<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Ahmet Bilgehan Arıkan</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/ahmetbilgehanarikan</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; Ahmet Bilgehan Arıkan</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>Kırşehir Boztepe’den Afyon’a, Üç Evlat Sorumluluğundan İki Üniversiteye ve Bırakılmayan O Şiir Sevdasına Uzanan Bir Nasip Mizanpajı: Reyhan Salman</title>
<link>https://fikirizleri.com/Reyhan-Salman</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Reyhan-Salman</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; Kırşehir’in Boztepe ilçesinde başlayan çocukluk cennetini Afyonkarahisar’da evlilik, üç evlat büyütme ve ev hanımlığı vakarıyla taçlandıran, ardından &quot;Şimdi kendi hayallerimin zamanı&quot; diyerek aynı anda iki üniversite okuyan ve mısralara sarılan değerli Şair ve Yazar Reyhan Salman ile kalbi bir hasbihal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8e7446bc76d.webp" length="25768" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 11:50:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bencil ve aceleci çağın, insanı yaşından veya sorumluluklarından ibaret sayıp hayallerini erteletmeye zorladığı o hoyrat gürültünün ortasında, “İnsan, yaşının değil; hayallerinin peşinden gitmeyi bırakmadığı günün sahibidir.” diyerek kendinden vazgeçmeyen kavi ruhlar vardır.</p>
<p>Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; Kırşehir’in Boztepe ilçesinde başlayan çocukluk cennetini Afyonkarahisar’da evlilik, üç evlat büyütme ve ev hanımlığı vakarıyla taçlandıran, ardından “Şimdi kendi hayallerimin zamanı” diyerek aynı anda iki üniversite okuyan ve mısralara sarılan değerli Şair ve Yazar Reyhan Salman ile kalbi bir hasbihal gerçekleştirdik.</p>
<p>Hayatın ertelettiği ama asla unutturamadığı hayallerin peşinden büyük bir şevkle koşan, “Kıyıya Vuran Mektuplar” ve “Şiirsel Kalpler” dergisiyle kelamını matbuat dünyasına nakşeden konuğumuzun o adaletli ömür terazisini Satır Arası farkıyla aralıyoruz.</p>
<p>Reyhan Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece mısraları kâğıda döken bir şair değil; hayatın çetin yüklerini, evlat sorumluluklarını sükûnet kuyusunda demlendirip azimle harmanlayan hakiki bir gönül ve kelam zanaatkârı olarak ağırlamak bizim tezgâhımız için büyük bir şereftir.</p>
<p><strong>Röportajımıza sizi, o Kırşehir Boztepe’nin çocukluk demlerinden Afyon’daki ilim ve şiir yolculuğunuza uzanan safi dünyanızı tanıyarak başlayalım: Reyhan Salman kimdir? Bir okur sizin kaleminize, mısralarınıza ve gönül dünyanıza adım attığında, sinesinde insana, azme ve hakikate dair hangi safi ayna ile yüzleşmelidir?</strong></p>
<p>Reyhan Salman, 1980 yılında Kırşehir Boztepe’de dünyaya gelmiş 6 nüfuslu bir ailenin 4 çocuğundan biridir. Çocukluk yıllarından itibaren okumaya, öğrenmeye olan aşkı hiç değişmedi. İlk, orta ve lise öğrenimimi Boztepe’de tamamladım. 1998 yılında Afyonkarahisar’a yerleştim.</p>
<p>Okurlarımın benim şiirlerimde öncelikle sevgi, sadakat, ilahi bir aşk ve yaşanılmış gerçeklerle yüz yüze gelerek sayfalara dökülmüş dizeleri bulacaklardır.</p>
<p>Duygularımı yansıtmaya çalıştığım her mısrada kendimi, yaşadığım gerçek hislerimi ulaştırmak amacıyla kıtalara dökmüşümdür.</p>
<p><strong>Çocukluğunuzun Boztepe’de geçen yıllarını “belki de bir daha ulaşamayacağım en güzel yıllar” diyerek yâd ediyorsunuz. O masum çocukluk yıllarında sînenize ekilen tohumların; yıllar sonra büyüyüp serpilen o şiir sevdasına ve hayatınızdaki idealist duruşa sağladığı o bereketli maya nedir?</strong></p>
<p>Zaman o kadar çabuk ilerlerken ileriyi görüp kestiremiyorum. Ama yaşadığım duygu ve düşüncelerle kendime yol çizmekten hiç vazgeçmedim. Çocukluğum hayatımın en güzel, özel ve unutulmayacak yıllarıydı. Aile ortamı, anne ve babanın evladına verdiği en samimi sevgi, komşuluk ve çocukluk oyun arkadaşlarım. O sokakların akşama kadar tozlarını soluduğumuz en masum yıllarım. Komşu annelerin bile verdiği gerçek sevgiler, değerler, kıymet bilinmesi…</p>
<p><strong>Evlilik, ev hanımlığı ve üç evlat yetiştirip onları kendi ayakları üzerinde duracak bir olgunluğa ulaştırmak... Bir kadının sînesine yüklenen bu mukaddes ama bir o kadar da yorucu sorumluluk demlerinde; ertelenen hayallerinizin, sükûnet kuyusuna çekilen o idealist ruhunuzun sitem etmeden bekleme sırrını bize anlatır mısınız?</strong></p>
<p>Evlilik aslında hem güzel hem de zor bir durum. Yaşadığınız ortama, birbirinize olan saygıya, sadakate, alabildiğiniz sevgiyle taçlanır. Evliliğin en güzel hediyesi hiç şüphesiz çocuklardır. Çok şükür Allah’ıma bu duyguyu bana yaşattı. Evlat sevgisi hiçbir şeye benzemiyor. Ne uykusuzluk ne yorgunluk ne de çektiğiniz cefalar. Onlara o kadar adapte olmuşken kendi hayatınızı unutuyorsunuz.</p>
<p>Özellikle küçüklük dönemlerinde. Anneye ihtiyacı olduğu zamanlarda. Anne evladını elinden geldiği kadar sarıp sarmalarsa evlat kendini o kadar güvende hisseder. Ben onların kendilerine güvenleri oluştuğunda, doğruyu ve yanlışı ayırt ettiklerinde, ayaklarını yere bastıkları zamanı gördüğümde kendime döndüm. Onların okula gittikleri dönemlerde o kitap konularından hiç vazgeçmedim. Tabii ki her şey onlar içindi.</p>
<p><strong>Birçok insanın “bu yaştan sonra olur mu” diyerek kendi kabuğuna çekildiği bir çağda; siz çocuklarınızı yetiştirdikten sonra büyük bir şevkle eğitim hayatına dönüp aynı anda iki farklı üniversite okumaya başladınız. “Şimdi kendim için yaşama zamanı” dediğiniz o mühim uyanış anı ve bu eğitimin ruhunuza kattığı inşirah nasıl bir his?</strong></p>
<p>Bu duygunun tarifini söylemek bana hem gurur verici hem de kendime olan güvenim, “ben yapabildim” demenin mutluluğu ve heyecanı. Okumak içimdeki hiç geçmeyen, bitmeyen bir istekti.</p>
<p>Çocuklar büyüyünce kendimi daha fazla durdurmak istemedim. İlk etapta şansımı denedim, nasipte varsa neden olmasın dedim. Sonucu öğrendiğim o gün dünya benim olmuştu ve kendime olan güvenim daha da arttı. Çok mutlu oldum. Bunu yaşamak, o duyguyu tatmak benim için bu yaşta inanılmaz olmuştu.</p>
<p>Okula gittiğim ilk gün biraz çekindim açıkçası ama ters tepkiler almadım, daha da beni teşvik edici oldu. Sınıftaki arkadaş dediklerim benim çocuklarımla yaşıt ya da daha küçüklerdi. Günden güne daha iyi motive oldum ve inanılmaz olanı başarmanın mutluluğunu tatmaya, bunun tadını çıkarmaya başladım. Her gün ders yapmak bana keyif bile vermeye başlamıştı. Hayatımda ilk defa kendi başıma bir karar alıp başarmıştım.</p>
<p><strong>İş hayatı, ev hanımlığı, üniversite dersleri ve aile sorumlulukları... Tüm bu yoğun temponun ortasında şiir yazmayı kendinize bir “ödül, nefes ve sığınak” kılıyorsunuz. Kaleminizin zaman zaman sustuğu ama içindeki ateşin hiç sönmediği o bekleme döneminden sonra mısralara sarılmak, harflerin sıhhatiyle nefes almak size ne hissettiriyor?</strong></p>
