Çöpten Hayaller

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bu bir bilim kurgu hikayesidir.

18 Şubat 2025 - 14:17
 0  745
Çöpten Hayaller

2.

Zamanla baba kız işleri büyütmüş, tamirhane dükkanı daha da işlek hale gelmişti. Eskiden sadece iki ya da üç kişinin geldiği dükkana şimdi izdiham vardı.

Yelda ve babası bu durumdan hayli memnundu. Yelda, tamirhanenin bir köşesine de yaptığı maketi koymuştu.

Yaptığı makete de ilgi büyüktü. Herkes bu, genç kızı konuşuyor, bütün televizyon kanalları ondan " Yılın, genç girişimci kadını." bahesdiyordu.

Yolda gören herkes Yelda'yı durdurup onu tebrik ediyor, kimi zaman da fotoğraf çekiliyorlardı.

Yelda yine bir gün dükkandayken babasına baktı ve " Baba, hadi gel seni eski aşkların olduğu döneme götüreyim. Sen, ödül alırken orada yoktun." Dediğinde babası da derin bir nefes aldı ve " İyi madem. Götür bakalım. " dediğinde Yelda heyecanla zaman makinesinin düğmesini çalıştırdı.

Makine yine büyük bir gürültüyle çalıştı. Baba kız bir anda kendilerini eski siyah beyaz dönemde buldular.

Yelda ikinci kez buraya gelmişti. O yüzden babasına ne tepki verecek diye bakıyordu. 

Babası ise hayranlıkla etrafı inceliyor, bir an nasıl burada olduğunu anlamaya çalışıyordu. 

Şok içinde kızına baktı ve

" Kızım, bu bu nasıl oldu?" Diye sordu. 

Yelda da " Meslek sırrı." Derken babasına gülümseyerek göz kırptı.

Tam o esnada ise yine o sokaktaydılar. İlk buraya geldiğinde gördüğü o ailenin evden kovulduğu zaman aklına gelince Yelda'nın içine bir hüzün çöktü.

Babası ise eski o günleri tekrar yakından şahit olduğu sırada ister istemez derin bir iç çekmiş, bu an karşısında duygulanmıştı.

O zamanlar ne güzeldi. Kimsenin kimsenin malına göz dikmediği yıllar.... Çünkü herkes eşitti. Ayrımcılık yoktu.

Şimdi ise kardeş kardeşin gözünü oyar hale gelmişti. Bazen sosyal medyada tatil fotoğrafları görünce insan. kendi kendine neden ben de gidemiyorum, neden benim de böyle bir ayakkabım yok derken bulurdu. 

Eskiden öyle mi bayram sabahları dört gözle beklenirdi. Herkesin neşe içinde sohbet ettiği kocaman uzun masalar konulur, çocuklar sabahtan bayramlık giyer, ev ev gezip şeker toplardı.

Şimdi ki çocuklar ise bütün gün bilgisayar başında otururdu. Eskiden öyle kolay kolay hastalık da olmazdı. En fazla veba olurdu. 

Çünkü insanlar organik beslenirdi. Şimdi ise her gördüğümüz insan obezdi. Gençler bile. Aklımıza gelmeyen binlerce hastalık vardı.

  Eski insanlar belki 100 yaşına kadar yaşardı. Hatta Yelda'nın memleketinde 100 yaşında olan bir komşuları vardı.

Yelda ve babası eski yeşil renkli olan otobüse bindiler ve şehir turu attılar. O zamanlar öyle metrobüs, otobüs metro yoktu.

O zamanlar insan sayısı çok azdı. O yüzden de otobüste itiş kakış olmazdı.

Şimdi ise öyle mi? Otobüsler tıklım tıklım ağzına kadar doluydu. Hatta yer olmamasına rağmen şoför en sinir olan o cümleyi, arkaya doğru ilerleyin diye söylerdi.

Sanki çok yer varmış gibi.... 

