KIZ BABASI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
24 Aralık 2025 - 13:53
24 Aralık 2025 - 13:53 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 2  51
KIZ BABASI

"Evlenme çağına gelmiş iki genç görücü usulü diye adlandırdığımız tanışma usulü ile birbirlerini tanımış ve evlenme kararı almışlardı. Aile arasında yapılan söz kesme merasiminden sonra birbirlerini daha yakından tanıma dönemine geçilmişti. Bu zaman zarfında işler herkesin istediği gibi sonuçlanır ve evlenmeleri için olumsuz olabilecek herhangi bir şey olmadığına karar verirler ve evlenirler.

İki aile için de zorlu geçecek düğün hazırlıkları başlamıştı. Aileler düğün hazırlıklarıyla ilginiyor, gençlerde ileri de hatıra olarak anacakları mutlu bir nişanlılık dönemi geçiriyorlardı. Düğün günü gelmiş, halaylar çekilmiş, takılar takılmış, pastalar kesilip yenmişti. Herkesin istediği gibi bir düğün ile dünya evine girmişlerdi.

Son fotografların da çekilmesiyle genç çift bundan sonraki hayatlarını yaşayacakları evlerine uğurlanmıştı. Artık bir aile olmuş, iyi günde ve kötü günde birbirlerinin yanında olacaklarına dair yeminler etmişlerdi. İkisinin şekillendireceği bir hayata adımlarını atmışlardı. 

Yakın arkadaşlarının eşlik ettiği ufak bir konvoy ile evlerine gelen çiftimiz, sıcak yuvalarının kapısını açıp, kendi dünyalarına giriş yapmışlardı. Mutlulukları ikisininin gözlerinden de belliydi. Evlerine girip, kapıyı kilitlediler. Genç kadın ilk defa kocasının gözlerinde bu kadar mutlu bir ifade görüyordu ve "bir anlaşma yapalım mı?" diye sordu. "olur, ne anlaşmasıymış bu, söyle bakalım" diye karşılık vermiş genç adam. Genç kadın "bir hafta boyunca kapımızı kimseye açmayalım" diye bir öneride bulunmuş. Hiç ummadığı bu öneri karşısında ne diyeceğini bilemeyen genç adam öylece karısına baka kalmış. "hiç kimseye açmayalım, ailelerimiz gelse bile" diye eklemiş karısı. Konuşmanın sonunda kapıyı hiç kimseye açmamak şartıyla anlaşmışlar. 

Aradan bir kaç gün geçmiş ve kapının zili çalmış. İkisi de oturdukları yerden birbirlerine bakmışlar. Kalkıp, kapı deliğinden kimin geldiğine bakmışlar. Oğlanın anne ve babası gelmiş, kapının önünde açılmasını bekliyorlardı. "anlaşmamız var, kapı açılmayacak" diyen karısının sözüne itiraz etmeden kapıyı açmamışlar ve oturdukları yere geri dönmüşler. Aynı günün akşamı kapı zili tekrar çalmış. Yine aynı şekilde kapı deliğinden bakmışlar, bu sefer gelenler kadının anne ve babasıymış. Genç adam "anlaşmamızı hatırla, kapı açılmayacak" demiş. Genç kadın çok net bir şekilde "ben açmak zorundayım" demiş ve kocasının itiraz etmesine fırsat vermeden kapıyı açmış.

Yıllarca süren evliliklerinde üç tane erkek çocukları olmuş,  dördüncü çocuklarının olmasına da günler kalmış. Sabırla beklenen günlerin sonucunda bir kız çocukları olmuş. Herkes de bir sevinç var ama babanın sevincinin tarifi mümkün değil. Hastane çalışanlarına hediyeler almış, tatlılar getirmiş, mahalleye kazanlar kurdurmuş yemekler pişirtmiş. Havai fişekler, maytaplar, sevincini tüm dünya ya duyurmak istemiş. Kadın bu duruma alınmaya başlar ve bir gün çeker kocasını bir kenara konuşur. "nedir senin bu halin, ne bu savurganlık, her hafta mahalleliyi doyuruyorsun, ben sana aslanlar gibi üç tane erkek evlat verdim hiçbirinde bu yaptıklarını yapmadın, el kapısına gidecek bir kız için mi bu kadar şey yapıyorsun" deyince, adam da yıllar önce yaşadığı hüznü karısının yüzüne bir tokat gibi söyleyiverir. "Hanım, gün gelecek o el kapısına gidecek kız açacak bana kapıyı".

Yine bir hikayeyle başlayan yazımda kız ya da erkek farketmeksizin, koşulsuz bir şekilde sevdiğimiz ve değer verdiğimiz evlatlarımızı sevme şeklimizden bahsetmek istiyorum.

Hiç kimse çocukları arasında ayrım yapmak istemez ama onlardan bahsederken istemeden de olsa ayrım yaptıklarının farkına varamazlar. Kız evladı olan kişiler, onların naifliğinden, sevecenliğinden, özellikle babalarına olan hayranlıklarından bahsederken, erkek evladı olan kişiler de tam tersine onları yetiştirmenin ne kadar zor olduğunu, yaramazlıklarını ve hatta "evde canavar yetiştiriyoruz" gibi çok manasız bir sözle bahsederler.

Onlar ne kadar yaramaz olsa da "canavar" diye bahsedilmeyi haketmiyorlar. Eğer sizler onlara bir canavarmış gibi yaklaşırsanız onlar gerçekten canavar olurlar. Birini korkunç bir şekilde anarsınız, diğerini "prensesim" diye seversiniz, sizce bu bir ayrım değil midir?

Daha çocukken onlara hitap etme şeklimizin, büyüdüklerinde karakterlerine yansıyacağının farkında olmalıyız. 

Bizler canavar yetiştirmeyelim, onlar da canavar olmasınlar. Evladın kızı erkeği olmaz.     

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Salih Kuvvetliışık KİRLİ İYİLİK-UMUT ve ÇINAR AĞACI Kitaplarının yazarı