Kırşehir Boztepe’den Afyon’a, Üç Evlat Sorumluluğundan İki Üniversiteye ve Bırakılmayan O Şiir Sevdasına Uzanan Bir Nasip Mizanpajı: Reyhan Salman

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; Kırşehir’in Boztepe ilçesinde başlayan çocukluk cennetini Afyonkarahisar’da evlilik, üç evlat büyütme ve ev hanımlığı vakarıyla taçlandıran, ardından "Şimdi kendi hayallerimin zamanı" diyerek aynı anda iki üniversite okuyan ve mısralara sarılan değerli Şair ve Yazar Reyhan Salman ile kalbi bir hasbihal gerçekleştirdik.

26 Ağustos 2026 - 11:50
26 Ağustos 2026 - 11:50 ⏱ 11 dk Okuma Süresi
 0  66
Kırşehir Boztepe’den Afyon’a, Üç Evlat Sorumluluğundan İki Üniversiteye ve Bırakılmayan O Şiir Sevdasına Uzanan Bir Nasip Mizanpajı: Reyhan Salman

Bencil ve aceleci çağın, insanı yaşından veya sorumluluklarından ibaret sayıp hayallerini erteletmeye zorladığı o hoyrat gürültünün ortasında, “İnsan, yaşının değil; hayallerinin peşinden gitmeyi bırakmadığı günün sahibidir.” diyerek kendinden vazgeçmeyen kavi ruhlar vardır.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; Kırşehir’in Boztepe ilçesinde başlayan çocukluk cennetini Afyonkarahisar’da evlilik, üç evlat büyütme ve ev hanımlığı vakarıyla taçlandıran, ardından “Şimdi kendi hayallerimin zamanı” diyerek aynı anda iki üniversite okuyan ve mısralara sarılan değerli Şair ve Yazar Reyhan Salman ile kalbi bir hasbihal gerçekleştirdik.

Hayatın ertelettiği ama asla unutturamadığı hayallerin peşinden büyük bir şevkle koşan, “Kıyıya Vuran Mektuplar” ve “Şiirsel Kalpler” dergisiyle kelamını matbuat dünyasına nakşeden konuğumuzun o adaletli ömür terazisini Satır Arası farkıyla aralıyoruz.

Reyhan Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece mısraları kâğıda döken bir şair değil; hayatın çetin yüklerini, evlat sorumluluklarını sükûnet kuyusunda demlendirip azimle harmanlayan hakiki bir gönül ve kelam zanaatkârı olarak ağırlamak bizim tezgâhımız için büyük bir şereftir.

Röportajımıza sizi, o Kırşehir Boztepe’nin çocukluk demlerinden Afyon’daki ilim ve şiir yolculuğunuza uzanan safi dünyanızı tanıyarak başlayalım: Reyhan Salman kimdir? Bir okur sizin kaleminize, mısralarınıza ve gönül dünyanıza adım attığında, sinesinde insana, azme ve hakikate dair hangi safi ayna ile yüzleşmelidir?

Reyhan Salman, 1980 yılında Kırşehir Boztepe’de dünyaya gelmiş 6 nüfuslu bir ailenin 4 çocuğundan biridir. Çocukluk yıllarından itibaren okumaya, öğrenmeye olan aşkı hiç değişmedi. İlk, orta ve lise öğrenimimi Boztepe’de tamamladım. 1998 yılında Afyonkarahisar’a yerleştim.

Okurlarımın benim şiirlerimde öncelikle sevgi, sadakat, ilahi bir aşk ve yaşanılmış gerçeklerle yüz yüze gelerek sayfalara dökülmüş dizeleri bulacaklardır.

Duygularımı yansıtmaya çalıştığım her mısrada kendimi, yaşadığım gerçek hislerimi ulaştırmak amacıyla kıtalara dökmüşümdür.

Çocukluğunuzun Boztepe’de geçen yıllarını “belki de bir daha ulaşamayacağım en güzel yıllar” diyerek yâd ediyorsunuz. O masum çocukluk yıllarında sînenize ekilen tohumların; yıllar sonra büyüyüp serpilen o şiir sevdasına ve hayatınızdaki idealist duruşa sağladığı o bereketli maya nedir?

Zaman o kadar çabuk ilerlerken ileriyi görüp kestiremiyorum. Ama yaşadığım duygu ve düşüncelerle kendime yol çizmekten hiç vazgeçmedim. Çocukluğum hayatımın en güzel, özel ve unutulmayacak yıllarıydı. Aile ortamı, anne ve babanın evladına verdiği en samimi sevgi, komşuluk ve çocukluk oyun arkadaşlarım. O sokakların akşama kadar tozlarını soluduğumuz en masum yıllarım. Komşu annelerin bile verdiği gerçek sevgiler, değerler, kıymet bilinmesi…

Evlilik, ev hanımlığı ve üç evlat yetiştirip onları kendi ayakları üzerinde duracak bir olgunluğa ulaştırmak... Bir kadının sînesine yüklenen bu mukaddes ama bir o kadar da yorucu sorumluluk demlerinde; ertelenen hayallerinizin, sükûnet kuyusuna çekilen o idealist ruhunuzun sitem etmeden bekleme sırrını bize anlatır mısınız?

