SAYGI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
27 Kasım 2025 - 16:14
27 Kasım 2025 - 16:14 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 2  57
SAYGI

Henüz bir aylarını bile doldurmamış yeni evli çift, yürüyüş yapıyorlardı. Genç kadın eşinin koluna girmiş gençliğin verdiği edayla salına salına, başını da hafifçe kocasının omzuna yaslamış bir vaziyette, mutlu olduğunu herkese gösterir gibi yürüyormuş. Birden yavaşlamış ve delikanlının kolundan çekerek onu da durdurmuş. Ne olduğunu anlayamayan genç adam "ne oldu bir şey mi var? neden durduk" diye sormuş. Genç kadın parmağıyla ilerideki bankta oturanları göstermiş. Bir süre izlemişler. Aynı onlar gibi, kocasının omzuna başını yaslayıp, onun konuşmasını dinleyen ve ara sıra konuştuğu konu hakkında bir şeyler söyleyen, konuşurken birbirlerinin gözlerinin içine sevgiyle bakan yaşlı bir çift vardı.  Genç kadın onların bu hallerini o kadar çok sevmişti ki, epeydir de evli oldukları her hallerinden belli olan bu insanlarla konuşmak için onların yanına gittiler. Karşılarında hiç tanımadığı insanların onlara baktığını gören yaşlı çift, oturdukları yerde toparlanarak karşısındaki insanların konuşmasını beklemişler. Genç kadın söze başlamış.

- Amacım sizi rahatsız etmek değildi. Rahatsızlık verdiysek özür dilerim. Eşimle beraber yürüyüş yaparken uzaktan sizi gördüm. Çok güzel görünüyordunuz ve bu güzelliğin nedenini sormak istedim. Birbirinize o kadar güzel bakıyordunuz ki aranızdaki sevginin büyüklüğü görülebiliyordu. Aslında merak ettiğim bu sevginin nasıl oluştuğu.

Soruyu gülümseyerek dinledikten sonra birbirlerine bakıp "sen cevap ver" dedi ihtayar delikanlı. Olur diye kafa sallayan yaşlı kadın " eşimin bir dediğini iki etmem" demiş. Genç kadın bu cevaba çok şaşırarak "bu nasıl olur, bunu nasıl başardın" diye sormuş. Yaşlı kadın anlatmaya başlamış.

- Genç kızlıktan çıkıp evlilik çağım geldiğinde etraftan haberler de gelmeye başlamıştı. Filancanın oğlu görmüş beğenmiş istemeye gelecekmiş, bilmem ne ağanın yeğeni gelecekmiş falan diye. Laf söz geliyor ama kimsenin de geldiği yok. Rahmetli babama bir gün haber geldi. Bizim köyden çok uzak bir köyde asker arkadaşı varmış, onlar geleceklermiş. Neyse geldiler, oturdular. O zamanlar çay, kahve yok. Varsa sıcak bir süt yoksa soğuk bir ayran içip gittiler. Sonra annem geldi yanıma "bu adamların bir yeğeni varmış, seni ona istediler, artık evleneceksin" dedi.

- Amcayı hiç görmeden mi evlendin.

- Evet ya hiç görmedim. Dedim ya uzak köyde oturuyorlar. Eskiden ulaşım yok vasıta yok, bir yerden bir yere gitmek o kadar kolay değil. Atı olan varsa atlayıp giderdi, at yoksa öküz arabalarıyla, kanıyla gidilirdi. Neyse adamlar gittikten iki hafta yirmi gün sonra at arabasıyla bu geldi.

- Tek başına mı?

- Tek başına geldi. şimdiki gibi düğün dernek yok. Elde avuçta para da yok. Neyle yapılacak düğün. At arabasının arkasına bir kat yorgan ve döşek koydular, bir iki tane de kap kacak gelin ettiler gönderdiler.

- Peki düğünün olsun istemedin mi hiç.

- Yalan yok içimden hep istedim ama olsa ne olacak.

- Peki sonra ne oldu. Gelin oldun gittin.

-Anamın babamın elini öptükten sonra bindik at arabasına gittik. Yiğit, yakışıklı bir delikanlıydı. Sert bakar, çok da konuşmazdı. Köyü çıktık atın ayağı tökezledi. "bu biiirrrr" dedi. Anlamadım ne diyor kime diyor, hiç de dönüp benimle de konuşmuyor. Sessizce kaldım. Sonra belli bir süre gittikten sonra atın ayağı yine tökezledi "bu ikiiiii" dedi. Allah allah diyorum kendi kendime, ne oluyor bir ne iki ne, şaşırdım kaldım. Yine belli bir süre gittikten sonra atın ayağı tökezlemesin mi? Bu bir hışım indi at arabasından, tabancasını belinden çıkardığı gibi vurdu atı.

-Atı mı vurdu. Neden? Nasıl götüreceksiniz yatağı yorganı?

-Hah bende aynı senin gibi tepki verdim. Sen ne yapıyorsun, niye vurdun hayvanı, bu yatak yorganla nasıl gideceğiz diye çıkıştım. Hiç istifini bozmadı ve dönüp bana parmağıyla "bu biirrrrr" dedi. İşte o gün bugün "biiiir" dediğini "ikiiii" etmedim...

Trajikomik bir hikaye ile başlamak istedim yazıma. Günümüzde saygınlığını yitirmeye başlayan evlilik kurumunun, bu yiten saygınlığın sebeplerinden en önemlisi SAYGI unsurunun eşler arasında göz ardı edilip ortadan kalkması, belki de çıkan kavgaların ya da boşanmaların en önemli sebepleri arasındadır.

Kirli İyilik-UMUT kitabımın bir bölümünde de anlattığım "bir evde iki erkek olmaz" hikayesinden de esinlenecek olursak, eşler bir konu hakkından tartışmaya başladığı zaman ikisi de kendisini haklı görerek, tartışmanın boyutunu yükseltmiş oluyorlar. Konuya sadece tartışma olarak da bakmamalıyız. Karşılıklı hoşgörü ve saygı evliliğin temelidir. Çok basit örneklerle bu konuya açıklık getirebiliriz. Alışveriş yaparken, eve mobilya alırken, gezmeye gidilirken vs.. bu konular hakkında karşılıklı hoşgörü ve saygıyle yaklaşılırsa ortada tartışılacak bir konuda kalmaz. Fakat çiftler arasında hep benim istediğim olsun diye yapılacak işlerde hep baskıyla üstünlük kurmaya çalışan bir taraf olursa o evliliğin uzun sürmeyeceği kanaatindeyim.     

Hikaye de atı vurarak karısına göz dağı veren bir koca tasvir edilmek istense de esprili bir şekilde eşler arasında karşılıklı sevginin saygıdan doğduğu anlatılmak istenmiştir. Sevgi saygıyı doğurur. Saygı yoksa sevgi de yoktur.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Salih Kuvvetliışık KİRLİ İYİLİK-UMUT ve ÇINAR AĞACI Kitaplarının yazarı