TOPLUM NEDEN VE NASIL BOZULUR?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Toplum

18 Nisan 2026 - 14:26
18 Nisan 2026 - 14:26 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 6  70
TOPLUM NEDEN VE NASIL BOZULUR?
Her birey geleceğinden sorumludur.

Toplumu toplum yapan önemli parametreler vardır. Bunlar veya bunlardan herhangi biri eksik olduğunda toplumun değiştiğini gözlemleriz: Aile, eğitim, ahlâk, kültür, ekonomi...Bir toplumda aile bozulursa o toplum da bozulur, zira aile toplumun meydana gelmesindeki en önemli unsurdur. Akrabalık bağıyla birbirine bağlı bireylerin bir araya gelmesiyle oluşan aile bir toplumun temelini oluşturur.Toplumu çökertmek istiyorsanız önce aile kurumunu zayıflatmanız gerekir.Tek dişi kalmış canavar, Batı'nın ezelden beri izlediği parçala -böl ve yut politikası bu şekilde yürümektedir ve bu acımasız amaca yöneliktir. Millî ve manevî değerlerinden uzaklaştırılan her birey sırasıyla aile kurumuna, sonra da toplumu ayakta tutan diğer noktalara zarar vermektedir. Baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojiyle akıllı telefonları elinden düşürmeyen ve internetteki her şeye doğruluk payı biçen, izlediklerini kontrol altına alamayan, zamanının en verimli saatlerini sanal kumar ve şans oyunları oynayarak hebâ eden çocuk ve gençlerimizin ne kendilerine ne aile ve topluma bir faydası olabilir.İyi eğitilmemiş, tarih ve kültür dersi almamış bir ailede yetişen çocuk ve gençlerimizin toplumun felâketini hazırladığını unutmamalıyız! Renkli ekranlarla daha cazip bir hâle gelen gâyr-ı ahlakî TV programları, yerli-yabancı dizi veya sinemaların bağımlısı veya esiri olan bir nesil bir topluma gelecek vaad edemez! Toplum farklı parametrelerden oluşur, demiştik aynen bir köprünün tek bir ayağı bile yıkılsa, o köprünün dengesi bozulur ve tamir edilmezse o köprü yavaş yavaş yıkıma ugrar.Toplum da bu şekilde değerlendirilebilir. İkincisi; eğitim. Eğitimsiz veya eğitilmemiş insan en tehlikeli insandır.Doğru malûmatlarla desteklenmeyen zihinler, kalpler yanlışı doğru; doğruyu da yanlış bilerek absürt bir yaşam tarzı ortaya koyar. Bu yanlışlar zaman geçtikçe kalıplaşan bir inanç, gelenek hâlini alır, topluma lânse edilen bu şeyler yüzünden de bir toplum esas değerlerine ters düşen hâl ve hareketlerde bulunarak kendine özgü şeyleri kaybeder: Dil, din, ırk, gelenek ve görenekler vs.

Toplumun bozulması veya çöküş sebeplerinden biri de sosyo-ekonomik durumdur. Zira günümüzde de artık dünyanın kâbul ettiği, dillendirdiği bir tehlike alârm vermektedir: Hızlı ölümler ve hızla azalan veya tüm çabalara, ısrarlara, kampanya ve desteklere rağmen artmayan nüfus!

Bu da ulusları tehdit eden bir unsurdur, zira sanayi devrimi'nden 80'lı, 90'lı yıllara kadar gelen bolluk ve bereket küresel denklemlerin de değişmesiyle beraber yerini kıtlık, açlık, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, kuraklık, sussuzluk, savaş, salgın ve hastalıklar, hızlı ölümler gibi insanın yaşam standartlarını ciddi anlamda olumsuz etkileyen şeylere bırakmış durumdadır. Eskiden 1 tarlada yetişen buğdayla 10 çocuk yetiştirebilen insanlar vardı. Şimdi ise tarım ve hayvancılık faaliyetlerini geride bırakıp başta metropoller olmak üzere büyük şehirlere göçen insanlar oturduğu evin kirasını zor ödeyecek hâle geldi/getirildi. Ekonomik sorunlar yüzünden evlilik ve doğum oranları yarı yarıya düşmektedir. Adaletsiz gelir dağılımı insanların geleceğe dair umutlarını söndürmüş durumdadır! Boşanan gençlerin evlenenlere oranla rekor kırdığı bu vâhim tabloda özelde aileler genelde toplumun kimyasıyla oynanmış, bu da beraberinde psikolojik olarak çöküntüye, karamsarlığa, umutsuzluk ve kaygı bozukluğu gibi hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Peki, bir toplumu o umut vaadeden günlere nasıl döndürebiliriz?