<p>Tabii, evdeki sorumluluğum devam ederken çocuklarımın yaşam standartları ve eşime destek için çalışmaya başlamak aslında yorucu ama bunu evlat için yapınca yük olmaktan çıkıyor. Çalışırken ev hanımlığımın zor olduğu zamanlar olmadı değil ama programlı yaşarsanız her şeyin üstesinden gelmek zor değil.</p>
<p>Bu çabalarımın içine okullar da girince herkesin “bırak, yapamazsın” noktasına gelmediğim için kendimle gurur duyuyorum. Başarmak benim için artık kaçınılmaz olmuştu. Okula verdiğim önem daha da hız kazanmıştı. Kitap okumak zaten bitmeyen bir sevdamdı, okul ile birlikte kendime görev gibi oldu.</p>
<p>Ama bir şeyler daha eskisi gibi gelirken lise yıllarında yazdığım ve ara ara devam ettiğim şiirlerime geri dönmekte başarımın bir parçası oldu. Yürüdüğüm yerde, sınıfta ders dinlerken, ders çalışırken bile artık şiir başlıklarımı belirliyor ve durmadan dörtlükler yazıyordum. O günkü duygularımı yansıtıyordum. Belki hayat bana ev, okul, iş derken zor gelse de ben bundan keyif alıyordum.</p>
<p><strong>“Kıyıya Vuran Mektuplar” ortak eserinde ve “Şiirsel Kalpler” edebiyat dergisinde mısralarınız okurla buluştu. Yıllarca içinizde sessizce büyüyen o şiir sevdası kâğıda dökülüp matbuat dünyasında karşılık bulduğunda, o ilk neşriyat anındaki duygu yoğunluğunu ve okurdaki aksisedasını bizimle paylaşır mısınız?</strong></p>
<p>“Kıyıya Vuran Mektuplar” evet, ilk deneyim, gözümün bebeği, ilk evlat gibi… Ne kadar zor olduğunu düşünmüştüm, imkânsız gibi görüyordum. Ama bu sürpriz bana hayatımda çok istediğim kitap heyecanını yaşattı. Geldiğinde iş yerindeydim. Bu inanılmaz bir şey, açarken bile ellerim titredi. O kitabın kokusunu içime çektiğim o an başarımın devam ettiği hissini duydum. Bana ait mektup ve şiirleri görünce heyecandan ağladım.</p>
<p>Ben bunu başardım. Bu benim için çok önemliydi. Bütün gün kitabımı yanımdan ayırmadım. Kokusunu çekerek kaç defa okuduğumu hatırlamıyorum. “Şiirsel Kalpler”de de durum değişmedi aslında. O da benim için heyecanlıydı ve muhteşem ötesi bir duyguydu.</p>
<p>Kendimle gurur duymaktan vazgeçmeyeceğim ömrüm boyunca. Tabii, bana desteği olan hocalarımın emeklerini asla unutamam. Ömrüm boyunca duaları olacağım.</p>
<p><strong>“Hayat bana ertelemeyi öğretti, fakat vazgeçmemeyi de öğretti” diyerek muazzam bir ömür dersi mühürlüyorsunuz. Yıllar sonra yeniden kalemin başına geçen bir şair olarak; masanızda demlenen, geleceğe dair niyet ettiğiniz müstakil bir şiir kitabı projesi veya yeni çalışmalarınız var mıdır?</strong></p>
<p>İnsan istedikten sonra yapamayacağı, başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Ben bunu çevreme gösterdim. Belki zamanla isteyip de yapamadığım hiçbir şeyi içime gömmedim. Bu isteklerimi askıya almış, raflara kaldırmış olarak açığa vurma zamanı geldiğinde ortaya çıkarmak hayatımın en büyük dönüm noktası oldu ve bunu yaşamayı bana nasip etti.</p>
<p>Ama hiçbir zaman yapacağım ideallerimden vazgeçmedim. Hep bir gün diyerek inancımı da yitirmedim. Sabretmek, sükût etmek her zaman yolumu doğruya çevirdi. Sadece doğru zamanında olsun istemek yeterliydi. Allah’ıma çok şükür nasip etti, beni bu dünyada sevindirdi.</p>
<p><strong>Son olarak; “İnsan, yaşının değil; hayallerinin peşinden gitmeyi bırakmadığı günün sahibidir” kelamıyla vefayı ve azmi mühürlüyorsunuz. Satır Arası masamızdan, sektör sınırı olmaksızın ertelemek zorunda kalan, yaşı veya şartları bahane edip hayallerinden vazgeçme eşiğine gelen tüm okurlarımıza ve yazar adaylarımıza bırakacağınız o nihai “Sonrası Bahar” mesajınız ne olur?</strong></p>
<p>Hayat belki hepimize yorucu ama limanları seçmek bizim elimizde. Bunun ne zaman olacağını bilemeyiz ama uğraşmak, çaba göstermek de zor değil. Azmettikten sonra başarı imkânsız değildir. İş hayatında olsa günlük yarım saat veya 1 saat kadar zaman ayırmak asla imkânsız değil. Yeter ki isteyelim, olmayacak hiçbir şey yoktur.</p>
<p>Ben inandım, kendime güvendim, başaracağımı hep düşündüm, asla yılmadım. Sonucunda “imkânsızlık yoktur” diyebildim. Allah’ım nasip etti, ben uğraştım, çaba gösterdim. Hayatımda yapmak istediğim ideallerime ulaşmanın keyfi gerçekten hiçbir şeyde yok.</p>
<p>Zamana esir kalmasınlar. Hayatımızdan her gün bir gün daha eksiliyor…</p>
<p>Zoru başaracağım demek yeterli.</p>
<p>Saygılarımla.</p>
<p>Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Kırşehir’in Boztepe ilçesinden Afyonkarahisar’a uzanan ömrünü evlat yetiştirme vakarıyla, iki üniversite azmiyle ve mısralarının safi kokusuyla taçlandıran değerli Şair ve Yazar Reyhan Salman Hanımefendi'nin o hasbi kelam mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki, ertelenen bir hayalin sabrında, ders masasında dökülen alın terinde, bir annenin evlatlarına verdiği vefalı emekte ve yıllar sonra yeniden sarılınan kavi bir kalemde niyet safi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Ben Kimim?&amp;quot; Sorusundan Bütüncül İçsel Dengeye Uzanan Bir İnsan Aynası: Dilhara Duman</title>
<link>https://fikirizleri.com/Ben-Kimim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/Ben-Kimim</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; otuz yıllık hizmet sektörü gözlemlerini sosyal bilimler disiplinleriyle buluşturan, Enneagram’dan Aile Dizimi’ne uzanan kadim öğretileri &quot;Bütüncül İçsel Denge Analizi&quot; çatısı altında harmanlayan Değerli Eğitmen ve Analist Dilhara Duman ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8bdc11da873.webp" length="28992" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 15:52:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bencil ve aceleci çağın, insanı tek bir mesleki unvana, yüzeysel kalıplara ve geçici etiketlere hapsettiği o hoyrat gürültünün ortasında; varoluşun en kadim sorusu olan "Ben kimim?" nidasının peşine düşüp kendi hakikatini arayan ve ömrünü insanı anlamaya adayan kavi ruhlar vardır.</p>
<p>​Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; otuz yıllık hizmet sektörü gözlemlerini sosyal bilimler disiplinleriyle buluşturan, Enneagram’dan Aile Dizimi’ne uzanan kadim öğretileri "Bütüncül İçsel Denge Analizi" çatısı altında harmanlayan değerli eğitmen ve analist Dilhara Duman ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik.</p>
<p>​"İnsanlara yol göstermek yerine kendi yollarını görmeleri için ayna tutmayı" ilke edinen, eğitimler ve dönüşüm kamplarıyla ruhun görünmeyen taraflarına ışık tutan konuğumuzun o adaletli ömür terazisini Satır Arası farkıyla aralıyoruz.</p>
<p>​— <strong>Dilhara Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece teknik tahliller yapan bir uzman veya eğitmen olarak değil; insan ruhunun dehlizlerinde yol alan ve bizzat kendi aynasına bakarak başkalarına ayna tutan hakiki bir farkındalık ve insan zanaatkârı olarak ağırlamak bizim tezgâhımız için büyük bir şereftir. Röportajımıza sizi, o varoluşun en derin sorusuyla şekillenen dünyanızı tanıyarak başlayalım: Dilhara Duman kimdir? Bir insan sizin açtığınız o farkındalık çemberlerine adım attığında, sinesinde kendi hakikatine dair hangi safi ayna ile yüzleşmelidir?</strong></p>
