LAMBADA TİTREYEN ALEV ÜŞÜYOR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bazı aşklar kavuşmak için değil, insanı insan yapmak için yaşanır. 

9 Ekim 2026 - 06:52
9 Ekim 2026 - 06:52 ⏱ 2 dk Okuma Süresi
 0  2
LAMBADA TİTREYEN ALEV ÜŞÜYOR

Bazı türküler vardır; bir ezgi olmanın çok ötesine geçer, insanın kalbine yerleşir. Zamanla eskimez; dilden dile değil, gönülden gönüle taşınır. İşte Abdurrahim Karakoç’un yazdığı, Musa Eroğlu’nun bestelediği Mihriban tam da böyledir.

​Mihriban, bir aşkın adı değildir yalnızca. Mihriban; söylenememiş sözlerin, içine gömülmüş hasretin, gururla susulmuş bir sevdanın türküsüdür. “Lambada titreyen alev üşüyor” dizesi, ateşin bile üşüdüğü bir yalnızlığı anlatır. Seven vardır ama söyleyemez, yanan vardır ama belli edemez. İşte Mihriban’ın asaleti buradadır: Aşkını bağırarak değil, susarak yaşar.

​Musa Eroğlu’nun sesi bu türküyü sadece söylemez, yaşar. Bozkırın rüzgârı gibi yalın, dağlar kadar vakur bir yorumdur bu. Ne bir fazlalık vardır ne de bir eksiklik. Her hece yerli yerinde, her nefes kader kadar ağırdır. Eroğlu’nun sesi, Anadolu’nun hafızası gibidir; neyi anlattığını bilir, neyi sakladığını da…

​Mihriban, geçici heveslerin değil, ömürlük sevdaların türküsüdür. Gururu olan bir aşkın, edebi olan bir bekleyişin sesidir. Bugün hâlâ ilk günkü gibi dinleniyorsa, hâlâ yüreği titretiyorsa bunun sebebi samimiyetidir. Çünkü Mihriban, halktan kopmamış, halkın kalbinden doğmuştur.

​Bu türkü, Anadolu’nun yüz akıdır. Musa Eroğlu ise bu toprakların sesi, vicdanı ve onurudur. Mihriban’ı dinlerken insan şunu anlar: Bazı aşklar kavuşmak için değil, insanı insan yapmak için yaşanır.

​KIRIK ZAMANLAR GÜNLÜĞÜ, Sayfa 190

Zeynep Kıvanç

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Zeynep Kıvanç 1986 Bartın doğumluyum. İstanbul da yaşıyorum. Ben konuşamasam da kalemim konuşur; içimde sakladıklarımı kâğıda döker, yükümü hafifletir.