SESSİZ KALABALIK

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bir babanın kaybolan hafızası, Bir kızın kırılan kalbi Ve bir ailenin sessiz çığlığı…

27 Kasım 2025 - 13:46
27 Kasım 2025 - 13:46 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 0  136
SESSİZ KALABALIK

Sessiz Kalabalık

Salon kalabalıktı. Ama kalabalığın uğultusu, yaşlı adamın nefesi kadar belirgin değildi.
Oturduğu koltukta hafifçe öne eğilmiş, zaman zaman boşluğa dalan bakışlarıyla, artık cümleleri bile yarım kalan bir adam duruyordu: Sevda’nın babası…

Duvarın dibindeki uzun kanepeye torunları dizilmişti; karşısında kardeşi, oğlu, eşi, iki yanda ise yeğenleri, torunları…
Herkes konuşuyor gibi görünse de, aslında tek bir kişiyi dinliyordu:
Hastalıkla hafızası incelmiş, kelimeleri birbirine değmeden dağılan bu adamı.

Sevda, kalabalığın arasından babasını izliyordu.
Onun sınavlara nasıl girdiğini, köy yollarında nasıl karda kaldığını anlatışını dinliyorlardı. Kaçıncı kez tekrarını dinlediği bu anılarda yanlış bir şeyler vardı. Her cümlenin başını tutup sonunu bırakışını… Kızının gözüne her baktığında, unuttuğu bir parçanın daha düştüğünü fark ediyordu sanki. Bir ara babası, aniden sustu. Sanki zihninin içinde kapılar çarpıldı.
Cümle devam etmedi.

Sevda, yüzündeki yorgunluğu, sesine çöken kırılganlığı görünce gözleri doldu.
Ama gülümsemekten de vazgeçmedi. Çünkü babası, eksik cümlelerin arkasında hâlâ aynı coşkuya sahipti. Mutlu gibiydi. Tüm sevdikleri yanında sohbet etme sevinci vardı. Babası sadece ona bakıyor onun gözlerinde anlatıyordu. Cümleye bak kızım diye ona hitap ederek başlıyordu. Ve o anda Sevda anladı: Bu kalabalıkta kimse yoktu aslında. Baba ve kız… Sadece ikisi vardı.

Kalabalığın ortasında bir anda babası sustu. Sevda önce bunun yorgunluk olduğunu sandı.
Sonra adam başını kaldırdı, gözlerini etrafında gezdirdi ve titreyen bir sesle sordu:

“Ben neredeyim? Beni evime götürün. Evime gitmek istiyorum.”

Odada bir uğultu yükseldi. Kimse tam olarak ne olduğunu anlayamadı; herkes birbirinin yüzüne baktı. Torunlardan biri gülümsedi, “Dedem yine şaka yapıyor herhalde,” dedi.
Ama adamın yüzündeki ifade şaka yapacak birine ait değildi. Bu kez daha ısrarcı konuştu:

“Size diyorum! Neden buradayım ben? Beni evime götürün. Çiçeklerim solmuştur şimdi… Yönetici çatı tadilatı yapıyordu. Bizim evin neresini yapacağını göstermezsek yarım bırakır. Ben balkonumda oturmak istiyorum.”

Kelimeler birbirine takılıyor. Hafıza ile gerçeklik birbirine karışıyordu. Sevda’nın yüreği sıkıştı. Babası yıllardır o balkonda oturmuyordu. Çatı tadilatı çoktan bitmişti. Çiçekler de, artık yoktu. Kalabalık bir anda sessizliğe gömüldü. Sanki herkes nefesini tutmuştu.
Baba, kendi zihninin içindeki eski bir eve gidiyordu; kimse ona yetişemiyordu. Sevda dizlerinin bağı çözülmüş gibi hissetti ama belli etmedi. Ona usulca yaklaştı,
Elini babasının omzuna koydu: “Babam… Yoruldun sen. Gel seni biraz yatırayım, dinlen.
Yarın gideriz, tamam mı?”
Adam bir süre Sevda’ya baktı. Gözlerinin içine bakıyordu ama sanki başka birini arıyordu orada. Sonra başını eğdi: “Tamam kızım… Yatayım ben şimdi.
Yarın gideriz.”
Bir an durdu, Sevda’nın arkasında duran kalabalığa baktı ve ekledi:

“Bir daha eve bu kadar arkadaşını çağırıp kalabalık yapma. Gürültü başımı ağrıtıyor.” O cümle, Sevda’nın kalbine saplanan ince bir iğne gibiydi.
Bu insanlar onun ailesiydi… Ama zihni artık onları tanımıyor.
Onları “misafir” sanıyordu. Ama Sevda’yı… Onu tanımıştı. Onu hatırlamıştı. Ona “kızım” demişti. Bu sevinç hem ilaçtı hem de zehir. Ve o an, Sevda’nın içinde büyük bir deprem oldu.

