ELA'NIN GÜNCESİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Minik Mucize, Mardin’in tarihî taş konağında geçen, geçmişin harp ve yetimhane acılarını geride bırakmış bir ailenin huzur dolu ikindi vakti buluşmasını anlatır.

9 Ekim 2026 - 06:57
9 Ekim 2026 - 06:57 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 0  1
ELA'NIN GÜNCESİ

MİNİK MUCİZE

​Mardin’in o tarihî taş konağının avlusu; tarihin ve hüznün değil, şimdi hayatın en saf neşesinin yankılandığı bir yuvaya dönüşmüştü. Ovanın üzerine serilen ikindi güneşi taş duvarlarda altın sarısı gölgeler bırakırken avludaki ahşap masanın etrafında bu koca ailenin nefesleri birbirine karışıyordu.

​Birinci hikâyenin o karlı ve çetin şafaklarından, cephedeki yankılı patlamalardan geriye kalan tek şey, şimdi bu masanın etrafındaki sarsılmaz bağdı.

​Kolları yeniden güçlenen, bastonuna yaslanarak demli çayları tazelemeye çalışan Alper, yüzündeki huzurlu tebessümle masaya baktı. Yetimhanenin soğuk rüzgârlarında büyücülük oynayan o yalnız çocuk; şimdi bu kalabalık sofranın başköşesinde, gerçek bir babanın ve amcanın gururunu taşıyordu.

​Karşısında, kollarında minik Nur’la oturan Aysima Öğretmen, tülbentten yaptığı sarı oyalı yazmasını düzeltirken gülümsedi. Yanında, her zamanki muzip ama gözleri dolmaya hazır duruşuyla Üsteğmen Altay oturuyordu. Altay, kızının tombul ellerini öpüp devresine bakarak gururla başını salladı:

​— Gördün mü devre? dedi sesi biraz titreyerek. Biz bu vatanın yollarında yürürken sadece bayrağı korumadık; geleceğimizi, bu masadaki huzuru büyütmüşüz.

​Avlu içinde Ela’nın sıcak elini hisseden Alper, derin bir nefes aldı. Ela, önündeki deri kaplı deftere son cümleleri yazıyordu. İkinci cildin son satırları, masanın ortasında duran minik bir bebeğin gülüşüyle tamamlanıyordu. Kitabın adı belliydi: Minik Mucize.

​Ela, kalemi defterin üzerine bırakıp başını Alper’in omzuna yasladı. Gözleri, Mardin’in serin rüzgârında dalgalanan o uzak tepelere takıldı.

​— Biliyor musun Alper? diye fısıldadı Ela, sesi bütün avluda yankılanır gibiydi. Sen bu vatanın topraklarına adını yazdırdın, ben ise senin o çelikten iradeni kelimelerle ölümsüzleştirdim. Ama asıl hikâye bu masada, bu minik ellerin arasında saklı.

​Nur bebek, sanki annesinin yazdıklarını onaylar gibi minik ellerini havaya kaldırdı ve neşeyle gülümsedi. Alper sandalyesinden hafifçe doğrulup o minik elleri parmak uçlarıyla tuttu. İçindeki o eski, kimsesiz ve üşüyen çocuk nihayet tamamen iyileşmişti.

​Çünkü inançla kurulan bir yuva sadece iki insanın değil, bir milletin iradesinin, bir dostluğun ve sevginin en güzel eseriydi. Ve o an, Mardin’in taş evinden gökyüzüne yükselen sadece kahkahalar değil, sonsuza kadar sürecek bir ailenin sessiz yeminiydi: Biz buradayız, birlikteyiz ve hiçbir güç bu bağı koparamaz.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow