.Kızım sen iyi misin bunun kafasına bombamı attılar ne yaptılar ya?"dedi Oğuz'a dönerek. 

" Allah aşkına abi ya. Niye haber vermiyosun?"dedim

"Her neyse yukarıda durum ne?" diye sordu abim

"Sadece Deccale yakın bir adam bulduk sağ kolu gibi bir şey Deccal kaçtı." diye her şeyi açıkladım o sırada yanımıza Baran geldi

"Komutanım her yer temiz. Kaan komutanım esir asker sizmiydiniz?" dedi

"Cıvıma" diye kısa ve öz bir uyarı yaptı Oğuz Ali. 

"Emredersiniz komutanım."

"Kordinatları verin helikopter isteyin." diye bir emir daha verdi. Baran görevini yapmaya giderken abim konuşmaya başladı 

"Yanıma gel yanıma" dedi sesi dalga geçtiğini ele veriyordu

"Abi uzaklaş benden sen yakında evlenirsin benim düğünden sonra haberim olur."dedim sinirlenmiştim hep böyle yapıyordu ben de asker olmasam hiç birşeyden haberim olmuyordu. 

" Özlem senin koluna ne oldu? "dedi şaşkın bir ifadeyle

" Abi abartma daha kötülerini görmüyormuş gibi."diyerek her zamanki geçiştirmemi yaptım. 

"Özlem saçmalama bu derin kurşun çıkmamış gibi. Ayrıca sen kolay kolay vurulmassın birde omuzdan asla ben hiç görmedim."dedi hemen Oğuz Ali konuşmaya başladı

" Evet beni ve küçük bir kız çocuğunu kurtardı. Kızı almaya gitti arkasına baktığında bir terörist benim başıma silah dayamıştı ben kurtuldum ama omuzu gitti. Bence Özlem gibi bir askeri etkilemez. Yinede bir Emre baksın yaran derin" dedi. İyi davranıyor sonra çok iyi olduğunu anlayıp birden dağ ayısı kişiliğine geri dönüyordu. Ama kendisi tam bir dağ aynısıydı bunu kimse değiştiremezdi. 

Bu seferde telsize konuşmaya başladı

"Vartolu (Emre) yanımıza gel. Gölge (Baran)sende durum ne?" dedi ve sustu 

Çok kısa bir sürede Emre yanımıza geldi ve hemen ardından Baran. 

"Komutanım helikopter gönderemiyorlar hava şartları uygun değilmiş" dedi Baran

"Bu ayda hangi hava şartı uymuyor." dedi sinirlendiği gözlerinden belliydi. Şu anda bildiğim diğer şey ise canımın çok yandığıydı. Bu zamana kadar nasıl dayandım bilmiyordum ama şu an dayanılmaz bir hâl almıştı. 

"Emre yarama bak sanırım kurşun içinde" diye bir emir verdim Emre hemen konuşmaya başladı

"Komutanım şu sandalyeye otururmusunuz?" dedi gösterdiği sandalyeye oturdum. Karşımdaki sandalyeye de Emre oturdu ve çantasını sırtından indirip malzemelerini çıkarmaya başladı. 

Yaramı inceldi ve sonunda o korktuğum cümleyi söyledi "Komutanım kurşun içeride. Nasıl dayandınız bu imkânsız" dedi Emre

"Şimdi ne yapıcaksın?" diye sordum. Emre biraz düşündü ve 

"Eğer burada bir gece kalıcaksak benim çıkarmam lazım ama yanımda anestezi yok" dedi

"Ya nasıl yok? Diri diri kesmicez dimi?" dedi Oğuz Ali. Şaşırmıştı ve sinirlenmişti. 

"Birşey olmaz ama nerde yapıcaksın?" dedim

"Gidiceğimiz yerde çıkarmam daha mantıklı. Eğer burada yaparsam yolculuk çok zor geçer. Kısacası hızlı bir şekilde kalıcak bir yer bulmalıyız."

Diye açıkladı Emre

"Tim toplan" dedi telsize ve konuşmaya devam etti "Baran bir gece burada kalıcağımızı diğerlerinde söyle."dedi ve yürümeye başladı. 

"Tim kapının önüne %100 güvenlik istiyorum" dedi bu çocuğun kelime dağarcığı yoktu. 

Kapının önüne geldiğimizde. Küçük kız kucağıma koştu

"Olmaz ablan has-" derken kızı büyük bir acı eşliğinde kucağıma aldım. 

"İyimisin sen?" dedim

"Evet iyiyim" dedi

"İsmin ne senin?" 

"Ela senin adın ne?" 

"Özlem" dedim

"Bu kadar sohpet yeter hadi kalıcak bir yer bulalım." dedi Oğuz Ali 

??

Ormanda sonunda korunaklı bir yer bulmuştuk. Emre kurşunu çıkarmak için malzeme ayarlıyordu. Ela hâlâ kucağımdaydı. 

"Ela sen neden buradasın?" diye sordu Oğuz Ali ama Ela cevap vermedi. Sadece benim sorularıma cevap veriyor bana soru soruyordu. 

"Konutanım her şey hazır" diye bağırdı Emre. Hemen hazırladığı yere doğru giderken Ela ayağıma yapıştı

"Merak etme bak sen şu abinin yanına git o seni korur" dedim Alp'i göstererek. Kız hemen onun yanına koştu. Ben ise hemen Emre nin yanına gittim. 

"Buraya uzan" dedi Emre uzandım. Batikon lu pamukla yarayı sildi o sırada içeriye abim girdi. "Burada beklesem sorun olurmu?" diye sordu. 

Emre sadece başını sallamakla yetindi eline beni kesiceği şeyi alıp "Başlıyorum" dedi. 

Tenimde soğuk metali hissettim. Kendimi sıkıyordum ama son hareketinde canım çok acımıştı ve çığlığı basmıştım. Gözümü kapatmadan önce duyduğum tek şey

 dışarıda bağıran Oğuz'un sesiydi

"Ne zaman biticek bu a**** ko*** işi?" bunun sebebi ise kendimi kaybedene kadar bağırmamdı.

                       - BÖLÜM SONU-

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Kaan Turhal 15 Mayıs 1998’de İstanbul Şişli’de doğdum. Zorlu bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirdim; ancak hayatın tüm engellerine rağmen eğitimime ve edebiyat tutkusuna sıkı sıkıya sarıldım. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldum. Aynı zamanda özel bir yapım şirketinde senarist olarak çalışıyorum. Ortaokul yıllarında şiir yazmaya başladım ve bu tutkum beni edebiyat dünyasına yönlendirdi. İlk kitabım Hayallerin Öyküsü 2017’de yayımlandı ve geniş bir okur kitlesine ulaştı. Bugüne kadar 10 kitap ve 900’den fazla yazı kaleme aldım. Ayrıca yaratıcı bireyler için bir platform olan Fikirizleri.com’u kurarak başkalarının da hikayelerini paylaşmasına destek oluyorum. Yazılarımı ve projelerimi sosyal medya hesaplarımda paylaşmaya ve yeni çalışmalar üretmeye devam ediyorum.