KAYBEDECEK BİR ŞEYİ KALMAMIŞ İNSAN, KURUMUŞ AĞACA BENZER

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

“Kaybedecek bir şeyi kalmamış insan kurumuş ağaca benzer.”

11 Ekim 2026 - 14:00
 0  7
KAYBEDECEK BİR ŞEYİ KALMAMIŞ İNSAN, KURUMUŞ AĞACA BENZER

KAYBEDECEK BİR ŞEYİ KALMAMIŞ İNSAN, KURUMUŞ AĞACA BENZER

“Kaybedecek bir şeyi kalmamış insan kurumuş ağaca benzer.”

Bazı sözler vardır, insanın kulağından girer ama doğrudan yüreğine dokunur. Üzerinde uzun uzun düşünmeden geçemezsin. Çünkü o sözün içinde kendinden bir parça, tanıdığın bir insanın hikâyesi ya da hayatın acı bir gerçeği saklıdır.

Kaybedecek bir şeyi kalmamış insan, kurumuş ağaca benzer…

Bir zamanlar o ağaç da yemyeşildi. Dalları gökyüzüne uzanır, yaprakları rüzgârla dans eder, gölgesinde insanlar dinlenirdi. Belki kuşlar yuva yapmıştı dallarına, belki birileri onun altında hayaller kurmuştu. Fakat zamanla yağmurlar kesildi, toprağı susuz kaldı, dalları birer birer kurudu. Artık ne eskisi gibi çiçek açabiliyor ne de meyve verebiliyordu.

Ama kimse düşünmedi ki o ağacın da bir zamanlar canı vardı. Onu kurutan yalnızca güneşin sıcaklığı değil, belki de yıllarca beklediği hâlde alamadığı yağmurdu.

İnsan da böyledir.

Bir insanı ayakta tutan yalnızca nefes alması değildir. Sevdikleri, umutları, hayalleri, bekleyişleri ve yarına dair inancı vardır. İnsan bazen bir evin içinde yuvasını kaybeder, kalabalıkların arasında yalnız kalır, en çok güvendiği insanın sessizliğiyle yaralanır. Bazen yıllarca emek verdiği bir şeyin elinden kayıp gidişini izler. Bazen de kimseye anlatamadığı acılarını içine gömer.

Sonra bir gün gelir, eskiden canını acıtan şeylere karşı sessizleşir.

Eskiden bir sözle kırılan kalbi, artık hiçbir söze cevap vermez. Eskiden gitmesin diye arkasından koştuğu insanların ardından bakmaz. Eskiden kaybetmekten korktuğu şeyler için mücadele ederken, bir gün mücadele edecek gücü bile kalmaz.

İşte o zaman insanlar onun değiştiğini söyler.

Oysa belki de değişen insan değil, içindeki umuttur. Belki de defalarca kırılan kalbi, kendisini korumak için sessizliği seçmiştir.

Çünkü kaybedecek bir şeyi kalmayan insanın en büyük yarası, sahip olduklarını yitirmesi değil; yeniden bir şeylere bağlanacak cesareti bulamamasıdır.

Fakat burada unutulmaması gereken bir gerçek var: Kurumuş görünen her ağaç ölü değildir. Bazen kökleri toprağın derinliklerinde yaşamaya devam eder. Mevsimler değişir, yağmurlar geri döner ve bir gün hiç beklenmedik bir dalda küçücük bir yeşillik belirir.

İnsan da bazen böyledir. Her şeyini kaybettiğini düşündüğü anda bile içinde kimsenin göremediği küçücük bir umut saklayabilir. Yeter ki hayat ona yeniden tutunabileceği bir dal, güvenebileceği bir yürek ve kendisi olabileceği bir yer sunsun.

Belki de bu yüzden, kaybedecek bir şeyi kalmamış insanlardan korkmak yerine onların neler kaybettiğini anlamaya çalışmalıyız. Çünkü kim bilir, o insan bir zamanlar ne kadar çok sevmiş, ne kadar çok inanmış ve ne kadar çok beklemiştir.

Bir insanın sessizliğini kabulleniş, uzaklaşmasını umursamazlık, gözlerindeki donukluğu da duygusuzluk sanmamalıyız. Bazen en derin acılar, en sessiz insanların içinde yaşar.

Ve unutmamalıyız ki hiçbir ağaç kendi kendine kurumaz; bazen onu yaşatacak suyu kimse getirmez.

Belki de asıl mesele, bir insan her şeyini kaybettikten sonra ona neden böyle olduğunu sormak değil, henüz umutları tükenmeden önce yanında olabilmektir.

Çünkü bazı insanlar kaybettikleri için değil, kayıplarıyla baş başa bırakıldıkları için kurur.

Ve bazen bir insanın yeniden yeşermesi için koca bir ormana değil, yalnızca onu gerçekten anlayan bir kalbe ihtiyacı vardır.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.