<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Salih Kuvvetliışık</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/salih-kuvvetliisik</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Salih Kuvvetliışık</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>SEVDAM</title>
<link>https://fikirizleri.com/sevdam</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sevdam</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_698fad2cecc0e.webp" length="13354" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 10:56:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Salih Kuvvetliışık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>SEVDAM</p>
<p>Dağ'da sis oldum</p>
<p>Ova'da çayır</p>
<p>Ağaç'ta yaprak oldum</p>
<p>Toprak'ta çimen</p>
<p></p>
<p>Kaldım yalnız başıma</p>
<p>Gönlüm yandı yokluğuna</p>
<p>Gözümde yaş kalmadı</p>
<p>Ardından ağlaya ağlaya</p>
<p></p>
<p>Sevdim diyemedim</p>
<p>Yandım söyleyemedim</p>
<p>Aşkından kor oldum</p>
<p>Söndüm tütemedim</p>
<p></p>
<p>Sevdam sığmadı bu diyara</p>
<p>Aşkım şiir oldu kitaplara</p>
<p>Gönül sen söyle o yara</p>
<p>Oldu gözlerim âmâ</p>
<p></p>
<p>Gittiğini bilemedim</p>
<p>Kokladım hissedemedim</p>
<p>Ben duamı ettim</p>
<p>Alsın canımı Mevla</p>
<p>SALİH KUVVETLİIŞIK</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KIZ BABASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/2572</link>
<guid>https://fikirizleri.com/2572</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_694da936afd59.webp" length="49548" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 13:53:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Salih Kuvvetliışık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">"Evlenme çağına gelmiş iki genç görücü usulü diye adlandırdığımız tanışma usulü ile birbirlerini tanımış ve evlenme kararı almışlardı. Aile arasında yapılan söz kesme merasiminden sonra birbirlerini daha yakından tanıma dönemine geçilmişti. Bu zaman zarfında işler herkesin istediği gibi sonuçlanır ve evlenmeleri için olumsuz olabilecek herhangi bir şey olmadığına karar verirler ve evlenirler.</p>
<p style="text-align: justify;">İki aile için de zorlu geçecek düğün hazırlıkları başlamıştı. Aileler düğün hazırlıklarıyla ilginiyor, gençlerde ileri de hatıra olarak anacakları mutlu bir nişanlılık dönemi geçiriyorlardı. Düğün günü gelmiş, halaylar çekilmiş, takılar takılmış, pastalar kesilip yenmişti. Herkesin istediği gibi bir düğün ile dünya evine girmişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Son fotografların da çekilmesiyle genç çift bundan sonraki hayatlarını yaşayacakları evlerine uğurlanmıştı. Artık bir aile olmuş, iyi günde ve kötü günde birbirlerinin yanında olacaklarına dair yeminler etmişlerdi. İkisinin şekillendireceği bir hayata adımlarını atmışlardı. </p>
<p style="text-align: justify;">Yakın arkadaşlarının eşlik ettiği ufak bir konvoy ile evlerine gelen çiftimiz, sıcak yuvalarının kapısını açıp, kendi dünyalarına giriş yapmışlardı. Mutlulukları ikisininin gözlerinden de belliydi. Evlerine girip, kapıyı kilitlediler. Genç kadın ilk defa kocasının gözlerinde bu kadar mutlu bir ifade görüyordu ve "bir anlaşma yapalım mı?" diye sordu. "olur, ne anlaşmasıymış bu, söyle bakalım" diye karşılık vermiş genç adam. Genç kadın "bir hafta boyunca kapımızı kimseye açmayalım" diye bir öneride bulunmuş. Hiç ummadığı bu öneri karşısında ne diyeceğini bilemeyen genç adam öylece karısına baka kalmış. "hiç kimseye açmayalım, ailelerimiz gelse bile" diye eklemiş karısı. Konuşmanın sonunda kapıyı hiç kimseye açmamak şartıyla anlaşmışlar. </p>
<p style="text-align: justify;">Aradan bir kaç gün geçmiş ve kapının zili çalmış. İkisi de oturdukları yerden birbirlerine bakmışlar. Kalkıp, kapı deliğinden kimin geldiğine bakmışlar. Oğlanın anne ve babası gelmiş, kapının önünde açılmasını bekliyorlardı. "anlaşmamız var, kapı açılmayacak" diyen karısının sözüne itiraz etmeden kapıyı açmamışlar ve oturdukları yere geri dönmüşler. Aynı günün akşamı kapı zili tekrar çalmış. Yine aynı şekilde kapı deliğinden bakmışlar, bu sefer gelenler kadının anne ve babasıymış. Genç adam "anlaşmamızı hatırla, kapı açılmayacak" demiş. Genç kadın çok net bir şekilde "ben açmak zorundayım" demiş ve kocasının itiraz etmesine fırsat vermeden kapıyı açmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllarca süren evliliklerinde üç tane erkek çocukları olmuş,  dördüncü çocuklarının olmasına da günler kalmış. Sabırla beklenen günlerin sonucunda bir kız çocukları olmuş. Herkes de bir sevinç var ama babanın sevincinin tarifi mümkün değil. Hastane çalışanlarına hediyeler almış, tatlılar getirmiş, mahalleye kazanlar kurdurmuş yemekler pişirtmiş. Havai fişekler, maytaplar, sevincini tüm dünya ya duyurmak istemiş. Kadın bu duruma alınmaya başlar ve bir gün çeker kocasını bir kenara konuşur. "nedir senin bu halin, ne bu savurganlık, her hafta mahalleliyi doyuruyorsun, ben sana aslanlar gibi üç tane erkek evlat verdim hiçbirinde bu yaptıklarını yapmadın, el kapısına gidecek bir kız için mi bu kadar şey yapıyorsun" deyince, adam da yıllar önce yaşadığı hüznü karısının yüzüne bir tokat gibi söyleyiverir. "Hanım, gün gelecek o el kapısına gidecek kız açacak bana kapıyı".</p>
<p style="text-align: justify;">Yine bir hikayeyle başlayan yazımda kız ya da erkek farketmeksizin, koşulsuz bir şekilde sevdiğimiz ve değer verdiğimiz evlatlarımızı sevme şeklimizden bahsetmek istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç kimse çocukları arasında ayrım yapmak istemez ama onlardan bahsederken istemeden de olsa ayrım yaptıklarının farkına varamazlar. Kız evladı olan kişiler, onların naifliğinden, sevecenliğinden, özellikle babalarına olan hayranlıklarından bahsederken, erkek evladı olan kişiler de tam tersine onları yetiştirmenin ne kadar zor olduğunu, yaramazlıklarını ve hatta "evde canavar yetiştiriyoruz" gibi çok manasız bir sözle bahsederler.</p>
<p style="text-align: justify;">Onlar ne kadar yaramaz olsa da "canavar" diye bahsedilmeyi haketmiyorlar. Eğer sizler onlara bir canavarmış gibi yaklaşırsanız onlar gerçekten canavar olurlar. Birini korkunç bir şekilde anarsınız, diğerini "prensesim" diye seversiniz, sizce bu bir ayrım değil midir?</p>
<p style="text-align: justify;">Daha çocukken onlara hitap etme şeklimizin, büyüdüklerinde karakterlerine yansıyacağının farkında olmalıyız. </p>
<p style="text-align: justify;">Bizler canavar yetiştirmeyelim, onlar da canavar olmasınlar. Evladın kızı erkeği olmaz.     </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SAYGI</title>
<link>https://fikirizleri.com/saygi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/saygi</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_69295febc6871.webp" length="26252" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 16:14:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Salih Kuvvetliışık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Henüz bir aylarını bile doldurmamış yeni evli çift, yürüyüş yapıyorlardı. Genç kadın eşinin koluna girmiş gençliğin verdiği edayla salına salına, başını da hafifçe kocasının omzuna yaslamış bir vaziyette, mutlu olduğunu herkese gösterir gibi yürüyormuş. Birden yavaşlamış ve delikanlının kolundan çekerek onu da durdurmuş. Ne olduğunu anlayamayan genç adam "ne oldu bir şey mi var? neden durduk" diye sormuş. Genç kadın parmağıyla ilerideki bankta oturanları göstermiş. Bir süre izlemişler. Aynı onlar gibi, kocasının omzuna başını yaslayıp, onun konuşmasını dinleyen ve ara sıra konuştuğu konu hakkında bir şeyler söyleyen, konuşurken birbirlerinin gözlerinin içine sevgiyle bakan yaşlı bir çift vardı.  Genç kadın onların bu hallerini o kadar çok sevmişti ki, epeydir de evli oldukları her hallerinden belli olan bu insanlarla konuşmak için onların yanına gittiler. Karşılarında hiç tanımadığı insanların onlara baktığını gören yaşlı çift, oturdukları yerde toparlanarak karşısındaki insanların konuşmasını beklemişler. Genç kadın söze başlamış.</p>
<p style="text-align: justify;">- Amacım sizi rahatsız etmek değildi. Rahatsızlık verdiysek özür dilerim. Eşimle beraber yürüyüş yaparken uzaktan sizi gördüm. Çok güzel görünüyordunuz ve bu güzelliğin nedenini sormak istedim. Birbirinize o kadar güzel bakıyordunuz ki aranızdaki sevginin büyüklüğü görülebiliyordu. Aslında merak ettiğim bu sevginin nasıl oluştuğu.</p>
<p style="text-align: justify;">Soruyu gülümseyerek dinledikten sonra birbirlerine bakıp "sen cevap ver" dedi ihtayar delikanlı. Olur diye kafa sallayan yaşlı kadın " eşimin bir dediğini iki etmem" demiş. Genç kadın bu cevaba çok şaşırarak "bu nasıl olur, bunu nasıl başardın" diye sormuş. Yaşlı kadın anlatmaya başlamış.</p>
<p>- Genç kızlıktan çıkıp evlilik çağım geldiğinde etraftan haberler de gelmeye başlamıştı. Filancanın oğlu görmüş beğenmiş istemeye gelecekmiş, bilmem ne ağanın yeğeni gelecekmiş falan diye. Laf söz geliyor ama kimsenin de geldiği yok. Rahmetli babama bir gün haber geldi. Bizim köyden çok uzak bir köyde asker arkadaşı varmış, onlar geleceklermiş. Neyse geldiler, oturdular. O zamanlar çay, kahve yok. Varsa sıcak bir süt yoksa soğuk bir ayran içip gittiler. Sonra annem geldi yanıma "bu adamların bir yeğeni varmış, seni ona istediler, artık evleneceksin" dedi.</p>
<p>- Amcayı hiç görmeden mi evlendin.</p>
<p>- Evet ya hiç görmedim. Dedim ya uzak köyde oturuyorlar. Eskiden ulaşım yok vasıta yok, bir yerden bir yere gitmek o kadar kolay değil. Atı olan varsa atlayıp giderdi, at yoksa öküz arabalarıyla, kanıyla gidilirdi. Neyse adamlar gittikten iki hafta yirmi gün sonra at arabasıyla bu geldi.</p>
<p>- Tek başına mı?</p>
<p>- Tek başına geldi. şimdiki gibi düğün dernek yok. Elde avuçta para da yok. Neyle yapılacak düğün. At arabasının arkasına bir kat yorgan ve döşek koydular, bir iki tane de kap kacak gelin ettiler gönderdiler.</p>
<p>- Peki düğünün olsun istemedin mi hiç.</p>
<p>- Yalan yok içimden hep istedim ama olsa ne olacak.</p>
<p>- Peki sonra ne oldu. Gelin oldun gittin.</p>
<p>-Anamın babamın elini öptükten sonra bindik at arabasına gittik. Yiğit, yakışıklı bir delikanlıydı. Sert bakar, çok da konuşmazdı. Köyü çıktık atın ayağı tökezledi. "bu biiirrrr" dedi. Anlamadım ne diyor kime diyor, hiç de dönüp benimle de konuşmuyor. Sessizce kaldım. Sonra belli bir süre gittikten sonra atın ayağı yine tökezledi "bu ikiiiii" dedi. Allah allah diyorum kendi kendime, ne oluyor bir ne iki ne, şaşırdım kaldım. Yine belli bir süre gittikten sonra atın ayağı tökezlemesin mi? Bu bir hışım indi at arabasından, tabancasını belinden çıkardığı gibi vurdu atı.</p>
<p>-Atı mı vurdu. Neden? Nasıl götüreceksiniz yatağı yorganı?</p>
<p>-Hah bende aynı senin gibi tepki verdim. Sen ne yapıyorsun, niye vurdun hayvanı, bu yatak yorganla nasıl gideceğiz diye çıkıştım. Hiç istifini bozmadı ve dönüp bana parmağıyla "bu biirrrrr" dedi. İşte o gün bugün "biiiir" dediğini "ikiiii" etmedim...</p>