Babasının “kızım” diyerek sadece onu tanımasına duyduğu sevinç… Abisini, torunlarını, kardeşlerini tanımayışına duyduğu acının içine karıştı. Kalbi iki farklı yöne çekiliyordu:
Bir yanda sıcak bir aitlik… Diğer yanda derin bir kayıp.

Ne tarafa dönse canı yanıyordu.
Ne tarafa baksa ruhu sarsılıyordu. Sevda yutkundu, gülümsedi ama gözleri karanlıkla doldu. Babasının koluna girdi. Abisi gelmek istedi. Eliyle, gözleriyle hayır kal derken iki kardeşin akan gözyaşları ne çok şey anlatıyordu. Yavaşça odasına götürdü. Yatağa uzandığında elleri ve ayakları buz gibiydi. Battaniyeyi sıkıca örttü. Babasının nefesi hızla sönükleşti, yorgun bir mırıltı çıktı dudaklarından. Sevda başucunda bekledi.
Babası gözlerini kapatırken bir anlığına yüzünde eski babasının ifadesi belirdi:
Güçlü, dik, hayat dolu… Sonra yine kayboldu.

Babası uykuya daldıktan sonra Sevda ağır adımlarla odadan çıktı.
Koridorun loş ışığı duvarlara vuruyor, evin içindeki kalabalığın bıraktığı sıcaklık çoktan dağılmıştı. Kimse kalmamıştı. Sadece annesi, salonun bir köşesinde…
İki dizinin üstüne çökmüş gibi duran sessiz bir ağırlıkla oturuyordu.
Gözleri kıpkırmızı, nefesi titrek, yılların yorgunluğu omuzlarına çökmüştü. Yaklaştıkça, annesinin içli bir fısıltı gibi ağladığını duydu. Nasıl dokunacağını, nasıl teselli edeceğini bilemedi. Annesinin yanına oturdu. Bir süre konuşmadan ağlayan o yorgun kadınla birlikte sessizce baktılar duvara. İkisinin de söyleyemediği cümle aynıydı;
Ama ikisi de o cümleyi yüksek sesle söylemeye cesaret edemiyordu.

Bazen bir insan ölmeden önce ölür; geride kalanlar da hayattayken yas tutmayı öğrenir.

Annesi Sevda’nın elini tuttu. İkisi de biliyordu: Bu, bir sonun başlangıcıydı. Ama aynı zamanda, Sevda için babasını vedalaşmadan bırakmak. Annesi için ise sevdiği adamı sessizce uğurlamak demekti.

O gece evin duvarları, bir babanın kaybolan hafızasıyla, tüm ailenin sessiz çığlığıyla doluydu.

Ve sabah olduğunda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

 

                                                              Book Gallery.Luna

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Zeliha Karakuş Merhaba, ben Zeliha. Kelimelerde kendini arayan, yollarda nefes alan, denizin kıyısında kendine biraz daha yaklaşan bir kadın… Öğretmenim; hayatımın büyük kısmı öğrenmek, öğretmek ve insan hikâyelerini anlamakla geçiyor. Okumayı, düşünmeyi ve içimdeki sessiz odaları keşfetmeyi seviyorum. Son yıllarda içsel bir yolculuğun tam ortasına düştüm. Bazen yara alan, bazen yeniden doğan, bazen de sadece “durup” kendini dinleyen biri oldum. Fotoğraf çekerim; ışığın, gölgenin ve anların içindeki duyguları yakalamayı severim. Yazmak benim için hem iyileşme hem de kendimi bulma alanı. Duygularımı, düşüncelerimi, bazen de içimdeki fırtınaları saklamadan dökerim satırlara. Kendimi keşfetme, dönüşme ve yeniden kurma sürecindeyim. Hayatın bana öğrettiklerini biriktiriyor; kimi zaman küçük bir not, kimi zaman uzun bir iç döküş, kimi zaman da bir hikâyeye dönüştürüyorum. Bu sayfada; iç sesimi, arayışlarımı, kırılmalarımı, iyileşmelerimi ve büyümelerimi bulacaksınız. Belki kendinizden bir şeyler de görürsünüz… Çünkü hepimizin yolculuğu birbirine bir yerlerden dokunuyor.