İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 4 - KAÇIŞIN İLK ADIMI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Selim’in ölümünden sorumlu tutulmaktan korkarak olay yerinden kaçan Zeynep, çocukluk arkadaşı Deniz’i arayarak durumu anlatır. Bir yandan Başkomiser Tarık delilleri titizlikle inceleyip soruşturmayı derinleştirirken, Zeynep kendisini kentin sokaklarında daralan bir çemberin içinde bulur. Korku dolu bu kaçış, onu bekleyen tehlikeli bir buluşmaya doğru sürüklemektedir.

14 Ekim 2026 - 17:36
14 Ekim 2026 - 17:36 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 0  2
İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 4 - KAÇIŞIN İLK ADIMI

Bölüm 4 – Kaçışın İlk Adımı

Zeynep, Selim’in evinden uzaklaştıkça adımlarını hızlandırdı. Nereye gittiğini bilmiyordu. Tek istediği, biraz önce gördüğü manzaradan ve zihninde dönüp duran düşüncelerden uzaklaşmaktı.

Selim’in yerde yatan bedenini gözünün önünden silemiyordu. Dairesinin kapısının aralık oluşu, odadaki dağınıklık ve koridordan gelen ayak sesleri birbirine karışıyordu. Birkaç saat önce onunla tartışmıştı. Üstelik Selim, kendisini mahvetmekle tehdit etmişti. Şimdi de onu ölü bulmuş, korkuya kapılıp evden kaçmıştı.

Polisler gerçeği öğrendiğinde ne düşünecekti?

Bu sorunun cevabını bilmiyordu. Bildiği tek şey, olay yerinden ayrılmasının aleyhine kullanılabileceğiydi. Masum olduğunu anlatabilirdi elbette. Fakat o an, kimsenin kendisini dinleyeceğine inanamıyordu.

Bir süre sonra küçük bir kafenin önünde durdu. İçeri girip lavaboya yöneldi. Musluğu açtı, ellerini yıkadı. Selim’in bileğine dokunduğu anı hatırlayınca midesi kasıldı. Onu bulduğunda yardım çağırması gerektiğini biliyordu. Buna rağmen kaçmıştı.

Aynaya baktı. Yüzü solgundu, gözleri korkuyla büyümüştü. Birkaç kez derin nefes aldı. Sakinleşmeye çalışsa da düşünceleri bir türlü düzene girmiyordu.

Deniz’i aramalıydı.

Çocukluklarından beri birbirlerini tanıyorlardı. Zor zamanlarda birbirlerine destek olmuşlardı. Ama şimdi telefonla konuşmak bile Zeynep’e riskli geliyordu. Söylediklerinin bir başkası tarafından duyulmasından korkuyordu.

Kafeden çıktığında caddenin köşesindeki eski bir ankesörlü telefon gözüne ilişti. Bir süre tereddüt ettikten sonra yanına gitti. Numarayı ezbere biliyordu. Ahizeyi kaldırıp Deniz’in numarasını çevirdi.

Telefon birkaç kez çaldı.

“Alo?”

“Deniz, benim.”

Zeynep’in sesini duyan Deniz hemen ciddileşti.

“Zeynep? Ne oldu? Sesin neden böyle?”

“Selim öldü.”

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.

“Ne diyorsun sen? Nereden biliyorsun?”

“Evine gittim. Eşyalarımı alacaktım. Kapı aralıktı. İçeri girdim ve onu yerde buldum.”

“Polisi aradın mı?”

Zeynep gözlerini kapattı.

“Hayır.”

“Neden?”

“Çünkü dün sabah onunla herkesin önünde tartıştım. Beni tehdit etti. Şimdi de onu ölü buldum. Polisin ilk şüphelisi ben olacağım.”

“Zeynep, tartışmış olmanız onu senin öldürdüğün anlamına gelmez.”

“Bunu sen biliyorsun. Ya onlar?”

Deniz hemen cevap vermedi.

“Peki, evden neden ayrıldın?”

“Koridordan bir ses geldi. Panikledim. Ne yapacağımı bilemedim. Sadece oradan uzaklaşmak istedim.”

“Şu an neredesin?”

Zeynep bulunduğu yeri söyledi.

“Orada kalma,” dedi Deniz. “Sana bir adres göndereceğim. Oraya gel. Ama dikkatli ol.”

“Deniz, başımı daha büyük bir belaya sokmayacaksın, değil mi?”

“Bana güvenebilirsin. Fakat şunu da bil: Polisten sonsuza kadar kaçamazsın. Bir noktada gidip bildiklerini anlatman gerekecek.”

Zeynep telefonu kapattıktan sonra bir süre ahizenin başında kaldı. Deniz’e güveniyordu ama onun söyledikleri korkusunu azaltmamıştı. Aksine, artık yalnızca polisten değil, Selim’in ölümünün arkasında ne olduğunu bilmediği için de korkuyordu.