Yelda ilk kez bir otobüste bu kadar rahat oturduğunu hatırlamıyordu. Camdan dışarıya yine o, aşık adamı görür mü diye heyecanla bakınırken tam o esnada ise kocaman bir ayakkabı dükkanının önünde durdular.

Yelda'nın o sırada gördüğü kişiyle heyecandan kalbi hızla atmaya başladı. İşte oradaydı. Adını bile bilmediği, hayatında ilk kez gördüğü o yabancı...

Dükkanın içinde arkasında kocaman ayakkabı raflarının bulunduğu sandalyesinde oturmuş, işini yapıyordu. 

Yelda kendi kendine " İşte buradasın. Buldum seni." Diye fısıldadı. O sırada babası da bunu duymuş olacak ki merakla kaşlarını çatarak kızına baktı ve " Bir şey mi dedin kızım? Anlamadım. " diye sordu.

Yelda o an şok olmuş bir halde babasına baktı ve 

" Onu, ben dışımdan mı söyledim ya?" Diye kendi kendine sordu. 

Babası ise hala ondan bir cevap bekliyordu. Yelda bir anda kendine geldi ve zoraki gülümseyerek babasına bakarak " E, eski zamanları özledin mi?" Diye sordu.

Babası da kendi kendine iç çekti ve başını salladı. Muhtemelen kızının deli olduğunu düşünüyordu.

Yelda ise başını tekrar cama çevirdi ve dışarıya bakmaya başladı. Genç delikanlı hala bıraktığı yerdeydi.

Yelda ve babası ayakkabı dükkanının hemen önünde indiler. Yelda o sırada genç delikanlı ve patronunun konuşmasına şahit oldu.

Patronu, genç delikanlının yanına geldi ve ona bakarak " Al, bunu. Bu, senin." Dedi.

Genç delikanlı ise patronunun bir elindeki zarfa bir de patroununa şok içinde baktı ve " Ne, bu Cemal abi?" Diye sordu.

Patrounu ise omuz silkerek 

" Bilmem oğlum, aç kendin bak. " dedi.

Genç delikanlı başını salladı. Zarfın içinde ne olduğunu bir yandan deli gibi merak ederken bir yandan da kalbi hızla atıyordu.

Heyecandan titreyen elleriyle zar zor zarfı yırttı. İçinden de bir mektup çıktı. 

Genç delikanlının o an içine bir ateş düştü. Bu, el yazısı, Handan'a aitti. 

Yoksa düşündüğü şey miydi. Okumadan önce başını kaldırıp patronuna baktığında onunda nefesini tutmuş, heyecanla beklediğini gördü.

Genç delikanlı o an derin bir nefes aldı ve sessizce mektubu okumaya başladı.

Mektup aynen şöyle başlıyordu.

Hasan'ım.

Bu mektubu sana bir veda olarak yazıyorum. Hayatımın sonuna kadar unutamayacağım o geceden sonra karşına çıkacak hiç bir cesareti bulamadım.

Her günüm göz yaşıyla geçti. Keşke o gece yer yarılsaydı da içine girseydim, babam sana bu utancı yaşatmasaydı. Ama ne yazık ki bu, adam benim babam.... 

Sana koşmak seninle kaçmak istedim. Ama yapamadım. Çünkü her şeye rağmen ailemi çiğneyemezdim. 

Sana bunu yaşatıklarım için çok üzgünüm. Senden binlerce kez özür dilesem de bu acıyı telafi etmeye yetmez. 

Hasan'ım affet beni. Yakında tekrar kavuşacağız. O zamana kadar ben seni bekleyeceğim..

Handan...

Genç delikanlı ise bu satırları belki de yüzlerce kez okumuştu. O an gözünden bir damla yaş süzüldü.

Yelda ise bu görüntü karşısında o, genç delikanlının yanına koşmak, ona sımsıkı sarılarak geçecek demek, onu teselli etmek istedi. Ama yapamadı.  

