İKRA-İDRAK-SEVGİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
15 Şubat 2026 - 19:48
15 Şubat 2026 - 19:48 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 2  50
İKRA-İDRAK-SEVGİ

Bir heyecan var çocukların yüzlerinde. Okuldayız. Veliler gelip gidiyor, onlarda da aynı telaş… Çocuk merak ediyor: Neden bugün herkes bu kadar heyecanlı? Öğretmenlerin yüzünde mahcup ama sıcak bir gülümseme… Çocuklar öğretmenlerine sarılıyor, veliler de. Öğretmenlerin gözlerinde sıcacık bir şey var. Sevgi bu mu acaba?

Çocuk kalbi her mimiği dikkatle izliyor. İçinden “Sevilmek ne kadar güzel bir şeye benziyor” diyor. Sevginin bir türünü görüyor o an: öğretmen–öğrenci–veli sevgisi. Hayatta daha birçok sevme biçimi var ama onlardan habersiz. Şu an bildiği tek şey, her gün gördüğü öğretmeni ve ona duyulan sevgi.

Bir de herkesin elinde hediyeler var. Merak ediyor. Birini mutlu etmek ne güzel, düşünülmek ne güzel… Meğer bugün Öğretmenler Günü’ymüş. Demek ki bu sarılmalar, bu kalabalık, bu sevgi ondan.

Sonra çocuk şöyle düşünmüş: “Öğretmenlik ne kadar güzel bir şey. Her sene onlarca hediye almak, seni seven birçok insanla sarılıp kucaklaşmak…” Tamam işte, buldum! Bu kadar çok sevilmek için belki de ben öğretmen olmalıyım. Sahi, öğretmen olursam ben de böyle sevilir, böyle hediyeler alır mıyım? Sevilmenin düşüncesi bile muhteşem.

Yahu çocuk, sen hiç sevilmedin mi? Sevilmeye özenir mi insan? Büyülü bir şeye kapılmış gibi nasıl da kapıldın öyle… Sevgiye bu kadar mı açtın? Birilerinin birilerine hediye alması, değer vermesi, sevgi sözcükleri söylemesi, sarılması hayatın doğal akışı. Hatta kimileri için sıradan. Hatta belki çoğu öğretmen yorgun bile olabilir. Çoğu öğretmen hediye beklemiyor, istemiyor; velilerin bunun stresine daha fazla girmesini de istemiyor. Herkes aynı şartlarda olmadığı için, öğrenciler de veliler de o gün ayrı strese giriyor.

Senin pencerenden tozpembe görünen o sevgi bulutunun arkasında gri bulutlar var çocuk. Bak, öğrendin… Ne öğretmenlik kolay, ne veli olmak, ne öğrenci olmak, ne hediyelere boğulmak, ne de herkesin seni çok sevmesi.

Ama çocukken bunları düşünmüyordun. İnsan baktığı şeyde ya kendini görür ya da kendinde olmayanı… Sen yıllar sonra bir yetişkin olduğunda, tıpkı o izlediğin sevgi selindeki öğretmen gibi anlar yaşadın. Öğretmen olmadın belki ama çocuklarla sık sık buluşup bir ders saati onların öğretmeni oluyorsun bir nevi. O bir saatte, hayalinden daha büyük bir sevgiyle karşılaşıyorsun. Çocuk kalbi sevgiye sevgiyle karşılık verir. Sen heybende sevgiyle gidiyorsun, belki onlar da sana koşuyor.

Veliler de artık seni tanıyor. Veliler de ayrı seviyor. Kimi hediye alıyor, kimi sıcak bir gülümseme, bir sarılma, bir söz söylüyor. Tıpkı çocukken izlediğin manzaradaki o sevilen öğretmen gibi oldun. Öğretmen olmadan, o anı , aynı senaryoyu farklı rollerde oynadın sanki.

Ama bir farkla… Artık bir beklentin yok. Çünkü sen kendini sevmeyi öğrendin. İnsanın sevgiyi yaşayabilmesi için önce kendisini sevmesi gerektiğini öğrendin. İçindeki o kıza öyle bir sarıldın ki, dışarıda aradığın o sevgiyi sana kimsenin veremeyeceğini öğrendin. Kendi kendini öyle besledin; düştün, kalktın, yeniden denedin…

Yaşadıkların film şeridi gibi geçse gözlerinin önünden, yıllar sonra okulunu bitiren, diplomasını alan çocuğunu seyreden bir anne gibi gözlerin dolu dolu, gururla izlersin kendini. Ama şunu unutma: Olmadın. Daha olmadın. Oldum sanan kibre düşer. Hayat okulu sen nefes aldığın sürece devam ediyor.

Zan yıkıcı bir şeydir. Zan etme. “Ben sevginin kendisi oldum” deme. “Beni hiçbir şey yıkamaz artık” hiç deme. Zan en büyük yanılgıdır. Zan ettiğin yerde istemeden beklentiye düşersin. Kendini yenilmez, sarsılmaz sanma. Hayat okulu kolay değil. Daha çok öğreneceğin, fark edeceğin şey var.

Dedim ya, sevginin kendisi olmak yetmezmiş. Yetmeyeceği yerler var. Hayat öyle bir sınav ki, kalemle kâğıtla o sınavı geçemiyorsun. “Oldum” dediğin yerde Rab sana öyle bir imtihan verir ki, olamadığını anlarsın. Olsun… Her şey olabilir. Kabul et. Rab’den gelen her şeye kabul.

Sen bugüne kadar çok emek verdin, biliyorum. Ama şunu unutma: Sen, sen değilsin. Rabbin seni bu yolculukta hiç yalnız bırakmadı. Sen belki kimi zaman uzaklaştın, “ben ben” derken belki sana ait olan her durumu, her şeyi sen sandın. Ama senin değil… Rabbinin. Senin “ben” dediğin her şey Rabbe ait.

“Kendini bilen Rabbini bilir” derdin hep. Sen kendini bil ama Rabbinden olduğunu da bil her şeyin. Olanı olduğu gibi kabul et, yaşa, gör. İkra (oku) demek… Peki şunu sor kendine: İkra ayeti indiğinde okunacak ne vardı? Hiçbir şey yazılı değildi. Peki neden “oku” dedi? Çünkü “oku” demek, yazıyla yazılanı değil; gözle gördüğünü değil; ruhen hissettiğini, gönül gözüyle gördüğünü, Rabbinin ilahi nefesiyle okumak demekti belki de.

Bakmakla görmenin farkını anlattı belki. “Oku” dedi, yani bakma; gör. Ara… Ara ki kendi hakikatini bul. Oku, gör, anla, idrak et, sindir. Yaşamda nefes aldığın sürece, hakikati aradığın sürece, bir rüzgârın esintisinde bile bir hikmet bulacaksın.

İşte o zaman şükret kızım… Bu, şükürlerin en büyüğüdür.

Yazıyı bitirmeden son olarak…
Sevgi öğrenilebilen bir şey midir? Bu kadar sevgi dolu olmak için çok sevilmek mi gerek? Hayatta her şey zıttıyla var oluyorsa, sen bir zamanlar sevilmediğini düşündüğün için mi bu kadar sevdin her şeyi? Hayatı, yaşamı, doğayı, hayvanları, insanları bu kadar içten bir sevgiyle kucaklaman, bir zamanlar hiç sevgi göremeyişinden mi, yoksa bu sevgi zaten hep içinde var mıydı? Biliyorum, hep vardı. Sen hep severdin.Sevginin kendisini severdin.

Seve seve hayatı ve hayatta olan her şeyi, belki de sen de sevilmeye başlandın. Hayallerindeki sevilme biçiminden daha fazla belki de. Şimdi seni çok sevenler var. Senin de sevdiğin pek çok şey… Ama şunu biliyorsun: Sevgi her zaman var insanın içinde. Sadece onu gösterebilenler ve gösteremeyenler var. Sevgiyi farklı hâllerde yaşayanlar var. Kimi bir sıcak gülümsemeyle, kimi bir sözle, kimi bir bakışla, kimi bir sarılışıyla, kimi sadece varoluşuyla, kimi sessizliğiyle sever.

Yani sevgi hep var… Sadece farklı kalıplarda. Sevgi kalıplarda değil aslında; kalıplarda olan, insanların anlama ve anlatma becerileri. Sevgi özümüzde. Kendimize döndüğümüz yerde. Sevgiyi olduğu gibi, saf hâliyle yaşayabilmek ne büyük mutluluk. İnsanın özü sevgi midir?

Sevgi… Ah, ne güzeldir.

Sevgi, insanın kendine döndüğü yerde bulduğu en hakiki gerçektir.

Sevgi, insanın içindeki ilahi nefese dokunduğu andır.
Dokunabilen için eksiklik diye bir şey kalmaz.

 

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Burçak Sorhun Kaldırımda Açan Çiçek ve Sevgiyle Değişen Dünya adlı kitapların Yazarı...