Evlilik aslında hem güzel hem de zor bir durum. Yaşadığınız ortama, birbirinize olan saygıya, sadakate, alabildiğiniz sevgiyle taçlanır. Evliliğin en güzel hediyesi hiç şüphesiz çocuklardır. Çok şükür Allah’ıma bu duyguyu bana yaşattı. Evlat sevgisi hiçbir şeye benzemiyor. Ne uykusuzluk ne yorgunluk ne de çektiğiniz cefalar. Onlara o kadar adapte olmuşken kendi hayatınızı unutuyorsunuz.

Özellikle küçüklük dönemlerinde. Anneye ihtiyacı olduğu zamanlarda. Anne evladını elinden geldiği kadar sarıp sarmalarsa evlat kendini o kadar güvende hisseder. Ben onların kendilerine güvenleri oluştuğunda, doğruyu ve yanlışı ayırt ettiklerinde, ayaklarını yere bastıkları zamanı gördüğümde kendime döndüm. Onların okula gittikleri dönemlerde o kitap konularından hiç vazgeçmedim. Tabii ki her şey onlar içindi.

Birçok insanın “bu yaştan sonra olur mu” diyerek kendi kabuğuna çekildiği bir çağda; siz çocuklarınızı yetiştirdikten sonra büyük bir şevkle eğitim hayatına dönüp aynı anda iki farklı üniversite okumaya başladınız. “Şimdi kendim için yaşama zamanı” dediğiniz o mühim uyanış anı ve bu eğitimin ruhunuza kattığı inşirah nasıl bir his?

Bu duygunun tarifini söylemek bana hem gurur verici hem de kendime olan güvenim, “ben yapabildim” demenin mutluluğu ve heyecanı. Okumak içimdeki hiç geçmeyen, bitmeyen bir istekti.

Çocuklar büyüyünce kendimi daha fazla durdurmak istemedim. İlk etapta şansımı denedim, nasipte varsa neden olmasın dedim. Sonucu öğrendiğim o gün dünya benim olmuştu ve kendime olan güvenim daha da arttı. Çok mutlu oldum. Bunu yaşamak, o duyguyu tatmak benim için bu yaşta inanılmaz olmuştu.

Okula gittiğim ilk gün biraz çekindim açıkçası ama ters tepkiler almadım, daha da beni teşvik edici oldu. Sınıftaki arkadaş dediklerim benim çocuklarımla yaşıt ya da daha küçüklerdi. Günden güne daha iyi motive oldum ve inanılmaz olanı başarmanın mutluluğunu tatmaya, bunun tadını çıkarmaya başladım. Her gün ders yapmak bana keyif bile vermeye başlamıştı. Hayatımda ilk defa kendi başıma bir karar alıp başarmıştım.

İş hayatı, ev hanımlığı, üniversite dersleri ve aile sorumlulukları... Tüm bu yoğun temponun ortasında şiir yazmayı kendinize bir “ödül, nefes ve sığınak” kılıyorsunuz. Kaleminizin zaman zaman sustuğu ama içindeki ateşin hiç sönmediği o bekleme döneminden sonra mısralara sarılmak, harflerin sıhhatiyle nefes almak size ne hissettiriyor?

Tabii, evdeki sorumluluğum devam ederken çocuklarımın yaşam standartları ve eşime destek için çalışmaya başlamak aslında yorucu ama bunu evlat için yapınca yük olmaktan çıkıyor. Çalışırken ev hanımlığımın zor olduğu zamanlar olmadı değil ama programlı yaşarsanız her şeyin üstesinden gelmek zor değil.

Bu çabalarımın içine okullar da girince herkesin “bırak, yapamazsın” noktasına gelmediğim için kendimle gurur duyuyorum. Başarmak benim için artık kaçınılmaz olmuştu. Okula verdiğim önem daha da hız kazanmıştı. Kitap okumak zaten bitmeyen bir sevdamdı, okul ile birlikte kendime görev gibi oldu.

Ama bir şeyler daha eskisi gibi gelirken lise yıllarında yazdığım ve ara ara devam ettiğim şiirlerime geri dönmekte başarımın bir parçası oldu. Yürüdüğüm yerde, sınıfta ders dinlerken, ders çalışırken bile artık şiir başlıklarımı belirliyor ve durmadan dörtlükler yazıyordum. O günkü duygularımı yansıtıyordum. Belki hayat bana ev, okul, iş derken zor gelse de ben bundan keyif alıyordum.

“Kıyıya Vuran Mektuplar” ortak eserinde ve “Şiirsel Kalpler” edebiyat dergisinde mısralarınız okurla buluştu. Yıllarca içinizde sessizce büyüyen o şiir sevdası kâğıda dökülüp matbuat dünyasında karşılık bulduğunda, o ilk neşriyat anındaki duygu yoğunluğunu ve okurdaki aksisedasını bizimle paylaşır mısınız?