Sadece izledi. Kendi bu, satırları yazarken de çok kötü olmuştu. Aynı bu genç delikanlı gibi...Sonuçta Yelda bu hikayenin senaristiydi. 

O sırada genç delikanlının bu halini gören patronu elini genç delikanlının omzuna koydu ve " Geçecek evlat. Elbet bir gün bu yaran da kabuk bağlayacak. Eskisi gibi senin canını yakmayacak. Unutmayacak ama alışacaksın. " dedi.

Genç delikanlı da derin bir nefes aldı ve göz yaşını sildi. Evet Handan onun bu zamana kadar ilk aşkıydı. Kendini bildi bileli hiç aşık olmamıştı. Şu anda ise ilk aşk acısını çekiyordu. İlk kez ihanete uğruyordu. Kendi kendine sinirle güldü. 

Ne demişler hayat süprizlerle doludur diye.. Belki de hayatın onun için bir süprizi vardı kim bilir..

Yelda ve babası oradan ayrıldı. Aradan bir kaç gün geçti geçmedi, Yelda bu sefer de annesini alarak aynı yere geldi.

Kendi bile neden burada olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sanki içinden bir ses onun buraya ait olduğunu fısıldıyordu.

Hep kendini burada buluyordu. Bu sefer ne yapıp edip cesaretini toplayarak karakterinin karşısına çıkacaktı.

Annesiyle beraber yine dükkanın bulunduğu sokakta yürürken gözleri ayakkabı dükkanına takıldı.

Kendini camdan içeriye bakarken buldu. Genç delikanlı ise düne göre daha kötüydü. 

Öylece bir köşede oturmuş, dalgın bir halde duvara bakıyordu. 

Tam o esnada ise içeriye patronu girdi. Yanında da tanımadığı bir arkadaşı vardı.

Patronu genç delikanlıya baktı ve " Günaydın, oğlum." Dedi.

Genç delikanlının o an duvara takılı gözleri patroununa çevrildi. Kuru soğuk bir ses tonuyla " Günaydın, ustam. " dedi.

Patronu ise onun bu halini acısına vererek üstüne gitmedi. 

Arkadaşıyla birlikte koltuğa geçip oturdular. Arkadaşı sohbet sırasında patronuna " Ben, yeğenim Fatma'yı fotoğraf çekimi için fotoğrafçıya getirdim. Ama kapalıymış. Gitmeden de size uğramak istedim. " dedi.

O an hiç beklenmedik bir şey oldu. Genç delikanlının ilk defa duyduğu bu isimle bakışları adama döndü ve " Yeğeniniz mi?" Diye sordu.

Adam da gülerek başını salladı ve " Evet, Fatma benim yeğenim. Kendisi Almanya başvurusu için müracaatta bulunacak. Altı tane vesikalık istediler. Biz de fotoğraf çektirmeye geldik." Dediğinde genç delikanlı bu sefer kendi kendine" Almanya. " dedi.

Evet evet Almanya'ya gitse hayatı kurtulurdu. En azından geri döndüğünde daha zengin bir halde dönerdi. O zamanlar sadece işçi olarak yurt dışına gidiliyordu.

Şimdi kime sorsan herkes bir Avrupa sevdalısı olup çıkmıştı. Tek hayalleri yurt dışında yaşamaktı. Ve genç delikanlı hayatında ilk kez doğru bir karar verecekti.

Adam gittikten sonra da enine boyuna iyice düşündü taşındı. Burada durup bir ömür boyu Handanın hasretini çekemezdi.

Onun da bir hayatı, çok sevdiği eşi ve çocukları olmalıydı.

Ustası da genç delikanlıyla uzun uzun konuştu. Aynı adam bugün de gelmişti. 

Genç delikanlı derin bir nefes aldı ve adama bakarak 

" Fotoğrafı var mı?" Diye sordu.

