YARALAR GECE UYUR SANIRLAR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Göğsünde dev bir kor taşıdığı hâlde çevresine zemzem olabilenler.

15 Temmuz 2026 - 06:27
15 Temmuz 2026 - 06:27 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 1  30
YARALAR GECE UYUR SANIRLAR

YARALAR GECE UYUR SANIRLAR

İnsan en çok neye kırılıyor biliyor musunuz?

Canının yandığını kimsenin anlamamasına.

Bir gün yaşlı birinin yanında oturuyordum. Sessizce çayını içiyordu. Bir ara bana döndü ve benim ne yaşadığımı bilmeden. 

"Evlat," dedi, "benim yandığım yerden bir gün sen de geçersen, sakın derdini herkese anlatma."

"Neden?" diye sordum.

Gülümsedi.

"Çünkü sana verecekleri ilk cevap hazırdır."

"'Geçer.'"

Sonra biraz sustu.

"Bir kısmı da 'Abartıyorsun.' der."

Ve ben bunu zaten öğrenmiştim. İnsan, ateşin içine düşmeden de yanabiliyormuş.

Ben de uzun zamandır böyle yaşıyorum.

Gündüzleri kimse anlamıyor.

Sokakta yürürken gayet normal bir insan gibi görünüyorum. İşe gidiyorum, markete gidiyorum, ekmek alıyorum, kasadaki görevliye gülümsüyorum.

Hatta bazen şakalaşıyorum bile.

Ama gece. Gece olunca bütün maskeler yoruluyor.

Ev sessizleşiyor.

Duvarlar konuşmaya başlıyor.

İnsan, gündüz kaçtığı bütün düşüncelerle aynı odada kalıyor.

O yüzden biri bana "Gece bütün yaraları iyileştirir." dediğinde sadece içimden gülüyorum.

Söyleyin o yalancı şaire.

Hiçbir gece yarayı iyileştirmiyor.

Sadece sabaha erteliyor.

Sabah olduğunda yara yine aynı yerde duruyor.

Sadece insan, onu taşımaya biraz daha alışmış oluyor.

Hayatın garip tarafı insan ağlarken bile gülebiliyor.

Mesela bizim evdeki çamaşır makinesi. Onun kadar adaletsiz bir şey görmedim.

Resmen aile mahkemesi.

Çift giren tek çıkıyor.

İki çorabı birlikte atıyorum.

Bir tanesi çıkıyor.

Diğeri sanki başka bir hayata başlamış. Çekmeceyi açıyorum.

Tek kalmış çoraplarla dolu.

Her biri dul. Her biri eksik. 

Bazen kendi kendime "Siz de mi bekliyorsunuz?" diye soruyorum.

Belki komik geliyor.

Ama insan bir süre sonra 

hayatın sadece büyük kayıplardan ibaret olmadığını, küçücük eksikliklerin de içindeki boşluğu hatırlattığını fark ediyor. 

Sonra bir gün eski bir söz geldi aklıma.

"Körün gözü açıldığında ilk bastonunu kırarmış."

Ne kadar doğruymuş.

Bazı insanlar yıllarca kendilerine iyi geldiğini sandıkları şeylere tutunuyor.

Sonra bir gün gerçeği görüyorlar.

Ve bırakıyorlar.

Tutunmak her zaman kurtulmak demek değilmiş.

Bazen bırakmak da iyileşmenin bir parçasıymış.

Yıllar bana bir şeyi daha öğretti.

En güçlü insanlar, hiç acı çekmeyenler değilmiş. 

Göğsünde dev bir kor taşıdığı hâlde çevresine zemzem olabilenler.

Kendi yangınını içine gömüp, başkasının üşümemesi için ateş olanlarmış. 

İşte ben onlara hayranım.

Belki de dünya onların sessiz iyiliği sayesinde hâlâ dönüyor.

O yüzden artık kimseye "Geçer." demiyorum. Siz de demeyin. 

Çünkü bazı acılar geçmiyor.

Sadece insan onlarla yaşamayı öğreniyor.

Ve bazen en büyük cesaret.

Yüzünde küçücük bir tebessüm taşıyıp,

İçinde koca bir yangınla yürümeye devam edebilmek oluyor.

sarıkaya.

               DİLEK SARIKAYA 

Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow