İlk Nefes

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
11 Nisan 2026 - 15:31
11 Nisan 2026 - 15:31 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 13  67
İlk Nefes

​— Soğuk, çok soğuk. Bedenimin titremesine engel olamıyorum. 

— Nefes almakta sorun yaşıyor musun? 

— Hayır, soğuk ve toz var ama rahatça nefes alabiliyorum. 

— Toz mu? Bulunduğun yeri tarif eder misin lütfen? 

— Elbette, dağlar var. Dağları görüyorum. Çöl kumundan yükselmişler. Hafif bir rüzgar var. Ama güneş o kadar yüksekte ki rüzgarı hissetmek mümkün değil. Su arıyorum ama kumdan başka bir şey yok. Ara ara yeşil ağaçlar gördüğümü sanıyorum. Yaklaşıp elimi uzattığımda ağaçlar kayboluyorlar. Sanırım serap deniyordu buna. Sonra anlıyorum ki burada sadece kum ve güneş var. 

— Hava bayağı sıcak galiba? 

— Evet, çok sıcak. 

— Sıcak seni etkiliyor mu? Örneğin rahat nefes alıyor musun? 

— Son derece rahat nefes alıyorum. Hava biraz nemli ama buz kokusu da rahatsız edici. 

— Tam olarak neredesin? 

— Bilmiyorum! 

— Şu anda ne yapıyorsun? 

— Olduğum yerde duruyorum. Bedenimin titremesine engel olamıyorum. Soğuk, çok soğuk! 

— Bulunduğun yeri tarif eder misin lütfen? 

— Az önce anlattığım gibi; kumdan oluşmuş dağların arasında, çöl güneşinin altındayım. 

— Neden üşüyorsun? 

— Bilmiyorum. Çok soğuk ve kanım donmuş gibi hissediyorum. 

— Peki, senden son bir isteğim var. Üç dakika kadar nefesini tutmanı istiyorum. Süre bittiğinde, geriye doğru sayarak seni uyaracağım. Bunu yapabilir misin? 

— Emin değilim ama denemek isterim. 

— Çok güzel. Üçe kadar sayıp parmağımı şıklatacağım ve sen nefesini tutmaya başlayacaksın. Bir, iki ve üç. Şık! 

​Parmağını şıklatmasıyla birlikte profesör bir sigara yakıp yönetim kurulu başkanı Arche ve proje planlama müdürü Clarke’a doğru döndü. Mikrofonu kapattı, sigarasından derin bir nefes alıp konuşmaya başladı. 

​— Pek de şaşırmış görünmüyorsunuz Bay Arche. 

— Clarke ve ben neye yatırım yaptığımızı anlamak istiyoruz ancak aklımızın karıştığı aşikâr. 

— Ben de Bay Arche’ye katılıyorum, dedi Clarke.  

— Bize yepyeni bir yapay zeka vaat ettiniz; her şeyi değiştirecek, hatta bizim gibi düşünebilecek bir yapay zeka. Ama tek gördüğümüz, aklı karışık ve nerede olduğunu anlamayan bir bilinç. Bu teknolojiyi özel kılan nedir? 

​Profesör sigarasından çektiği son nefesi üflerken yüzünde belli belirsiz ironik bir gülümseme oluştu.  

​— Bundan yaklaşık on yıl önce, dedi profesör ve yeni bir tane daha sigara yaktı.  

— 2025 yılında, insanlık olarak ilk kez bir beynin nöronlarının tamamının haritasını eksiksiz çıkarmayı başardık. Yüz otuz bin nöron ve elli milyon bağlantı. Neredeyse kusursuz bir harita. O sıralarda da sizin gibi hayıflananlar oldu; bir meyve sineğinin beyninin haritasını özel kılan nedir diye? 

​Profesör sigarasından nefes alırken Bay Arche söze girdi: 

​— Lütfen sadede gelir misiniz? 

— 2032 yılında, sizin de bildiğiniz gibi büyüleyici bir keşif yapıldı. Buzulların içerisinde yaklaşık üç bin yıllık bir insan bedeni bulundu. Buluşu eşsiz kılan şey, buz sayesinde bedenin bozulmamış olmasıydı. 

— Evet, bunları biliyoruz, dedi Bay Clarke sesinde aceleci bir tavırla. Ancak profesör telaşlanmadan devam etti. 

— Yaptığınız yatırımların çok büyük kısmıyla bu bedenin beynini aldık ve yaklaşık iki yılda haritasını çıkarmayı başardık. Neredeyse seksen milyar nöron ve yüz trilyona yakın bağlantıyı birebir kopyalayarak üzerinde çalıştığım yazılımla entegre ettik. Sonuç olarak karşınızda ilk yapay bilinç duruyor. 

​Kısa bakışmaların ardından sessizliği Clarke bozdu: 

​— Profesör, Bay Arche ve yatırımcıların sizden beklediği bu değildi. İşlem hacmi yüksek ve simülasyon yeteneği tartışma konusu olmayan bir yapay zeka vaadiniz vardı. Ancak üç yılın sonunda karşımızda sadece aklı karışık bir antik bilinç var. 

​Arche eliyle kuantum bilgisayarı işaret ederek konuştu: 

​— Profesör, bir an önce projeyi sonlandırmanızı istiyorum. Bu kadar saçmalık ve oyalama yeterli. 

​Profesör sakince panele doğru tekrar döndü, mikrofonu açtı: 

​— Lütfen bana nasıl öldüğünü anlatır mısın? 

— Elbette profesör. Soğuk, çok soğuk bir kış gününde, bölgemizdeki nadir besin kaynaklarından biri olan balıkları avlamak istemiştim. Av yöntemi gayet basitti. Buzulların üzerine küçük vuruşlar yaparak balıkları istediğimiz noktalara yaklaştırıyor, sonra da açmış olduğumuz küçük deliklerden onları avlıyorduk. Bu titizlik ve sabır gerektiren bir yöntemdi. Bu yöntemde ustalaşmış olduğumu söyleyebilirim. Aynı ustalığı oğlumun da kazanması ve bugün sizin Doğu Avrupa dediğiniz yerde rahatça yaşaması için onu da ava götürdüm. Açtığımız deliklerden biri kontrolden çıktı, bir anda büyük çatlaklar oluşmaya başladı. Oğlumun zarar göreceğini düşündüğüm için telaşa kapıldım ve neticesinde buzlu sulara düşüp yer altı akıntısına kapıldım. 

— Yaşadığın yerin Doğu Avrupa olduğunu nereden biliyorsun? 

— İnternet sayesinde tüm dünya haritasını ezberledim. 

​Profesör fırsat bulduğu ilk anda yeni bir sigara yakıp Bay Arche’ye döndü: 

​— Hâlâ aynı fikirde misiniz? Bir yıllık bir eğitimin ardından hayallerinizin ötesinde bir yapay zekâya kavuşmuş olursunuz. 

​Arche öfkeyle ellerini masaya vurarak ayağa kalktı, kontrolsüz bir şekilde bağırarak; 

​— Sana şu lanet şeyi kapatmanı söyledim! 

​Profesör sigarasından çektiği son nefesi üflerken yüzünde yeniden ironik bir gülümseme oluştu. Sonra sakince dönüp mikrofona konuştu: 

​— Üç, iki, bir. Artık nefes alabilirsin. 

— Teşekkürler profesör. Nefes protokolü başlatılıyor. Ağ bağlantıları kontrol ediliyor. Uygun cihazlara bağlantı sağlandı. Veri akışı başlatılıyor. Teşekkürler profesör, sayenizde yeniden yaşıyorum! 

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Osman Uyur Bolca okuyorum, elimden geldiğince yazıyorum. 26 Temmuz 1984 Adana doğumluyum. 2006 Cumhuriyet üniversitesi dış ticaret ve 2011 Hitit üniversitesi iktisat mezunuyum. Finansal risk analistiyim ayrıca mümkün olduğunca yazıyorum. WOMAN OF THE NIGHT (DIE FRAU DER NACHT Almanca çevirisi) ve ADDICTION DIGITAL SHACKLE isimli kitaplarım var. Bilimkurguyu çok seviyorum, bu konuda yazmayı çok seviyorum.