Pardon! Tanışıyor muyuz?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
4 Nisan 2025 - 21:20
 0  803
Pardon! Tanışıyor muyuz?

Bir insanı gerçekten tanımanın en iyi yolu nedir? 

Bazıları "Aynı eve çıkmadan kimseyi tanıyamazsın" diye iddialı konuşur. Hatta bir kısım bilge, "Para alışverişine girin, gerçek yüzünü görürsünüz" diyerek ekonomik krizlerden karakter analizi çıkarmaya çalışır. Bazıları ise “Tatile çıkın!” der.  
Hata. Büyük hata. Çünkü tatil, insanların maskelerini en iyi taktıkları yerdir; insan tatilde bambaşka biri olur. Günlük hayatın stresinden kurtulmuş, "Oh be, dünya varmış!" moduna girmiş bir insanı tanımak, onun gerçek karakterini anlamak için yeterli değildir. Düşünsenize, hayatında bir kez bile güneş kremi sürmemiş adam, sahilde elinde Hindistan ceviziyle oturmuş, gökyüzüne manalı bakışlar fırlatıyor. O esnada onun "beyaz çorapla terlik giyen" gerçek benliğini görebilir misiniz? Tabii ki hayır.  
Çünkü tatil, insanın geçici olarak seviye yükselttiği bir simülasyonu gibidir.  Yani biriyle iki günlük bir kaçamak bile yapsan, dönüşte pasaportuna damga gibi yapışan travmalarla dönebilirsin. Tatil, insanın içindeki saklı vahşi doğayı ortaya çıkarır. O hep kibar gördüğünüz arkadaşınızın, uçak rötar yapınca sinir krizleri geçirdiğini, oteldeki kahvaltının açık büfesinde peynirleri tek tek koklayarak seçtiğini ve plajda havlusunu koyduğu yeri adeta tapulu malıymış gibi savunduğunu ancak orada fark edersiniz.  
İşte bu yüzden, "Aynı eve çıkın, asıl o zaman tanırsınız!" diyenler vardır ki, bunlar insanın doğuştan gelen iyi niyetini suistimal eden tehlikeli kişilerdir. Güzel kardeşim, bu öneriyi verirken en son ne zaman emlak piyasasına baktığını bilmiyoruz ama şu ekonomide biriyle eve çıkmak, evde birbirini tanımaktan ziyade, sadece kira ödemelerine yetişip yetişemeyeceğinizi anlamak için iyi bir test olabilir. 
Evinize bir insanı alırken onun sadece eşyalarını değil, karakterinin en karanlık köşelerini de içeri buyur edersiniz. Çünkü biriyle aynı evi paylaşmak, onun yalnızca güzel yanlarını değil, hijyen alışkanlıklarını, gece yatmadan önce suratına sürdüğü garip kremleri ve sesli burnunu çekme oranını da öğrenmek demektir. Kiminin bulaşık yıkamaktan nefret ettiğini, kimisinin gece üçte blender çalıştırdığını ve kiminin de sizin pahalı şampuanınızı "bir kez kullandım" diyerek her gün tükettiğini fark edersiniz. Daha da önemlisi, bu süreçte kendi ruh sağlığınızı nasıl koruyacağınızı bilememek gibi küçük (!) bir detay vardır. İlk başta "Ya ne olacak, hallederiz" dediğiniz meseleler, zamanla sinir sisteminizin yavaş ama emin adımlarla çökmesine neden olabilir.  
Hepimiz biliyoruz ki bir insanın gerçek yüzünü görmek için illa onunla aynı evi paylaşmanıza gerek yok. Bazen basit bir WhatsApp mesajı bile bu süreci hızlandırabilir. Mesela, mesajı gördüğü hâlde cevap yazmıyorsa…  
Bakın işte burada karakter çözümlemeleri başlar. Bunu üç şekilde değerlendirebilirsiniz:  

1. "İşi vardır, yoğundur." (İyimserler)  
2. "Kesinlikle bilinçli yapıyor, beni delirtmek istiyor." (Paranoya Seviye 1)  
3. "Beni sevmiyor, hiç sevmedi, zaten kimse beni sevmiyor!" (Duygusal Çöküş) 

Peki o zaman ne yapacağız?

Kimileri "Zaman tanıyacaksın!" der. Güzel öneri ama zamanın neresine? Çünkü bu da uzun bir yatırım gerektirir. Zaman tanımak, onu hayatın farklı sahnelerinde gözlemlemek demektir. Çayına şeker atarken nasıl bir yüz ifadesi var? Trafikte sıkıştığında sinirleniyor mu? Yolda yanına gelen köpeğin başını okşuyor mu? Sipariş ettiği yemek yanlış geldiğinde garsona nasıl davranıyor? 
Çünkü insan dediğin, en uygun zamanlamayla bile yanılabilen bir varlıktır. Üç yıl boyunca birlikte olduğunuz birinin, yolda gördüğü yavru kediye "Cık cık cık!" yapıp yoluna devam ettiğini gördüğünüz an, bütün birikiminiz sıfırlanır. Ya da yıllarca nahif ve saygılı bildiğiniz kişinin, müşteri hizmetleriyle yaptığı konuşmada, adeta öfkeden patlayan bir mitolojik yaratığa dönüştüğünü gördüğünüzde aydınlanırsınız. 
Tabii, şu da var: Bütün bu analizlere rağmen yine de yanılma payı büyük. İnsan, istediği zaman bir role bürünebilir ve bu rolü uzun süre oynayabilir. Bu yüzden gerçek karakteri görmek için bazen küçük bir kriz yaratmak da faydalıdır. Yapmanız gereken tek şey onu bir kriz anında gözlemlemektir. Mesela, sipariş ettiği yemek yanlış geldiğinde garsona nasıl davranıyor? Ya da tam ödeme yaparken kredi kartı reddedildiğinde yüzündeki ifade ne oluyor? Bu, bir insanın medeniyet seviyesini ölçmenin en saf yöntemlerinden biridir. 
Tabii, bazı karakterler ise "kendi kendini ele veren" cinsten olur. Mesela, size hayatının travmalarını anlatmaya başladıysa ve o travmalardan biri “Altıncı sınıfta ödünç verdiği silgiyi geri alamamak” ise, o insanı fazla ciddiye almanıza gerek yoktur. Çünkü gerçek trajedi, geri alamadığı silgisi değil, 12 yıl boyunca bunu unutamamış olmasıdır. 
Gerçek şu ki, insanları tanımak gibi bir lüksümüz yok. Sadece onların belirli versiyonlarını deneyimliyoruz. Patronunuza göre çok dakik, ama arkadaşlarınıza göre hep geç kalan biri olabilirsiniz. Aileniz için sessiz sakin bir evlatken, sosyal çevreniz için kahkahalarıyla mekan titreten bir kahraman olabilirsiniz. Kim olduğunuz, kiminle olduğunuzla doğrudan ilgilidir. 
Elimizden gelen sadece; Sherlock Holmes gibi ipuçları toplamak, Sigmund Freud gibi gözlem yapmak ve bazen de sıradan bir insan gibi şansınıza güvenmektir. Ama unutmayın: 
İnsanları tanımanın en kesin yolu diye bir şey yoktur.  
Bazen en yakınımızdaki insanları bile yıllarca yanlış tanırız. Sonra bir gün, durup dururken bir olay yaşanır ve "Bunca yıl yanılmışım!" diyerek kafamızı duvarlara vururuz. O yüzden en iyisi, insanları tanımaya çalışırken kendimizi kaybetmemektir. Çünkü hayatın en büyük ironilerinden biri, en yakınımızdaki insanların bile bazen en yabancı olduğudur.  

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı