İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ - V (İnsan kendi labirentidir.)

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İnsan bazen hayatının önünde bir duvar olduğunu düşünür.

26 Ağustos 2026 - 07:09
26 Ağustos 2026 - 07:09 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  65
İÇİNDEKİ BAŞLANGIÇ SERİSİ - V (İnsan kendi labirentidir.)

Bugün kitabın ortasından başlıyor, insanın belki de karşılaşabileceği en zor yere geliyoruz.

Kendisine.

İnsan kendi labirentidir.

En büyük mücadele dış dünyayla değil, kişinin kendi korkuları, arzuları ve benliğiyledir.

İnsan bazen hayatının önünde bir duvar olduğunu düşünür. Aşamadığı bir engel, ulaşamadığı bir hedef, değiştiremediği bir insan, çıkamadığı bir durum... 

Duvara baktıkça dışarıda bir şeylerin kendisini durdurduğuna inanır. Oysa bazen duvar sandığı şey, kendi içinde ördüğü bir sınırdır.

Korkularından, geçmişinden ve başkalarının onun hakkında söylediklerinden örülmüş bir duvar. Belki de en kalın olanı, kendisine yıllardır söylediği cümlelerden örülmüş bir duvar.

“Ben böyleyim.”

“Bunu değiştiremem.”

“Artık çok geç.”

“Beni kimse anlamıyor.”

“Başka bir seçeneğim yok.”

İnsan bazı cümleleri o kadar uzun süre tekrar eder ki sonunda onların bir düşünce olduğunu unutur, gerçek olduklarına inanmaya başlar. İşte labirent burada başlar. Çünkü labirentin en tehlikeli tarafı duvarlarının yüksekliği değildir.

İnsanın çıkışı olmayan bir yerde olduğuna inandırmasıdır. Bazen aynı hatayı farklı insanlarla tekrarlarız. Aynı korkuya farklı isimler veririz. Aynı yarayı farklı olaylarda yeniden yaşarız. Sonra da “Neden hep benim başıma geliyor?” diye sorarız.

Belki de soru yanlış yerdedir. Belki mesele, neden aynı şeyin başımıza geldiği değil; neden aynı yerde kaldığımızı. Çünkü hayat bazen aynı dersi, biz öğrenene kadar farklı yüzlerle karşımıza çıkarır. Bir insan gelir ve bizi öfkelendirir. Bir başkası korkularımızı açığa çıkarır. Bir diğeri, yıllardır sakladığımız bir eksikliği bize gösterir ve biz çoğu zaman onların bize ne yaptığını düşünürüz.

Oysa belki de asıl soru şudur:

“Onlar bende neyi görünür hâle getirdi?”

Çünkü dış dünya çoğu zaman içimizde sakladığımız şeyleri görünür kılan bir aynaya dönüşür. Bizi öfkelendiren insan, yalnızca öfkemizin sebebi olmayabilir. Bizi kıskandıran kişi, yalnızca kıskançlığımızın nesnesi olmayabilir. Bizi terk eden biri, yalnızca kaybımızı değil, kendimizi ne kadar başkasının varlığına bağladığımızı da gösterebilir. Bazen en çok kaçtığımız şey, aslında en çok görmemiz gereken şeydir. İnsan kendi labirentinde dolaşırken yolların birbirine benzediğini sanır. Her dönüş başka bir dönüşü çağrıştırır. Her çıkış yeniden başladığı yere getirir onu. Sonra yorulur.

“Ben zaten denedim,” der.

Oysa belki de denediği şey çıkmak değil, aynı yolu tekrar tekrar yürümektir. Labirentten çıkmanın ilk adımı yolu bulmak değil, kaybolduğunu kabul etmektir.Çünkü; insan kendisini bildiğine inandığı sürece kendisini keşfedemez. Kendimize dair oluşturduğumuz kimlikler bazen en büyük hapishanelerimizdir. İyi insan olduğumuzu düşünürüz ve öfkemizi görmek istemeyiz. Güçlü olduğumuzu düşünürüz  kırılganlığımızı saklarız. Özgür olduğumuzu söyleriz ama başkalarının düşüncelerinden korkarız. Kendimiz hakkında oluşturduğumuz görüntüyü korumak için gerçek kendimizden uzaklaşabiliriz. Belki de insanın en zor yüzleşmesi, kötü olduğunu kabul etmek değil; iyi olduğuna dair inancının arkasına saklandığını fark etmektir.

Labirentin merkezinde bir canavar beklemiyor olabilir.

Belki orada yalnızca kendimiz varız.

Korktuğumuz, sakladığımız, kabul etmek istemediğimiz yanımız. Ve belki çıkış kapısı da tam oradadır. Çünkü;  insan kendisinden kaçtıkça labirent büyür. Kendisine yaklaştıkça duvarlar anlamını kaybetmeye başlar.

O zaman anlarız:

Hayat boyunca aradığımız özgürlük, bütün kapıların açılması değil bazı kapıların neden kapalı olduğunu anlayabilmektir. Gerçek başlangıç labirentten çıktığımız gün değil; labirentin aslında nerede olduğunu fark ettiğimiz gündür. Çünkü insanın en büyük yolculuğu, dünyayı aşmak değil kendi içinde kaybolmadan kendisine ulaşabilmesidir. 

Belki de bütün bu yolculuğun sonunda soracağımız soru şudur:

Eğer insan kendi labirentiyse; çıkış gerçekten dışarıda mı, yoksa insanın kendisine bakmaya cesaret ettiği o ilk anda mı başlar?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

ismail YÜKSEL 28 Eylül 2024 tarihinde Hermes Yayınları'ndan yayımlanan '' initium intum'' adlı inisiyatik, alegorik ve felsefi romanın yazarıyım. Farklı mahlaslarla kaleme aldığım yazılar ve içinde yer aldığım ortak çalışmalar da mevcut.