---

Aynı saatlerde olay yeri inceleme ekipleri Selim’in evindeki çalışmalarını sürdürüyordu. Daireye giren herkesin hareketleri kayıt altına alınıyor, bulunan izler uygun yöntemlerle toplanıyordu. Selim’in ölüm nedeni ve ölüm zamanı henüz kesinleşmemişti. Olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin değerlendirme yapmak için incelemelerin tamamlanması gerekiyordu.

Başkomiser Tarık, emniyette ilk bilgileri alırken masasına bırakılan notları gözden geçirdi. Selim’in adı, adresi ve olayın öğrenilme biçimi dosyada yer alıyordu. Henüz cevaplanmamış çok sayıda soru vardı.

Kapı çalındı. Genç bir polis memuru içeri girdi.

“Başkomiserim, olayla ilgili ilk bilgileri getirdim.”

Tarık başını kaldırdı.

“Anlat.”

“Ölen kişi Selim. Sabah saatlerinde evinde bulunmuş. Olay yeri incelemesi devam ediyor. Ölüm nedeni henüz belli değil.”

“Peki, onu bulan kişi?”

“Şu an için Zeynep isimli bir kadının olayla bağlantısı araştırılıyor. Dün sabah bir çay bahçesinde Selim’le tartıştığı bilgisi geldi. İşletmedeki bir çalışan bunu söylemiş. Ancak tanıkların ifadeleri henüz alınmadı.”

Tarık notlara göz attı.

“Kadın şu an nerede?”

“Bilmiyoruz, başkomiserim.”

“Önce tartışmaya tanık olanları belirleyin. İfadelerini alın. Çevredeki kamera kayıtlarını da araştırın. Zeynep’in nerede olduğunu tespit edin ve ifadesine başvurmak üzere kendisine ulaşın.”

“Gözaltı için talimat verelim mi?”

Tarık kalemini masaya bıraktı.

“Henüz değil. Elimizde ne var? Bir tartışma bilgisi ve tamamlanmamış bir olay yeri incelemesi. Bunlar soruşturma yürütmek için yeterli, ama tek başına birini katil ilan etmek için değil.”

Polis memuru başını salladı.

“Anlaşıldı, başkomiserim.”

“Bir de şunu unutmayın: Tanıkların ne söylediğini öğrenmeden, kamera kayıtlarını incelemeden ve olay yerindeki bulguları değerlendirmeden hiçbir varsayımı gerçek kabul etmiyoruz. Önce bilgi toplayacağız, sonra parçaları birleştireceğiz.”

Memur odadan çıktıktan sonra Tarık dosyaya yeniden baktı. Selim’in ölümüyle sonuçlanan olayın başlangıcı, görünüşe göre sıradan bir tartışmaya uzanıyordu. Ancak tartışmanın varlığı, cinayetin nedenini açıklamıyordu.

Tarık, masadaki notların üzerine bir kâğıt daha koydu ve Zeynep’in adını yazdı. Şimdilik onun hakkında bildikleri sınırlıydı. Yine de bu sınırlı bilgilerin doğrulanması gerekiyordu.

---

Zeynep, Deniz’in gönderdiği adrese doğru yürürken çevresini sürekli kontrol ediyordu. Sokağın sonuna yaklaştığında karşı kaldırımda park etmiş bir polis aracı gördü. Olduğu yerde durdu. Polislerin kendisini arayıp aramadığını bilmiyordu ama Selim’in evinden kaçtığı için artık her polis aracını kendisiyle ilişkilendiriyordu.

Geri dönmeyi düşündüğü sırada yan taraftaki kapı aralandı. Bir el kolundan kavrayıp onu içeri çekti.

Zeynep bağırmaya yeltendiğinde adam fısıldadı:

“Benim, Deniz. Ses çıkarma.”

Zeynep onu tanıyınca kendini kurtarmaya çalışmayı bıraktı. Deniz kapıyı kapattı, ardından sokağa açılan aralıktan dışarı baktı.

“Burada ne işin var? Beni korkudan öldürecektin!”

“Polis aracını gördüm. Seni sokakta karşılamak istemedim.”

“Beni arıyor olabilirler mi?”

“Bilmiyorum. Ama seninle telefonda konuştuktan sonra burada beklemenin daha doğru olacağını düşündüm. Bu hâlde tek başına dolaşman iyi bir fikir değil.”

Zeynep başını eğdi.

“Ben kimseyi öldürmedim, Deniz.”

“Biliyorum. Ama evden kaçtığını polisler de öğrenirse bunu açıklaman gerekecek. Şimdi önce sakinleş. Sonra bana orada gördüğün her şeyi anlat.”

Zeynep bir an tereddüt etti. Polise gitmekten korkuyordu; Deniz’e güvenmek istiyordu ama onun hakkında da bilmediği şeyler vardı. Yine de sokakta kalamazdı.

Arkasından yürüdü.

Oysa henüz bilmiyordu: Polisten kaçmak için sığındığı bu liman, onu kurtaracak güvenli bir kucak mıydı, yoksa Selim’in ölümüne giden o karanlık tuzağın tam ortası mı?

Devamı yarın burada! 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.