<p>​— Kendimi hâlâ öğrenen, merak eden, sorgulayan ve zaman zaman kendi cevaplarını da yeniden gözden geçiren bir insan olarak tanımlıyorum. Benim için gelişim, bir gün ulaşıp "oldum" diyebileceğimiz bir yer değil. İnsan kendini tanıdıkça, aslında kendinde keşfedeceği daha çok şey olduğunu fark ediyor.</p>
<p>​Hayata ve insana yaklaşımımda anlamaya ve fark ettirmeye önem veriyorum. Çünkü çoğu zaman gördüğümüz davranış, insanın hikâyesinin yalnızca görünen kısmı. Benim açtığım farkındalık alanlarında hazır cevaplar vermekten çok, kişinin kendisine başka türlü bakabilmesine alan açmayı önemsiyorum. Bazen yıllardır kendimize sormadığımız sorularla karşılaşıyoruz: "Gerçekten ne istiyorum?", "Yaşadığım hayat ne kadar bana ait?", "Bugün verdiğim kararları ben mi veriyorum?"</p>
<p>​Kendimizle karşılaşmak her zaman kolay değil. İnsan bazen en çok görmek istemediği tarafına baktığında kendisi hakkında önemli bir şey keşfediyor. Benim için farkındalık, kendimizi değiştirmeye çalışmadan önce kendimizi olduğu hâliyle görebilmekle başlıyor. Ve belki de o aynada karşılaşacağımız en önemli şey, başkalarının bizden beklediği kişi değil; içimizdeki gerçek "ben"dir.</p>
<p>​— <strong>Otuz yılı bulan hizmet sektörü tecrübeniz boyunca "Aynı olay karşısında neden herkes farklı hissediyor, farklı düşünüyor ve farklı davranıyor?" sorusunun peşine düşmüşsünüz. Rakamların ve iş hayatının koşturmacası içindeyken insanı bu derece derinlemesine gözlemlemenin; bugün yürüttüğünüz davranış analizlerine ve insanı tanıma sanatına kattığı o pürüzsüz bereketi bize anlatır mısınız?</strong></p>
<p>​— Hizmet sektörü benim için adeta hayatın içinde alınmış uzun bir insan gözlemleme eğitimi oldu. Farklı yaşlardan, kültürlerden ve karakterlerden binlerce insanla karşılaştım. İnsanların söylediklerinden çok, söylemediklerine; beden dillerine, tepkilerine, kriz anlarındaki davranışlarına dikkat etmeye başladım.</p>
<p>​Bir süre sonra aynı davranışın altında çok farklı nedenler olabileceğini fark ettim. Kimi insan öfkesinin arkasında korkusunu saklıyor, kimi kontrol ederek kendini güvende hissediyor, kimi de sürekli güçlü görünmeye çalışırken aslında kabul edilme ihtiyacı taşıyor. Bugün davranış analizine bakışımın temelinde bu deneyim var. İnsanları tek bir davranış üzerinden değerlendirmemeye çalışıyorum. Çünkü davranış görünen taraftır; asıl hikâye çoğu zaman onun arkasındadır.</p>
<p>​— <strong>İnsanı anlamanın sadece görünen davranışları yorumlamaktan değil, o davranışların ardındaki saklı motivasyonları görmekten geçtiğini savunarak Enneagram’ın derinliklerine inmişsiniz. Bencil çağın insanı dış görünüşe ve anlık tepkilere göre yargıladığı bu dönemde, Enneagram’ın mizaç ve içsel motivasyon haritası bize nasıl bir mühür sunmaktadır?</strong></p>
<p>​— Enneagram benim için insanı bir "tip" içine koymak değil, insanın kendisini daha yakından tanıyabilmesi için bir harita. Çünkü aynı davranışı sergileyen iki insanın motivasyonu tamamen farklı olabilir. Enneagram bana özellikle şu soruyu sordurdu: "Bunu neden yapıyorum?"</p>
<p>​İnsanın kendisiyle ilgili farkındalığı çoğu zaman burada başlıyor. "Ben böyleyim." demek yerine, "Ben neden böyle davranıyorum?" diye sormaya başladığımızda değişim için alan açılıyor. Bence günümüzde en büyük ihtiyaçlarımızdan biri de bu. İnsanları hızlıca etiketlemek yerine, davranışlarının arkasındaki ihtiyacı ve motivasyonu anlamaya çalışmak...</p>
<p>​— <strong>Eserlerinizde ve eğitimlerinizde en çok derinleştiğiniz alanlardan biri de Aile Dizimi... Ancak siz Aile Dizimi’ni "geçmişi suçlamak ya da her şeyi atalara bağlamak" kolaycılığından arındırıp, "kişiye kendi sorumluluğunu hatırlatan bir farkındalık alanı" olarak kurguluyorsunuz. Bize ait olmayan yükleri fark etmek ile kendi seçimlerimizle özgürleşmek arasındaki o hassas adalet dengesini sizden dinleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>​— Aile Dizimi, üzerinde en çok çalıştığım ve yıllar içinde en fazla derinleştiğim alanlardan biri. Aynı zamanda eğitimini verdiğim ve uygulayıcısı olduğum bir alan. Benim için Aile Dizimi'nin en kıymetli tarafı, insanın kendi hayatına yalnızca kendi hikâyesinin içinden değil, ait olduğu sistemin içinden de bakabilmesine imkân vermesi.</p>
<p>​Hepimiz bir ailenin içinde dünyaya geliyoruz. O ailede yaşananlar, ilişkiler, kayıplar, ayrılıklar, dışlanmalar, söylenmemiş sözler, roller ve bazen nesiller boyunca aktarılan ilişki biçimleri bizim hayatımızı da etkileyebilir. Bazen hiç yaşamadığımız bir olayın duygusunu taşıyormuşuz gibi hissedebilir, nedenini anlayamadığımız bazı tekrarların içinde bulabiliriz kendimizi. İşte Aile Dizimi burada önemli bir alan açıyor. Görünmeyeni görünür hâle getirerek kişinin "Bu neden benim başıma geliyor?" sorusuna farklı bir yerden bakabilmesini sağlıyor.</p>
<p>​Fakat benim için burada çok önemli bir sınır var: Aile Dizimi, hayatımızdaki her sorunun cevabını atalarımızda aramak değildir. Her yaşadığımızı ailemize, geçmişimize ya da atalarımıza bağlarsak bu kez kendi hayatımızın sorumluluğunu da elimizden bırakmış oluruz. Oysa sistemik bakış bana göre tam tersine sorumluluğu güçlendirmeli.</p>
<p>​Bazen gerçekten bize ait olmayan bir yükü fark ederiz. Bir aile üyesine duyulan sadakat, görünmeyen bir bağlılık, tamamlanmamış bir yas ya da yıllardır tekrar eden bir ilişki kalıbı olabilir. Bunu fark etmek önemli bir adımdır. Fakat fark etmek tek başına yeterli değildir. Sonrasında şu soruyu sormak gerekir: "Bunu gördükten sonra ben kendi hayatım için neyi seçiyorum?"</p>
<p>​Ben Aile Dizimi'ni kaderimizi başkalarının hikâyesine bağlayan bir çalışma olarak değil, kişinin kendi hikâyesine daha bilinçli bir yerden bakmasına yardımcı olan bir alan olarak görüyorum. Çünkü geçmişimizi seçmemiş olabiliriz ama bugün onunla ne yapacağımız konusunda bir seçim alanımız var. Uygulayıcı ve eğitmen olarak benim için en önemli sorumluluklardan biri de bu dengeyi korumak: Danışana hazır bir neden vermek değil, kendi hikâyesini daha geniş bir perspektiften görebileceği bir alan açmak.</p>
<p>​Bazen bir yükün bize ait olmadığını fark etmek özgürleştirir. Bazen de yıllardır başkasına verdiğimiz sorumluluğu geri almak... Aile Dizimi'nin benim için en güçlü tarafı, insanı geçmişine mahkûm etmek değil; geçmişini görerek bugününe daha bilinçli sahip çıkmasına alan açmasıdır.</p>
<p>​— <strong>Yıllar içinde edindiğiniz geniş birikimi bir araya getirerek özgün "Bütüncül İçsel Denge Analizi" metodunu geliştirdiniz. İnsanı zihni, duyguları, davranışları ve potansiyeliyle tek bir etiket altına sokmadan bir bütün olarak değerlendirmenin; o kırılmış veya dengesi bozulmuş ruhlar üzerindeki şifalandırıcı etkisi nedir?</strong></p>
<p>​— Bütüncül İçsel Denge Analizi, aslında bir günde karar verip oluşturduğum bir çalışma değil. Yıllar içinde aldığım eğitimlerin, yaptığım çalışmaların, gözlemlerimin ve kendi içsel yolculuğumun zaman içinde birbirini tamamlamasıyla ortaya çıktı.</p>
<p>​İnsanla çalıştıkça şunu daha net gördüm: Bir insanı yalnızca davranışlarından anlamaya çalışmak eksik kalabiliyor. Kişilik yapısı başka bir şey söylüyor, davranışları başka bir ipucu veriyor, yaşam deneyimleri başka bir katman açıyor. Enneagram, numeroloji, enerji merkezleri ve farklı farkındalık çalışmaları da bu resmin başka parçalarını gösteriyor. Ben bu parçaları birbirinin alternatifi olarak değil, aynı insanı farklı açılardan görebilmemizi sağlayan pencereler olarak ele aldım. Bütüncül İçsel Denge Analizi de bu anlayıştan doğdu.</p>
<p>​Bu çalışmada amacım kişiye "Sen busun." demek değil. Tam tersine, kişinin kendi hikâyesine dışarıdan bakabilmesini sağlamak. Güçlü yönlerini, zorlandığı alanları, tekrar eden davranışlarını, içsel kaynaklarını ve üzerinde çalışabileceği noktaları birlikte görebilmesine bir alan açmak. Çünkü bir analiz sonucunu bilmek ile kendini gerçekten gözlemlemek aynı şey değil. Benim için asıl değer, kişinin raporda kendisiyle ilgili okuduğu bir bilgiyi günlük hayatında fark etmeye başlamasıyla ortaya çıkıyor.</p>
<p>​Bu nedenle Bütüncül İçsel Denge Analizi'ni bir tanı veya kesin hüküm aracı olarak değil, kişisel farkındalık için hazırlanmış bir rehber olarak görüyorum. Bu çalışma kişiye kendi iç dünyasını gözlemlemesi için bir harita sunabilir; fakat o haritanın nasıl okunacağı ve hayatında neye dönüşeceği kişinin kendi deneyimine ve seçimlerine bağlıdır.</p>
<p>​Çalışmanın sonunda da özellikle bunu vurguluyorum: Buradaki bilgiler farkındalık ve rehberlik amacı taşır; herhangi bir tıbbi, psikolojik veya psikiyatrik tanı ya da tedavinin yerine geçmez. Çünkü insanı tek bir rapora sığdırmanın da, kendi hayatının sorumluluğunu bir analize bırakmanın da doğru olduğuna inanmıyorum. Benim için Bütüncül İçsel Denge Analizi'nin asıl amacı, kişiye kendisi hakkında cevaplar vermekten çok, kendisini daha doğru gözlemleyebileceği sorular ve bir farkındalık alanı sunmak.</p>
<p>​— <strong>Dernek çatısı altındaki eğitmenliğinizin yanı sıra dönüşüm kampları, seminerler ve farkındalık çemberleriyle insanlara ulaşıyorsunuz. Bir insanın kendi içsel dönüşüm kampına girip, kalabalıkların gürültüsünden sıyrılarak kendi sesiyle baş başa kaldığı o anlardaki kırılma ve yeniden ayağa kalkma gücünü nasıl gözlemliyorsunuz?</strong></p>
<p>​— Günlük hayatın içinde insanın kendisini duyması gerçekten zor. Sürekli yetişmemiz gereken işler, sorumluluklarımız, ilişkilerimiz, başkalarının bizden beklentileri var. Bir süre sonra kendi sesimizi, dışarıdaki bütün seslerin arasından seçemez hâle gelebiliyoruz.</p>
<p>​Ben dönüşüm kamplarını biraz da bu yüzden çok kıymetli buluyorum. Çünkü insanı bir süreliğine alıştığı ortamdan, rollerinden ve günlük hayatın hızından çıkarıyor. Telefonun, işin, evin, sürekli yapılması gerekenlerin biraz geride kaldığı; sabah gözünü açtığında ilk düşündüğün şeyin "Bugün ne yetiştirmeliyim?" değil, "Bugün kendimde neyi fark edeceğim?" olabildiği bir alan açıyor. Doğanın içinde, denizin yanında ya da bir çemberin içinde insanın kendisiyle kurduğu ilişki değişiyor. Çünkü orada bir süreliğine sadece başkalarının hayatına yetişmek zorunda kalmadan kendi hayatına bakma fırsatı buluyor.</p>
<p>​Bu çalışmalarda bazen bir kişinin uzun zamandır söyleyemediği bir cümleyi ilk kez söylediğine, bazen yıllardır bastırdığı bir duyguyla karşılaştığına, bazen de hayatında sürekli tekrar eden bir döngüyü ilk kez fark ettiğine tanık oluyoruz. Ama dönüşüm dediğimiz şeyi ben büyük ve dramatik kırılmalar olarak görmüyorum. Bazen dönüşüm çok sessiz bir anda gerçekleşiyor. Bir insanın "Ben bunu neden yıllardır yapıyorum?" diye sorması bile önemli bir başlangıç.</p>
<p>​Hatta farkındalık her zaman rahatlatıcı değildir. Bazen gördüğümüz şey hoşumuza gitmez. Bazen kendimizle ilgili alıştığımız bir düşüncenin doğru olmadığını fark ederiz. Ama önce görmek gerekir; görmediğimiz bir şeyi değiştiremeyiz.</p>
<p>​Kamplarda benim için en kıymetli anlardan biri de insanların birbirlerinin hikâyelerine tanık olurken kendi hikâyelerini başka bir gözle görmeye başlamaları. Çünkü bazen başkasının söylediği tek bir cümle, bizim yıllardır kendimize söyleyemediğimiz şeyi görünür hâle getirebiliyor. Ve sonra çok güzel bir şey oluyor: İnsan, hayatına geri döndüğünde aynı insan olarak dönmüyor. Sorunlarının hepsi bir anda ortadan kalktığı için değil, onlara bakışının değiştiği için...</p>
<p>​Benim için dönüşüm kampının gerçek anlamı da burada: Birkaç günlüğüne hayattan uzaklaşmak değil, hayatına geri döndüğünde kendine daha yakın olmak. Belki de bazı cevapları bulmak için daha fazla çabalamamız gerekmiyor. Bazen sadece durmamız, nefes almamız ve uzun zamandır duymadığımız kendi sesimize biraz yer açmamız gerekiyor.</p>
<p>​— <strong>Bir eş, iki erkek çocuk annesi ve hâlâ müzikle, filmle ve öğrenmeyle beslenen bir arayış insanı olarak; kalabalıkların ve danışanların o ağır enerji yüklerini taşırken kendi evinizdeki ve ruhunuzdaki o "safi içsel dengeyi" nasıl taze tutuyorsunuz?</strong></p>
<p>​— Benim için denge, hayatımda hiç zorlanmamak ya da her şeyin her zaman yolunda olması değil; dengeye yeniden gelebilmeyi öğrenmek.</p>
<p>​Yıllar içinde yaptığım çalışmaların en büyük katkılarından biri de kendi hayatımda bunu deneyimlemek oldu. Kendim üzerinde çalıştıkça, bazı tepkilerimi, beklentilerimi, korkularımı ve ilişkilerdeki alışkanlıklarımı daha iyi fark etmeye başladım. Bu farkındalık yalnızca benim iç dünyamı değil, aile hayatımı ve aile içindeki ilişkilerimi de dönüştürdü. Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, ister istemez çevresindeki ilişkilerine de yansıyor. Kendimi daha iyi tanıdıkça ne zaman geri çekilmem ne zaman konuşmam, neyi üzerime almamam ve hangi duygunun gerçekten bana ait olduğunu daha iyi ayırt etmeyi öğrendim.</p>
<p>​Özellikle aile içinde bunu çok kıymetli buluyorum. Eş olmak, anne olmak ya da çocuklarımızla ilişki kurmak; hepimizin kendi hikâyelerimizi, beklentilerimizi ve alışkanlıklarımızı beraberinde getirdiği alanlar. Kendi üzerimde yaptığım çalışmalar, bu ilişkilerde otomatik tepkiler vermek yerine biraz durup bakabilmeme yardımcı oldu.</p>
<p>​Ben de zaman zaman yoruluyorum, kızıyorum, kırılıyorum, kararsız kalıyorum. Fark şu ki artık bunları görmezden gelmek yerine ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Kendime dönmek, benim için bir kaçış değil; yeniden dengeye gelmenin yolu. Müzik dinlemek, film izlemek, öğrenmek, bazen yalnız kalmak ve bazen de sadece hiçbir şey yapmadan durmak beni besleyen şeyler. Ama sanırım en önemli denge alanım, kendi üzerimde çalışmayı hiç bırakmamak.</p>
<p>​Çünkü öğrendiğim her şeyin önce kendi hayatımda bir karşılığı olmasını istiyorum. Kendi hayatımda deneyimlemediğim bir şeyi başkasına anlatmanın benim için aynı anlamı yok. Bugün geldiğim yerde şunu daha iyi biliyorum: İçsel denge, hayatın hiç sarsılmaması değil; sarsıldığında kendine yeniden dönebilmeyi bilmek.</p>
<p>​— <strong>Son olarak; "Ben insanlara yol göstermiyorum, kendi yollarını görebilmeleri için ayna tutuyorum." diyen kavi bir vizyoner olarak; Satır Arası masamızdan, sektör sınırı olmaksızın hayata kendi özünü arayarak, dürüstlükle ve safi umutlarla derin bir iz bırakmaya niyet etmiş tüm insanımıza ve yazar adaylarımıza bırakacağınız o nihai "Sonrası Bahar" mesajınız ne olur?</strong></p>
<p>​— Sanırım insanlara verebileceğim en önemli mesaj, kendilerini ertelememeleri olur.</p>
<p>​Çünkü çoğumuz hayatımız boyunca bir şeylerin düzelmesini bekliyoruz. "Çocuklar büyüsün, şartlar değişsin, biraz daha zaman olsun, önce başkalarının ihtiyaçları bitsin..." Sonra kendimize sıra geleceğini düşünüyoruz. Oysa hayat beklemiyor.</p>
<p>​Kendini tanımak için mükemmel bir zamanı, kusursuz şartları ya da bütün cevapları bulmayı beklemek gerekmiyor. Bazen insanın hayatında yeni bir sayfa açması için yapması gereken tek şey, uzun zamandır kendine sormadığı bir soruyu yeniden sormak: "Ben gerçekten nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?"</p>
<p>​Cevabı hemen bulamayabiliriz. Hatta bulduğumuz cevap bizi korkutabilir. Ama insan kendisine dürüst bir soru sorduğunda, artık eski cevabıyla yaşamaya devam edemez. Benim için "Sonrası Bahar" tam da burada başlıyor: Sorunların bittiği yerde değil, insanın kendi hayatına yeniden sahip çıktığı yerde.</p>
<p>​Ve belki de insana bırakılabilecek en güzel miras, ona hangi yolu seçmesi gerektiğini söylemek değil; kendi yolunu seçebileceğine inanmasını sağlamaktır.</p>
<p>​Benim yolculuğumun özeti de bu: Kendini bulmak için uzaklara gitme, önce kendine dön. Çünkü bazen aradığın yol, yıllardır baktığın ama görmediğin yerdedir.</p>
<p>​— Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; otuz yıllık insan gözlemini Enneagram ve Aile Dizimi süzgecinden geçirerek "Bütüncül İçsel Denge Analizi" çatısında mühürleyen, rehberlik etmek yerine insanın kendi yoluna ayna tutan Değerli Eğitmen Dilhara Duman'ın o hasbi ruh ve davranış mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; zihnin karmaşasında, aile sisteminin köklü hafızasında, kendi sorumluluğunu alma cesaretinde ve hayatın her çetin imtihanında niyet safi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sivas Kangal’dan Yağmurlar Yağarken Eserine Uzanan Bir Şiir ve Vefa Mizanpajı: Oğuzhan Yabancı</title>
<link>https://fikirizleri.com/sivas-kangaldan-yagmurlar-yagarken-eserine-uzanan-bir-siir-ve-vefa-mizanpaji-oguzhan-yabanci-4401</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sivas-kangaldan-yagmurlar-yagarken-eserine-uzanan-bir-siir-ve-vefa-mizanpaji-oguzhan-yabanci-4401</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; Sivas’ın Kangal ilçesinden yetişip 2006 yılında yazdığı &quot;Yıkıl Be Dünya&quot; şiiriyle hayallerine ilk kapıyı açan, yıllar süren adanmışlığın ardından &quot;Yağmurlar Yağarken&quot; kitabıyla hayalini gerçeğe dönüştüren Değerli Şair ve Yazar Oğuzhan Yabancı ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7c0f02d35bb.webp" length="61420" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 09:15:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords>Ahmet Bilgehan Arıkan, Satır Arası, Kelimelerin Sıhhati, Sonrası Bahar, Satır Arası Röportajları, Oğuzhan Yabancı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bencil ve aceleci çağın, insanı kuraklığa ve duygusal sığlığa mahkûm ettiği o hoyrat gürültünün ortasında; bir Temmuz yağmurında bilerek ve isteyerek sırılsıklam olup ruhunu mısralara döken kavi ruhlar vardır.</p>
<p>Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; Sivas’ın Kangal ilçesinden yetişip 2006 yılında yazdığı "Yıkıl Be Dünya" şiiriyle hayallerine ilk kapıyı açan, yıllar süren adanmışlığın ardından "Yağmurlar Yağarken" kitabıyla hayalini gerçeğe dönüştüren Değerli Şair ve Yazar Oğuzhan Yabancı ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik.</p>
<p>Antolojilerden ikinci şiir kitabının müjdesine uzanan bu bereketli serüvende, "İnsan hayallerinden vazgeçmediği sürece yoluna mutlaka ışık düşer" düsturunu rehber edinen konuğumuzun o adaletli ömür terazisini Satır Arası farkıyla aralıyoruz.</p>
<p>Oğuzhan Bey, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece mısralar dizen bir şair değil; yağmurun rahmetini ruhuna ilham eylemiş, Sivas Kangal’ın o mert toprağından beslenen hakiki bir kelâm ve şiir zanaatkârı olarak ağırlamak bizim tezgâhımız için büyük bir şereftir.</p>
<p><strong>Röportajımıza sizi, o ilk yağmur damlasıyla şekillenen sâfi dünyanızı tanıyarak başlayalım: Oğuzhan Yabancı kimdir? Bir okur sizin mısralarınıza ve "Yağmurlar Yağarken" dünyanıza adım attığında, sînesinde insana, aşka ve umuda dair hangi şifalı ayna ile yüzleşmelidir?</strong></p>
<p>Öncelikle hepinize gönülden selam olsun. Yağmurun dünyasına, şiirin sesine ve yüreğin en derin köşelerine uzanan bu yolculuğa hoş geldiniz.</p>
<p>Ben Oğuzhan Yabancı. 01.01.1985 tarihinde Sivas’ın Kangal ilçesinde dünyaya geldim. Kendimi bildim bileli kelimelerle dost, şiirle yol arkadaşlığı yaptım. Asıl mesleğim şairlik; ömrümü yağmura, sevdaya ve şiire adadım.</p>
<p><strong>İlk Meyve: Gönül Hikâyesi ve Hasret Türküsü</strong><br>“Yağmurlar Yağarken”, bu uzun yolculuğun ilk meyvesidir. Bu eser yalnızca bir şiir kitabı değil; bir gönül hikâyesi, bir özlem türküsü ve yarım kalmış sevdaların sessiz çığlığıdır.</p>
<p>Kitabın kapağındaki fotoğrafla başlayan bu yolculuk, ilk sayfasından son satırına kadar gerçek sevenlerin yarım kalmış hikâyelerini, kavuşamayanların hasretini, gerçekleşmeyen hayalleri ve insanın yüreğinde ömür boyu taşıdığı derin izleri anlatmaktadır. Bazen bir vedanın hüznünü, bazen de bitirmeye kıyılamayan bir sevdanın sessizliğini dizelere emanet ettim.</p>
<p>Bu sayfalarda okuyacağınız şiirlerin birçoğu, hayatın içinden süzülüp gelen duyguların, yaşanmışlıkların ve gönlümde bıraktığı izlerin yansımasıdır. Dileğim; her mısranın başka bir yüreğe dokunması, kendi hikâyesini arayan her okurun bu satırlarda kendinden bir parça bulmasıdır.</p>
<p>“Yağmurlar Yağarken”, hüznün ve umudun aynı gökyüzü altında buluştuğu bir yolculuktur. İnanıyorum ki bu yolculuk, bundan sonra kaleme alacağım yeni eserlerle de devam edecek; yağmur dinse bile şiir hiç susmayacaktır.</p>
<p><strong>2006 yılının yağmurlu bir Temmuz akşamında, bilerek ve isteyerek sırılsıklam olduğunuz o gün ilk şiiriniz "Yıkıl Be Dünya" doğmuş. Islanan bir bedenden kâğıda dökülen o ilk mısraların, 19 yıl boyunca sürecek olan bir şiir sevdasına ve büyük hayallere dönüşmesindeki "sâfi demlenme" hikâyesini bize anlatır mısınız?</strong></p>
<p>2006 yılının bir Temmuz akşamı… Aslında o akşam, yaklaşan kara kışın sessiz habercisiydi.</p>
<p>Çok sevdiğim, büyük hayaller kurduğum, bugünüm ve yarınım diye gördüğüm insanın vedasına şahit olan gözlerim; yağan yağmura aldırmadan yürürken dizlerimin bağı çözülmüş, kendimi bir kaldırım taşının üzerinde yalnızlığımla baş başa bulmuştum. O an dilime düşen birkaç mısra, farkında olmadan hayatımın yönünü değiştirecek ilk adım olmuştu.</p>
<p>Eve vardığımda kâğıdı ve kalemi elime aldım. O acıyı, o vedayı ve o yağmurlu akşamı unutmamak için yazdığım “Yıkıl Be Dünya” adlı ilk şiirim, yalnızca bir ayrılığın değil; içimde doğan şairin de ilk sesiydi. O şiir, gelecekte yazarlık yolunda yürüyeceğimin habercisi, kalemimin bana açtığı ilk kapı oldu.</p>
<p><strong>Yenilgiden Doğan Zafer: Yağmurlar Yağarken</strong><br>O gün kaybettiğimi sandığım sevda, yıllar sonra “Yağmurlar Yağarken” adlı şiir kitabımla bambaşka bir zafere dönüştü. Çünkü anladım ki bazı yenilgiler, insanı gerçek zaferine götüren en değerli yolculuklardır.</p>
<p>Bu kitap, kendime verdiğim sözü tutmanın, “Sen kazandın, Oğuz.” diyebilmenin ve hayatın avuçlarıma bıraktığı emeğin, sabrın ve inancın hikâyesidir.</p>
<p>Sevda, umudunu kaybetmemektir. Bazen beden yorulur, bazen hayaller yarım kalır; ama yürek gerçekten sevmeyi biliyorsa asla yenilmiş sayılmaz. Zafer kimi zaman yağmurla gelir, kimi zaman karla, kimi zaman da zemherinin en keskin soğuğunda… Fakat mutlaka gelir ve gerçek sevenin yüreğinde hak ettiği yeri bulur.</p>
<p><strong>Hayattaki en büyük hayalinizin bir gün kendi şiir kitabınızı yayımlayıp adını "Yağmurlar Yağarken" koymak olduğunu ifade ediyorsunuz. Yıllarca durmadan yazıp kendinizi geliştirerek bu ismi bir bayrak gibi taşımanın ve nihayet o hayalinize kavuşmanın bir şairin ruhundaki o asil karşılığı nedir?</strong></p>
<p>“Yağmurlar Yağarken” isimli ilk şiir kitabımın hikâyesi, yayımlanmasından yıllar önce başladı.</p>
<p><strong>Karakalem Bir Resimden Hakikate Uzanan Söz</strong><br>Şiirlerimi yazdığım ajandanın kapağına, kıymetli yeğenim Seda Sönmez’in beyaz bir kâğıt üzerine kara kalemle çizdiği o mütevazı resim, aslında bugün elimde tuttuğum kitabın ilk kapağıydı. O resmi her gün defalarca seyrettim; onunla konuştum, hayaller kurdum ve her defasında kendi kendime aynı sözü verdim:</p>
<p>“Seni bir gün mutlaka kitap hâline getireceğim.”</p>
<p>Yıllar sonra o sözün gerçeğe dönüşmesi, tarif edilmesi güç bir gururun, mutluluğun ve sevincin en güzel karşılığı oldu. “Yağmurlar Yağarken”, yalnızca bir kitap adı değil; hayallerime, sabrıma ve inancıma verdiğim sözün gerçekleşmiş hâlidir.</p>
<p>Bu eser; geceleri uykularımı bölen düşüncelerin, yalnızca benim bildiğim duyguların ve yıllarca içimde büyüttüğüm umutların dizelere dönüşmüş şeklidir. Her şiiri, yaşanmışlıkların, özlemlerin ve yüreğimde iz bırakan anların sessiz tanığıdır.</p>
<p>“Yağmurlar Yağarken”, bir azmin hikâyesidir. Bir annenin sevinç gözyaşı, bir babanın evladıyla duyduğu haklı gurur, bir şairin ise yıllar süren hayalini gerçeğe dönüştürmesinin adıdır.</p>
<p>Bugün bu kitabın her sayfasında yalnızca şiirler değil; emek, sabır, umut ve verilen sözlerin yerine getirilişinin izleri vardır. Eğer bu satırlar bir tek yüreğe bile dokunabiliyorsa, kurduğum hayaller amacına ulaşmış demektir.</p>
<p><strong>İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde İlahiyatçı Yazar İsmail Mutlu Beyefendi’nin kıymetli desteklerini ve katkılarını unutmuyor, vefayla anıyorsunuz. Edebiyat yolculuğunda bir şairin ustalarla, derttaşlarla ve gönül insanlarıyla yolunun kesişmesindeki o bereketli dayanışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>İlahiyatçı Yazar İsmail Mutlu, benim öz dayımdır. O, hayallerime açılan kapının anahtarı; karanlık bir yolda yürürken elime uzanan bir mum ışığıdır.</p>
<p><strong>Gönül Rehberi ve Ustaların Yol Göstericiliği</strong><br>İlk şiir kitabımın yayımlanmasına vesile olan, bundan sonra kaleme alacağım bütün eserlerin de yayıncısı olan kıymetli hocam; kendi kaleminden çıkan yüzü aşkın eser arasında benim kitaplarıma da yer vererek bana büyük bir onur yaşatmıştır.</p>
<p>Yılların birikimiyle edindiği hayat tecrübesini eserlerime yansıtmam için bana yol göstermiş, doğru ile yanlışı ayırt edebilmem adına elime adeta bir süzgeç uzatmıştır. Daha güçlü eserler ortaya koyabilmem için gecesini gündüzüne katmış, hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış, bana sadece bir yayıncı değil; bir baba şefkatiyle nasihat eden gerçek bir yol gösterici olmuştur.</p>
<p>Onunla aynı yolda yürümek bana güven veriyor. Hocamızın kıymetli eserleri arasında kendi kitaplarımı Mutlu Yayıncılık çatısı altında görmek; benim için başarının, gururun ve onurun en güzel karşılığıdır.</p>
<p>Bana inandığı, güvendiği ve kalemime değer verdiği için kıymetli hocam İsmail Mutlu’ya gönülden teşekkür ediyorum.</p>
<p>Şiirlerimle, sözlerimle ve aldığım her nefesle; kendisini mahcup etmeden, bana açtığı bu yolda çizgimi ve duruşumu bozmadan yürümeye, kalemime sadık kalarak üretmeye devam edeceğim. Bu güvene layık olmak, benim için en büyük sorumluluk ve en büyük gururdur.</p>
<p><strong>Tekil çalışmalarınızın yanı sıra Şiir Sofrası 2 ve Hezinâr Yürekler başta olmak üzere üç farklı ortak şiir antolojisinde şair dostlarınızla bir arada yer almışsınız. Başka gönüllerle aynı sofraya oturup mısraları paylaşmanın, o ortak edebiyat ikliminin şiirinize kattığı tatlar nelerdir?</strong></p>
<p><strong>Ortak Edebiyat İklimi ve Birlikte Büyüyen Mısralar</strong><br>Antoloji derleme kitapları, benim için yalnızca ortak bir çalışma değil; geleceğe bıraktığım en kıymetli miraslardan biri oldu.</p>
<p>Yaklaşık elli şairle aynı hayalin peşinden yürüyerek, her birimize düşen beşer sayfalık bölümlere binlerce duygu, umut ve hayal sığdırdık. Böylece Şiir Sofrası, Hezinnâr Yürekler ve Kıyıya Vuran Mektuplar adlı üç değerli eseri Türk edebiyatına kazandırmanın haklı gururunu yaşadık.</p>
<p>Farklı şehirlerden, farklı hayat hikâyelerinden ve farklı kalemlerden çıkan dizeler; aynı duygu ikliminde buluşarak iki kapak arasında ölümsüzleşti. Amacımız yalnızca raflarda bekleyen kitaplar bırakmak değildi. Asıl gayemiz, okurların yüreğinde iz bırakacak eserler ortaya koyabilmekti.</p>
<p>Bu yolculuk bize sadece kitaplar değil; dostluklar, umutlar, yeni başlangıçlar ve birbirinden kıymetli hatıralar kazandırdı. Her şiir, başka bir yüreğin sesi; her sayfa, başka bir hayatın aynası oldu.</p>
<p>Bugün bu antolojilere baktığımda, onları yalnızca basılmış eserler olarak görmüyorum. Onlar; yağmurun toprağa can verdiği gibi edebiyatın dünyasına ilham taşıyan, sevgiyle büyütülmüş, evlat kadar kıymetli emanetlerdir. Gelecek nesillere bırakılmış, kalemlerin ortak nefesiyle hayat bulan güçlü bir miras olarak yaşamaya devam edeceklerdir.</p>
<p><strong>Yağmur sizin şiir dünyanızın ana omurgasını, ilham kaynağını oluşturuyor. Bencil çağın topraktan ve doğadan kopardığı insana, yağmurun o arındırıcı, yıkayıcı ve ruhu iyileştirici gücünü mısralarla fısıldamanın toplumsal şifası sizce nedir?</strong></p>
<p><strong>Rahmet, Arınma ve Toplumsal Şifa Kaynağı Yağmur</strong><br>Yağmur, benim için gökten düşen sıradan bir su damlası değildir. O; kalemimi kâğıtla buluşturan, yüreğimde saklı özlemleri satırlara döken, “Umut hep var olacak.” diye fısıldayan ve yılların bana emanet ettiği en kıymetli ilhamdır.</p>
<p>Ben, hiç ıslanmaktan korkmayan insanların hikâyelerini yağmurlara yazdım. Çünkü yağmurun her damlasında bir dua, bir hasret, bir umut saklıdır. Yağmuru anlatmak benim için sadece bir yazma eylemi değil; ruhumu dinlendiren, kalbimi çoğaltan ayrı bir lezzet, ayrı bir huzur olmuştur.</p>
<p>İnanıyorum ki yağmur olmasaydı umutlar yetim kalır, sevdalar yarım bırakılır, hayaller ise başka yalnızlıkların koynunda sessizce çürüyüp giderdi.</p>
<p>Yağmur; sevdaya uzanan sıcak bir el, mutsuzluğun yüzüne dokunan şefkatli bir avuç, yanağımda açan içten bir tebessümdür. Kimsesiz hissettiğim günlerde üzerime merhamet gibi yağmış; beni gerçek dostlarla, kıymetli yazarlarla ve güçlü kalemlerle buluşturan ilahi bir lütuf olmuştur.</p>
<p>Bu yüzden yağmur benim gözümde yalnızca bulutların isyanı ya da gökten düşen bir su damlası değildir. Yağmur; kurak topraklarda açan bir çiçek, kararan gönüllerde yeniden filizlenen umut, insanın içini dirilten rahmet ve hayatın en güzel şiiridir.</p>
<p><strong>İlk kitabınızın ardından hiç vakit kaybetmeden projesini tamamladığınız ve şu anda yayımlanma aşamasında olan müstakbel ikinci şiir kitabınızın heyecanını yaşıyorsunuz. Bu yeni eserde okurlarınızı bekleyen mısralar, temalar ve o yeni yağmurlar hakkında bize bir müjde verir misiniz?</strong></p>
<p><strong>Yeni Müjde: Oğuz Tufanı ve Gelecek Projeler</strong><br>“Bundan sonrası Oğuz Tufanı…”</p>
<p>Yağmurlar Yağarken adlı ilk kitabım yayımlandığında, imzaladığım ilk kitabın ilk sayfasına şu cümleyi yazmıştım: “Bundan sonrası Oğuz Tufanı.”</p>
<p>O gün yazdığım bu söz, yalnızca bir cümle değil; geleceğe bıraktığım bir söz, kalemime verdiğim bir vaatti. İçindeki şiirlerin okurların yüreğinde bir Oğuz Tufanı estireceğine olan inancım, bugün gerçeğe dönüşmenin heyecanını yaşıyor. Oğuz Tufanı artık baskı aşamasında…</p>
<p>Yağmurlar Yağarken, değdiği gönüllerde iz bıraktı; samimi okurların yüreğinde karşılığını buldu. Aldığım güzel yorumlar, kıymetli geri dönüşler ve dost kalemlerin desteği, bana yeni eserler üretme konusunda daha büyük bir güç verdi.</p>
<p>Şimdi inanıyorum ki Oğuz Tufanı'ndan sonra başlayacak yeni yolculuğun adı Oğuz’un Kıyameti olacak. Altyapımız hazır, şiirlerimiz hazır, projelerimiz hazır… İkinci kitabımız okurlarıyla buluştuktan hemen sonra, yeni eserlerle yeniden yüreklere dokunmaya, türkü tadında dizeler bırakmaya devam edeceğiz.</p>
<p>Benim için edebiyat, yalnızca kitap yayımlamak değil; insanların kalbinde unutulmayacak izler bırakabilmektir. Kalemimin yolculuğu, yağmurla başladı; şimdi tufana, ardından kıyamete uzanan bir edebiyat serüvenine dönüşüyor.</p>
<p>Şimdiden edebiyat dünyasına ve bütün şiir sevdalılarına hayırlı olmasını diliyor; bu yolculukta bana inanan, destek veren ve dizelerime gönlünü açan herkese yürekten teşekkür ediyorum.</p>
<p><strong>Son olarak; "İnanıyorum ki insan, hayallerinden vazgeçmediği sürece yoluna mutlaka ışık düşer" diyen kavi bir şair olarak; Satır Arası masamızdan, sektör sınırı olmaksızın hayallerini erteleyen, yazmaktan veya adımlamaktan çekinen tüm şiir dostlarımıza ve yazar adaylarımıza bırakacağınız o nihai "Sonrası Bahar" mesajınız ne olur?</strong></p>
<p><strong>Sonrası Bahar: İnanan Yüreklere Nihai Çağrı</strong><br>İnsan, Allah’ın diğer varlıklardan ayırdığı en kıymetli özelliklerden biri olan duygu ile yaratılmıştır. Duygularımız; bizi biz yapan, acıyı, sevgiyi, umudu ve merhameti anlamlandıran en büyük hazinemizdir.</p>
<p>Hayal kurmak, yapmak istediğiniz her şeyin ilk adımıdır; geleceğe uzanan bir yol haritasıdır. Unutmayın, imkânsız diye bir şey yoktur. Hayal, pas tutmuş bütün kapıları açan en güçlü anahtardır.</p>
<p>Hayallerinizi, ilhamınızı ve umutlarınızı başka baharlara ertelemeyin. Çünkü hayat hem kısa hem de acımasızdır. İçinizde filizlenen umudu büyütün; onu güzel yüreklere, geleceğe, edebiyata, insanlığa ve sizden sonra anlatılacak hayat hikâyelerine bırakacağınız en değerli mirasa dönüştürün.</p>
<p>Yazmak insana güç verir. Kaleminize beyniniz yön versin, yüreğiniz ruh katsın. Başkalarının düşüncelerinizin sesini kısmasına, hayallerinizin önüne duvar örmesine asla izin vermeyin.</p>
<p>Şiir; sadece kelimelerin yan yana gelişi değildir. Şiir, yaralı gönüllerin ilacı, suskun yüreklerin sesi ve umudun yeniden filizlenişidir. Şiir iyileştirir, şiir yaşatır, şiir insanı kendisiyle buluşturur.</p>
<p>İçinizdeki umut hiçbir zaman tükenmesin. Kaleminiz daima sevgi, vicdan ve hakikatin izinden yürüsün.</p>
<p>Şiirle kalın…</p>
<p>Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; "2006'daki" bir Temmuz yağmurunda ıslanıp yazdığı mısraları 19 yıl boyunca sinesinde büyüterek "Yağmurlar Yağarken" şaheserine dönüştüren, antolojilerde gönül dostlarıyla buluşup ikinci şiir kitabının müjdesini veren Değerli Şair ve Yazar Oğuzhan Yabancı'nın o hasbi şiir mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; bir Temmuz akşamının yağmur damlasında, 19 yıl vazgeçilmeyen bir hayalin sabrında, şiirin o iyileştirici ışığında ve hayatın her çetin imtihanında niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Başbağlar’ın Kor Ateşinden Arayüz Tasarımının Ritmine Uzanan Bir Ömür Terazisi: Murat Demirci</title>
<link>https://fikirizleri.com/basbaglarin-kor-atesinden-arayuz-tasariminin-ritmine-uzanan-bir-omur-terazisi-murat-demirci</link>
<guid>https://fikirizleri.com/basbaglarin-kor-atesinden-arayuz-tasariminin-ritmine-uzanan-bir-omur-terazisi-murat-demirci</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; 1978 yılında Erzincan’da doğup hayatın yükünü erken yaşta omuzlayarak lise ve üniversite eğitimlerini dışarıdan büyük bir azimle tamamlayan, 15 yaşındayken ata toprağında şahit olduğu o sarsıcı katliamın kor ateşini ömür boyu sürecek bir hafıza mesuliyetine dönüştüren, bugün daktilo tuşlarının o hızlı aksiyon disiplinini dijital dünyanın modern arayüz tasarımlarıyla buluşturan Değerli Müellif ve Tasarımcı Murat Demirci ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a5a50b2aa054.webp" length="17544" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 17 Jul 2026 18:57:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Modern dünyanın getirdiği o bencil ve aceleci gürültünün ortasında; hayatı fevri kararlarla değil durup iyice analiz ederek yaşamayı seçen, her anı sorumlulukla ve zorluklara karşı dik durarak işleyen onurlu bilge ruhlar vardır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda bu hafta; 1978 yılında Erzincan’da doğup hayatın yükünü erken yaşta omuzlayarak lise ve üniversite eğitimlerini dışarıdan büyük bir azimle tamamlayan, 15 yaşındayken ata toprağında şahit olduğu o sarsıcı katliamın kor ateşini ömür boyu sürecek bir hafıza mesuliyetine dönüştüren, bugün daktilo tuşlarının o hızlı aksiyon disiplinini dijital dünyanın modern arayüz tasarımlarıyla buluşturan Değerli Müellif ve Tasarımcı Murat Demirci ile kalbi bir hasbıhal gerçekleştirdik. Acılarıyla olgunlaşarak üreten bu kavî ömür mizanpajını Satır Arası farkıyla aralıyoruz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Murat Bey, Satır Arası’na, bu hasbî gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece işini icra eden profesyonel bir tasarımcı olarak değil; erken yaşta hayatın yükünü omuzlamış, kelâmın, hafızanın ve emeğin namusunu koruyan kavî bir sanatkâr olarak burada ağırlamak bizim tezgâhımız için büyük bir şereftir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Röportajımıza sizi; Erzincan’ın topraklarından İstanbul caddelerine uzanan onurlu mücadele ömrünüzü, iç dünyanızı tanıyarak başlayıp soralım: Murat Demirci kimdir? Bir dinleyici veya bir okur sizin hayat hikayenizde zamana karşı duran hangi saklı mânâyı keşfetmelidir?