<p style="text-align: justify;">Trajikomik bir hikaye ile başlamak istedim yazıma. Günümüzde saygınlığını yitirmeye başlayan evlilik kurumunun, bu yiten saygınlığın sebeplerinden en önemlisi SAYGI unsurunun eşler arasında göz ardı edilip ortadan kalkması, belki de çıkan kavgaların ya da boşanmaların en önemli sebepleri arasındadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kirli İyilik-UMUT kitabımın bir bölümünde de anlattığım "bir evde iki erkek olmaz" hikayesinden de esinlenecek olursak, eşler bir konu hakkından tartışmaya başladığı zaman ikisi de kendisini haklı görerek, tartışmanın boyutunu yükseltmiş oluyorlar. Konuya sadece tartışma olarak da bakmamalıyız. Karşılıklı hoşgörü ve saygı evliliğin temelidir. Çok basit örneklerle bu konuya açıklık getirebiliriz. Alışveriş yaparken, eve mobilya alırken, gezmeye gidilirken vs.. bu konular hakkında karşılıklı hoşgörü ve saygıyle yaklaşılırsa ortada tartışılacak bir konuda kalmaz. Fakat çiftler arasında hep benim istediğim olsun diye yapılacak işlerde hep baskıyla üstünlük kurmaya çalışan bir taraf olursa o evliliğin uzun sürmeyeceği kanaatindeyim.     </p>
<p style="text-align: justify;">Hikaye de atı vurarak karısına göz dağı veren bir koca tasvir edilmek istense de esprili bir şekilde eşler arasında karşılıklı sevginin saygıdan doğduğu anlatılmak istenmiştir. Sevgi saygıyı doğurur. Saygı yoksa sevgi de yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ESKİYE RAĞBET</title>
<link>https://fikirizleri.com/eskiye-ragbet</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eskiye-ragbet</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6914fb202e965.webp" length="54534" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 01:01:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Salih Kuvvetliışık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">"Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı"</p>
<p style="text-align: justify;">Çoğumuzun duyduğu bu atasözü, insanların genellikle eski şeylere değil, yeni ve modern olanlara yöneldiğini ifade eder. Eğer eskiye büyük ilgi olsaydı, eskilerin satıldığı bit pazarları çok daha değerli ve rağbet gören bir yer olurdu anlamına geliyor. Fakat benim bahsetmek istediğim konu, alınıp satılabilen bir eşya değil de, bir daha yaşayamayacağımız eski günler olacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazımıza bir atasözü ile başladık, son yıllarda herkesin ağzından düşmeyen bir sözle devam edelim. "nerede o eski bayramlar". </p>
<p style="text-align: justify;">Belli bir yaşa gelmiş insanların söylemiş olduğu bu söz, eskiye özlemi tam manasıyla anlatıyor değil mi? Bir neslin özlemle andığı, yokluğun içinde bolluğun yaşandığı günler. Evet "yokluğun içinde bolluk". Her evin kapısında araba yoktu ama akraba ziyaretleri çoktu. Her akrabanın kapısı çalınır, büyüklerin elleri öpülür şekerler toplanırdı. Bayram harçlıklarımız çok olmazdı ama şekerlerimiz bol olurdu. Şeker toplamak için çıktığımız köylerde, sokaklarda, mahallelerde hangi evde güzel şekerlerin olduğunu bilirdik. Sabahtan akşama kadar bir poşet dolusu şeker toplardık. Şimdi bayram harçlıklarımız çok oluyor ama şekerlerimiz az oluyor. Çünkü şeker toplamaya giden çocuklarımız yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Eski günlere duyduğumuz özlem sadece bayramlarla sınırlı değil. Yaşamış olduğumuz mahalle ve sokaklar da artık eskisi gibi değil. Sokağımızdaki insanların çoğunu bilir ve tanırdık. Hatta sokağımızda yaşayan birisine devamlı gelen misafirleri dahi tanırdık. Sokakta yabancı birisinin olduğu hemen anlaşılırdı. Sokağın herşeyinden haberdar olan teyzelerimiz vardı. Yakası beyaz olan siyah önlüklerimiz, altı delik olduğu için içine su giren ayakkabılarımız vardı. Bayramlık olarak alınan elbiselerimiz iki bayram geçtikten sonra giyilmeye başlanırdı. Herkes o elbiselere kıymet verirdi. Çünkü sadece bayramdan bayrama elbise alınan evlerimiz vardı. Yine de o eski günler özlemle anılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Arkadaşlarınızla ya