Eğitim politikasına yeni bir nefes getirilmesi gerekir. Sokaklar diplomalı işsizlerle dolup taşmamalıdır. Gelir dağılımı hakkâniyetli bir şekilde yapılmalıdır. İnsanların hayatını zorlaştıran kurum-kuruluş-esnâf,tüccar kim olursa olsun bunlar başta olmak üzere; tüm fırsatçılara ağır cezalar uygulanmalı ve denetimler arttırılmalı, denetimler adam gibi yapılmalıdır. Zira; insanların asgâri yaşam standartlarını arttırmak için devletin yaptığı yıllık zammın da bir faydası olmuyor. Devlet işçiye, emekçiye belli oranlarda zam yapsa da, bu gözü para hırsıyla dönmüş insanların ve sektörlerin ürünlere yaptığı zammın miktarını karşılamıyor.

Bir diğeri; Ahlâk.

RTÜK caydırıcı önlemlerle, özellikle gündüz yayınlanan saçma sapan kadın programlarına yasak getirmeli, ebeveynler çocuklarının televizyon ve internetteki denetimini arttırmalıdır. Okullarda "Ortak Değerlere Karşı Sorumluluklarımız" dersi ilkokul çağından itibaren tüm öğrencilere verilmelidir!

Tarih çarpıtılarak anlatılmamalıdır. Çocuk ve gençlerin atalarına olan sevgisini, saygısını ve emanetlerine sımsıkı sarılacakları bir eğitim politikasına gidilmelidir.

Toplumun düzelmesi için herkes sihirli bir değnek veya olağanüstü bir mucize bekliyor, oysa herkesin evvela evinin önündeki çöpü temizlemesi gerekiyor.

Netice itibariyle; maddî ve manevî olarak çökmüş bir toplumun uzun vaadede ayakta durması mümkün değildir.Tarihte böyle toplumların birçok örneği vardır.Bu yüzden hepimizin elini taşın altına koyması gerektiğini birkez daha hatırlatmakta yarar görüyorum.Ve yine unutulmamalıdırki; Hepimiz bir yolculuktayız ve aynı gemideyiz. Bu gemi batarsa, hepimiz batarız.

Abdulaziz ADAKAN 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Abdulaziz ADAKAN Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrasında Yeşeren Ümitler adlı eserlerin müellifi. Abdulaziz Adakan, 1985 yılında Van’ın Gevaş ilçesinde, sert bir Şubat soğuğunda dünyaya geldi. Eğitim hayatına Gevaş’ta başlayan Adakan, lise öğrenimini Van Mehmet Akif Ersoy Lisesi Yabancı Dil (İngilizce) bölümünden mezun olarak tamamladı. İlk ÖSS sınavında iki yıllık İlahiyat Fakültesini kazanmasına rağmen, maddi ve manevi imkânsızlıklar nedeniyle bu hayalini gerçekleştiremedi. Çocukluğundan beri yakasını bırakmayan sağlık sorunları nedeniyle eğitimine uzun bir ara vermek zorunda kalan Adakan, içinde ukde kalan üniversite hayalini yıllar sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Turizm Rehberlik bölümünü okuyarak gerçekleştirdi. Birden fazla ajanstan farklı diziler için oyunculuk teklifi almasına rağmen manevî sebeplerden ve bu sektörün ahlâkî değerlerden gün be gün uzaklaşması nedeniyle bu teklifleri reddedip sektörden uzak durmayı tercih etti. Şu anda memleketinden uzakta, inşaat sektöründe çalışmakta olan Adakan, zorlu çocukluk, gençlik ve evlilik dönemlerine rağmen sevgi, umut ve mücadeleyle dolu yaşamından ilham alarak kalemini edebiyat dünyasına adadı. Hem yaşadığı feci bir kaza nedeniyle ulaşamadığı çocukluk ve gençlik hayallerini hem de gerçek yaşam öyküsünü eserlerine yansıtan Adakan, yazın dünyasına güçlü bir giriş yaptı. 2025 yılında yayımladığı ilk romanı Uzun Bir Hikâye ve ilk hikâye kitabı Hayallerinin Peşinden Koş ile edebiyat dünyasına adım atan yazar, kalemiyle ilham vermeye devam etmektedir. Ayrıca, yazmakta olduğu yeni eserleriyle de edebiyat yolculuğunu sürdürmektedir. Yazdığı eserler'le gönül'den gönüle köprüler kurmayı hedefleyen Adakan,Uzun Bir Hikâye, Hayalleri'nin Peşi'nden Koş ve Erenlerin Sofrası'nda Yeşeren Ümitler adlı kitaplarla Manevî Edebiyat'a Katkı ödülüne layık görülmüştür. Hâlâ yazmaya devam ettiği eserlerle edebiyat yolculuğuna kararlılıkla devam etmektedir. Abdulaziz Adakan, 2025 yılı itibarıyla Fikirizleri.com platformunda köşe yazarı olarak yer almakta ve yazılarıyla okurlarına dokunmaktadır. Son olarak Adakan, hayatını özetlerken şu sözleri dile getirmektedir: "Hâlâ nefes alıp verebiliyorsam, bunu sevgiye ve inanca borçluyum."