“Kıyıya Vuran Mektuplar” evet, ilk deneyim, gözümün bebeği, ilk evlat gibi… Ne kadar zor olduğunu düşünmüştüm, imkânsız gibi görüyordum. Ama bu sürpriz bana hayatımda çok istediğim kitap heyecanını yaşattı. Geldiğinde iş yerindeydim. Bu inanılmaz bir şey, açarken bile ellerim titredi. O kitabın kokusunu içime çektiğim o an başarımın devam ettiği hissini duydum. Bana ait mektup ve şiirleri görünce heyecandan ağladım.

Ben bunu başardım. Bu benim için çok önemliydi. Bütün gün kitabımı yanımdan ayırmadım. Kokusunu çekerek kaç defa okuduğumu hatırlamıyorum. “Şiirsel Kalpler”de de durum değişmedi aslında. O da benim için heyecanlıydı ve muhteşem ötesi bir duyguydu.

Kendimle gurur duymaktan vazgeçmeyeceğim ömrüm boyunca. Tabii, bana desteği olan hocalarımın emeklerini asla unutamam. Ömrüm boyunca duaları olacağım.

“Hayat bana ertelemeyi öğretti, fakat vazgeçmemeyi de öğretti” diyerek muazzam bir ömür dersi mühürlüyorsunuz. Yıllar sonra yeniden kalemin başına geçen bir şair olarak; masanızda demlenen, geleceğe dair niyet ettiğiniz müstakil bir şiir kitabı projesi veya yeni çalışmalarınız var mıdır?

İnsan istedikten sonra yapamayacağı, başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Ben bunu çevreme gösterdim. Belki zamanla isteyip de yapamadığım hiçbir şeyi içime gömmedim. Bu isteklerimi askıya almış, raflara kaldırmış olarak açığa vurma zamanı geldiğinde ortaya çıkarmak hayatımın en büyük dönüm noktası oldu ve bunu yaşamayı bana nasip etti.

Ama hiçbir zaman yapacağım ideallerimden vazgeçmedim. Hep bir gün diyerek inancımı da yitirmedim. Sabretmek, sükût etmek her zaman yolumu doğruya çevirdi. Sadece doğru zamanında olsun istemek yeterliydi. Allah’ıma çok şükür nasip etti, beni bu dünyada sevindirdi.

Son olarak; “İnsan, yaşının değil; hayallerinin peşinden gitmeyi bırakmadığı günün sahibidir” kelamıyla vefayı ve azmi mühürlüyorsunuz. Satır Arası masamızdan, sektör sınırı olmaksızın ertelemek zorunda kalan, yaşı veya şartları bahane edip hayallerinden vazgeçme eşiğine gelen tüm okurlarımıza ve yazar adaylarımıza bırakacağınız o nihai “Sonrası Bahar” mesajınız ne olur?

Hayat belki hepimize yorucu ama limanları seçmek bizim elimizde. Bunun ne zaman olacağını bilemeyiz ama uğraşmak, çaba göstermek de zor değil. Azmettikten sonra başarı imkânsız değildir. İş hayatında olsa günlük yarım saat veya 1 saat kadar zaman ayırmak asla imkânsız değil. Yeter ki isteyelim, olmayacak hiçbir şey yoktur.

Ben inandım, kendime güvendim, başaracağımı hep düşündüm, asla yılmadım. Sonucunda “imkânsızlık yoktur” diyebildim. Allah’ım nasip etti, ben uğraştım, çaba gösterdim. Hayatımda yapmak istediğim ideallerime ulaşmanın keyfi gerçekten hiçbir şeyde yok.

Zamana esir kalmasınlar. Hayatımızdan her gün bir gün daha eksiliyor…

Zoru başaracağım demek yeterli.

Saygılarımla.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Kırşehir’in Boztepe ilçesinden Afyonkarahisar’a uzanan ömrünü evlat yetiştirme vakarıyla, iki üniversite azmiyle ve mısralarının safi kokusuyla taçlandıran değerli Şair ve Yazar Reyhan Salman Hanımefendi'nin o hasbi kelam mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki, ertelenen bir hayalin sabrında, ders masasında dökülen alın terinde, bir annenin evlatlarına verdiği vefalı emekte ve yıllar sonra yeniden sarılınan kavi bir kalemde niyet safi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ahmet Bilgehan Arıkan 1980 doğumluyum, aslen Manisa Salihli’liyim. Hayatım, mütercim yazar babam Yaman Arıkan’ın 1968'de kurduğu o köklü edebiyat mutfağında, harflerin arasında şekillendi. 1999'dan beri bu köklü mirası ikinci kuşak olarak gururla sürdürüyorum. Bugün, hıza kurban edilen bu çağda kelimelerin sıhhatini ve niteliği savunarak; kitap mimarisi, yayıncılık ve usta dokunuşlu tasarımlarla yazı kültürüne hizmet etmeye devam ediyorum. Niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olduktan sonra; kapımız da gönlümüz de istişareye daima açıktır. Sonrası Bahar.