da ailenizle yaptığınız sohbetler her zaman eski günlerin anılmasıyla keyifli hale gelir. Yad edilen o eski günler de, fotoğraf albümüne bakılarak hafızaların tazelenmesine sebep olurdu. Hepimizin evinde muhakkak bir fotoğraf albümümüz vardı. Bugünlerde kimsenin evinde olmayan o fatoğraf albümleri, belirli zamanlarda bulunduğu yerden çıkarılır ve eski günler yad edilirdi. Şimdi bunu yapmak mümkün mü? Fotoğraf albümlerimiz telefonlarımız oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlar gazete okur, kitap okur, dergi okurdu. Gazete aboneliği diye bir şey vardı. Gazete bayileri ya da bakkallar ilk önce abone müşterilerinin gazetelerini ayırır, daha sonra diğer gazeteleri vitrinlerine koyarlardı. Her esnafta kesinlikle bir ya da iki tane gazete olurdu. Kahvehanelerin masasında, berberlerin sehpalarında, işe giden insanların koltuk altında muhakkak gazete olurdu. Hatta bir dönem taksiciler arabalarına binen müşteriler gazete okusun diye araçlarında çeşitli gazeteler bulundururdu. İnsanlar gazetelerden topladığı kuponlarla ev eşyası alırdı. Benim yaşımdaki insanların çoğunun ilk cep telefonu gazeteden topladığı kuponlarla olmuştur. Bir günün gazetesi alınmadığı zaman kupon eksik olur, gazete de o eksik kuponun yerine geçecek joker kupon verirdi. Herkeste bir heyecan bir meşgale vardı o günlerde.</p>
<p style="text-align: justify;">Eskiden yokluk vardı. Ama yokluk içinde bollukla yaşıyordu insanlar. Arkadaşlığın bol olduğu, komşuluğun bol olduğu günlerdi. Her evin kapısında araba yoktu, şimdi çoğu evde iki tane araba oldu. Eskiden komşu komşunun külüne muhtaçtı. Şimdi komşu komşuyu tanımıyor, yüzüne bakmıyor, selam bile vermiyor. </p>
<p style="text-align: justify;">Zaman değiştiği gibi hayatımızda değişti. </p>
<p style="text-align: justify;">Değişen hayatımız mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman mı?</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan mı?   </p>
<p style="text-align: justify;">  </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÜŞÜYORUM</title>
<link>https://fikirizleri.com/usuyorum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/usuyorum</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_690d0eab053fc.webp" length="18714" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 00:10:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>Salih Kuvvetliışık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ÜŞÜYORUM</p>
<p>Üşüyorum</p>
<p>Geceler soğuk diye mi</p>
<p>Mevsimler kışa döndü diye mi</p>
<p>Üşüyorum</p>
<p>Yanan sobanın yanında bile</p>
<p>Öğlen sıcağında bile</p>
<p>Üşüyorum</p>
<p>Gözlerini her kapattığında</p>
<p>Başını her çevirdiğinde</p>
<p>Üşüyorum</p>
<p>Sensiz kaldığım her dakika</p>
<p>Yüzünü görmediğim her saniye</p>
<p>Üşüyorum</p>
<p>Sesini duymadığımda</p>
<p>Seni her özlediğimde...</p>
<p>SALİH KUVVETLİIŞIK</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Önce Kendini Değiştir</title>
<link>https://fikirizleri.com/once-kendini-degistir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/once-kendini-degistir</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68fdfb1b89e62.webp" length="36376" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 15:41:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>Salih Kuvvetliışık</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Evde, sokakta, trafikte, okulda, çalışma hayatında...</p>
<p>Hemen hemen heryerde yaşadığımız problemlerin sebeplerinin ne olduğu konusunda bir fikrimiz var değil mi?</p>