Adam ilk başta şasırsa da başını salladı ve " Evet, var tabi. Buyur." Diyerek cebinden çıkardığı eski siyah beyaz bir fotoğrafı genç delikanlıya uzattı.

Genç delikanlı ise fotoğrafa bakar bakmaz daha ilk görüşte bu kadına vurulmuştu. Kadının geceye benzeyen simsiyah saçları, ay gibi beyaz teni, kapkara gözleri dikkat çeken özellikleriydi.

Genç delikanlı adama baktı ve " Tamam. Yeğeninize söyleyin, ben onunla görüşmek istiyorum. Fabrikanın oraya gelirim." Dedi.

Adam da duyduğu bu haber üzerine heyecanla başını salladı ve yerinden kalkarak dükkandan dışarıya çıktı.

Yelda da annesine baktı ve " A, annem. Bak! Ne güzel eski ayakkabılar var. Hadi, gel bakalım. " dedi.

Annesi de başını salladı ve önden ilerledi. Yelda da içinden gelen bir cesaretle dükkana bir adım attı. İçeriye girdiğinde ise her yerde raflara dizilmiş eski ayakkabılar vardı.

Dükkan sahibi onları görünce gülümseyerek yanlarına geldi ve " Hoş geldiniz, buyurun nasıl yardımcı olabilirim?" Diye sordu.

Yelda'nın annesi de adama gülümseyerek baktı ve " Merhaba, biz sadece bakıyorduk. Acaba bu ayakkabının otuz sekizi var mı?" Diye sordu.

Adam da Yelda'nın annesine baktı ve " Tabi, depoda olacaktı." Dedikten sonra da genç delikanlıya " Oğlum, buraya bir bak." Diye seslendi..

O sırada Yelda'nın da gözleri genç delikanlıya çevrildi. Genç delikanlı da başını salladı ve ayağa kalkarak yanlarına geldi.

Yelda belki de ilk kez bir karakteri yakından inceleme fırsatı buldu. Simsiyah kıvırcık saçlı esmer tenli, kapkara zeytin gibi gözleri sanki eski türk filmi jönlerini andıran bir delikanlıydı.

Yelda genç delikanlıya baktı ve " İyi misiniz?" Diye sordu. Genç delikanlı da anlam vermeye çalışan bir halde kaşlarını çatarak genç kıza baktı. 

Yelda da durumu toparlamak için derin bir nefes aldı ve " Solgun görünüyorsunuz." Dedi.

Genç delikanlı da zoraki gülümseyerek " İyiyim, sağ olun. Biraz rahatsızım da ondan." Dedi. Hiç tanımadığı bu yabancıya gerçek sebebini açıklayacak değildi.

Genç kız delikanlıya baktı ve 

" Pardon, adınız neydi?" Diye sordu. 

Genç delikanlı da merakla " Hasan." Dedi. Demek adı Hasan'dı.

Genç kız ise delikanlıya gülümseyerek baktı ve " Memnun oldum. Ben de Yelda. Sizin hikayenizin yazarıyım. " dedi. 

Bir insan kendi yazdığı karaktere aşık olurmuydu. Olurdu demek ki. Yelda o gün anlamıştı. Bu, iyi

 kalpli, yardımsever, merhametli insana aşık olmuştu.

Ve Yelda o gün bir karar aldı. Bu, yaralı adamın yarasına merhem olacak, onu iyileştirecekti. 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Merve Geçit 16. 09. 1994 yılında Erzurum'da doğdum. Küçük yaştan beri şehir şehir gezdim. En sonunda ise Kıbrıs Lefkoşa Türk lisesinden mezun oldum. Yazmayı, kitap okumayı müzik dinlemeyi film izlemeyi müze gezmeyi yeni yelrer keşfetmeyi çok severim. İlk kitabım bir sene önce çıktı. Şimdi ikinci kitabımı bastırıyorum. Tam 8 yıldır internetten hikayeler yazıyorum. Şu an özel bir şirkette tasarımcı olarak çalışıyorum.