<p>Yaşadığımız evin içinde olan problemlerin ekonomik sıkıntılar olduğunu ileri süreriz ya da çok yoğun olan iş hayatından dolayı deriz. Sokakta yaşadığımız problemlerin sebebinin diğer insanlar olduğunu düşünürüz. Trafikte çıkan yoğunluğun bayan şoförler olduğunu ya da acemi sürücüler olduğunu düşünürüz. Okulda çocuğunuzun yaşadığı problemlerin sorumsuz olan diğer veliler olduğunu öne süreriz. Çalışma hayatınıza da bunun gibi bir çok örnek vereblirsiniz. Ama bu problemlerin sorumlusunun siz olduğunu hiç düşündünüz mü?</p>
<p>Daha önce çalışmış olduğum bir firma da bir arkadaşım vardı ve bana " insanların 5 yaşından üstünü kireç kuyusuna atmak lazım, yoksa bu dünya temizlenmez" derdi. Ne kadar da vahşice ve sadistçe bir düşünce değil mi? Bir insan bu şekilde nasıl düşünebilir. Çocuğun yaşı mı olur 5 yaşındaki de çocuk 6 yaşındaki de çocuk. İnsan nasıl kıyabilir bu günahsız canlılara, en kıymetlilerimize diye düşünyorsunuz değil mi? Haklısınız ama hep birlikte kıyıyoruz o kıymetlilerimize, o en sevdiğimiz canlarımıza. İnsanoğlu hiçbir zaman problemin kendisi olduğunu kabullenemez. Ya da kabullenmek için acele etmez. Elbirliği ile o çocukların hayatlarını değiştiren, gelişirken kişiliklerine müdahale eden bizler oluyoruz.</p>
<p>Eğer ebeveynseniz çocuklarınıza sorun, değilseniz kendinize sorun. Soru çok basit "idolün kim, örnek aldığın kişi kim?". </p>
<p>Kaç kişi bu sorunun cevabı olarak Annem ya da Babam dedi. Kaç tane Anne ve Baba sorunun cevabının kendisi olduğunu duydu. Belki de çok azımız, belki de hiç birimiz. Nedeni de çok belli. Yapmış olduğumuz davranışlar.</p>
<p>Bir çocuk hayata gözlerini açtığı zaman anne ve babasından başkasını göremezmiş. Hal böyle iken çocuk onlara bakarak büyüyor, onlara bakarak öğreniyor. Neden ana dilimiz diye bir tabir var. Çünkü duyduğumuz ilk dil.</p>
<p>Evde televizyon izlerken ağzımızdan çıkan her kötü sözü çocuk sokakta ya da okulda arkadaşına söylüyor. Bugün senin çocuğun söyler, yarın senin çocuğuna başka bir çocuk babasından duyduğu sözü söyler. Böylece elbirliği ile akran zorbası olan çocuklar yetiştirmiş oluruz.  Araba sürerken içtiğimiz sigaranın izmaritini veyahut yediğimiz yiyeceğin ambalajını camdan dışarı atarsak çocuk da seni taklit eder ve doğayı önemsemeyen bir birey yetiştirmiş oluruz. </p>
<p>Bugün senin yaşadığın sorunları çıkaran insanlar da bir zaman çocuktu ve büyüklerinden gördüklerini yapıyorlar. Yarın senin yetiştirdiğin çocuk da büyüyecek ve başkalarının sorun yaşamasına sebep olacaklar.</p>
<p>Gelin çocukalarımızı kirletmeyelim, onlara insan olmayı öğretelim. Yalan söylememeyi gösterelim, doğayı korumaları gerektiğini gösterelim. Biz gösterirsek onlar da öğrenir. </p>
<p>İyi ya da Kötü, her ne öğreniyorlarsa ilk öğretmenleri biz oluyoruz. O yüzden kötüyü değil, iyiyi öğretmeye gayret edelim... </p>
<p>Önce Kendimizi Değiştirelim...</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HİS</title>
<link>https://fikirizleri.com/his-2195</link>
<guid>https://fikirizleri.com/his-2195</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68fb4463e76e3.webp" length="56868" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 12:19:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Salih Kuvvetliışık</dc:creator>
<media:keywords>Rüzgar, Bahar, Çiçek, Sevgi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HİS</p>
<p>Koşarken yüzüne çarpan rüzgarı,</p>
<p>Yürürken bastığın toğrağı hisset.</p>
<p>Bahar geldiğinde tabiatın doğuşunu,</p>
<p>Açan çiçeklerin kokusunu hisset.</p>
<p></p>
<p>Sevdiğini görünce duyduğun mutluluğu,</p>
<p>Yüreğinde atan kalbin heyecanını hisset.</p>
<p>Ona kavuştuğunda yaşadığın sevinci,</p>
<p>Baktığın gözlerdeki sıcaklığı hisset.</p>
<p></p>
<p>Kaybettiğinde kırılan umudunun hüznünü,</p>
<p>Yıkılan dünyanın karanlığını hisset.</p>
<p>Yalnız kalmanın verdiği korkuyu,</p>
<p>Ölümün soğukluğunu hisset.</p>
<p>SALİH KUVVETLİIŞIK</p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>