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Erzincan’ın o vakur ve hüzünlü topraklarında doğmuş; çocuk yaşta İstanbul’un o bitmek bilmeyen insan seline, koşturmacasına karışmış biriyim. Hayat bana kartları hep biraz sert dağıttı; şartlar gereği liseyi de üniversiteyi de dışarıdan, çalışarak bitirmek zorunda kaldım. Yani hayatı sıralarda oturarak değil bizzat o koşturmacanın içinde yaşayarak ve insanları izleyerek öğrendim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Eğer birisi benim hikayeme bakıp saklı bir mânâ arayacaksa, bence bakması gereken yer şudur: Hayat size ne yaşatırsa yaşatsın, kendi ritminizi bulduğunuzda sizi hiçbir rüzgâr yıkamaz. Daktilo tuşlarının tıkırtısından başlayıp bugünün dijital dünyasında arayüzler tasarlamaya uzanan bu yolda, şartlara teslim olmamayı seçtim. Yaşadığım acıları birer enkaz gibi taşımak yerine, geleceğe bırakacağım kalıcı eserlerin harcı yaptım. Kısacası ben; dünü unutmayan, bugünü hakkıyla yaşayan ve yarına iz bırakmaya çalışan bir hafıza işçisiyim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Henüz 15 yaşındayken, 5 Temmuz 1993 tarihinde ata toprağınızda yaşanan o sarsıcı katliam ruhunuzu ve dünyaya bakışınızı kökünden sarsmış. O gün sînenize düşen o kor ateşin, bugün adaleti ve hafıza bağlarını diri tutmak adına omuzlarınıza yüklediği o onurlu mesuliyeti sizden dinleyebilir miyiz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">5 Temmuz 1993... İnsanın çocukluktan çıkıp dünyayı yeni yeni anlamaya başladığı o en temiz yaşta, 15 yaşındayken yakalandım o kora...Doğup büyüdüğüm, bağlandığım ata toprağım, Başbağlar köyüm teröristler tarafından bir gecede yakılıp yıkıldı. 33 köylümü, canımı şehit verdik o gün. O gün benim sîneme düşen o ateş hiç sönmedi,  sadece zamanla beni haksızlığa karşı diri tutan bir bilince, bir kalkana dönüştü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bugün Başbağlar Köyü Derneğimizde aktif olarak koşturuyor olmam, öyle dışarıdan bakıldığı gibi sadece bir sivil toplum faaliyeti falan değil. O benim vicdan borcum, o kara gecede yitip giden canlarımızın aziz hatırasına vefa borcum. Hafıza dediğimiz şey, adaletin en büyük kalesidir; biz unutursak acılar tekrarlanır. Benim omuzlarımdaki mesuliyet tam olarak bu: O günü unutturmamak, o acıyı ama aynı zamanda o onurlu duruşu gelecek nesillere aktarmak. Adalet tam anlamıyla yerini bulana kadar da bu benim bitmeyecek hayat mücadelem olarak kalacak.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Hayatın zorlu virajları arasında, henüz 18 yaşındayken adım attığınız 10 parmak daktilografi kursunu dereceyle bitirmişsiniz. O gün daktilo tuşlarının tıkırtıları arasından ruhunuza işleyen odaklanma, disiplin ve hızlı aksiyon alma ritminin bugünkü yaşam nizamınıza etkisi nedir?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">18 yaşındayken kapısından girdiğim 10 parmak daktilo kursu ve sonrasında aldığım o derece, benim hayatımın ilk ve en gerçek disiplin okuluydu diyebilirim. Daktilo şakaya gelmez, hata kabul etmez, bastığın her tuş nettir geri dönüşü yoktur. İşte o tuşların tıkırtısı bana hayatta hantallığa, kararsızlığa yer olmadığını öğretti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">O gün parmaklarıma yerleşen o ritim, bugün benim yaşam nizamımın tam merkezinde: Hızlı aksiyon alabilmek. Hayat ya da iş önüme ne tür bir kriz ne tür bir karmaşa çıkarırsa çıkarsın, durup dövünmek yerine o daktilodaki refleksle hemen çözüme odaklanırım. Dinamik kalmak, saniyeler içinde doğru kararı verip pratik bir şekilde uygulamaya geçmek benim hem işimin hem de karakterimin en güçlü kası haline geldi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">"İşleyen demir ışıldar" düsturuyla, günün tüm koşturmacasından önce sessiz ve huzurlu bir ortamda yaptığınız o dingin kahvaltıyı en büyük yakıtınız kılıyorsunuz. Bu sâfi dinginliğin ardından, başına geçtiğiniz karmaşık arayüz tasarımı problemlerini en sade haline getirme tutkunuzu nasıl beslediğini bize anlatır mısınız?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Benim için sabahın o ilk saatlerinde, etrafta hiç ses yokken yapılan o huzurlu, dingin kahvaltı sıradan bir öğün değil. O an benim zihnimi; dünya gürültüsünden, insanların o bitmek bilmeyen hayat telaşından arındırma ritüelim. O masada otururken zihnimdeki tüm fazlalıkları kapının dışında bırakırım. İşte o sâfi sessizlik var ya, beni günün geri kalanında "karmaşayı alt etme" gücüyle dolduruyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Çünkü yaptığım işin, arayüz tasarımının (UI/UX), özü de tam olarak bu. Arkadaki o devasa kod yığınlarını ve karmaşık kullanıcı problemlerini alıp insanların hayatını kolaylaştıracak en sade, en pürüzsüz ve en estetik hale getirmek. Eğer ben sabah o ruh dinginliğini yakalayamazsam, emin olun ekrandaki pikseller bile yoruluyor, canlanmıyor. Hani derler ya, işleyen demir ışıldar diye; işte o demirin ışıldaması için önce doğru bir sükunetle dövülmesi gerekiyor. O kahvaltı masası, benim işimin felsefi mutfağıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Tasarım yaparken pikselleri sadece ekrandaki şekiller olarak görmediğinizi; renklerin uyumunu yakalamayı ve insanların hayatını kolaylaştıracak o kusursuz deneyimi inşa etmeyi bir bütün olarak kabul ettiğinizi söylüyorsunuz. Daktilo günlerinden getirdiğiniz o hızlı aksiyon disiplini, bugün insanların hayatına dokunan tasarımlara nasıl dönüşüyor?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bakın, tasarım yaparken o ekrandaki pikselleri sadece soğuk birer matematiksel şekil olarak görmüyorum. O piksellerin her biri; dijital dünyada bir insanın attığı adım, yaşadığı deneyim demek. Tasarımı bir bütün olarak kabul ederim; renklerin birbiriyle konuşması, o karmaşık problemin çözülmesi ve insanın uygulamayı kullanırken hiç yorulmadan akıp gitmesi... Hepsi tek bir parça benim için.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İşte tam bu noktada o 18 yaşındaki daktilo disiplini devreye giriyor. O hız ve odaklanma bana müthiş bir "sezgisellik" kazandırdı. Ekranın başına geçtiğimde; bir kullanıcının nereye tıklayacağını, neyi arayacağını, nerede takılacağını daktilodaki o refleksif hızla öngörebiliyorum. Hızlı aksiyon almak demek, acele edip estetiği kaçırmak değildir; en doğru çözüme en pürüzsüz yoldan ulaşmaktır. İnsanların hayatını kolaylaştıran her iyi tasarım, aslında daktilo klavyesindeki o akıcı ritmin bugünün ekranına yansımasından başka bir şey değil.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">2005 yılında hayatınızı eşinizle birleştirerek imza attığınız o mutlu evliliği en güvenli limanınız; 2006, 2008 ve 2014 yıllarında dünyaya gelen çocuklarınızı ise en büyük mucizeniz olarak görüyorsunuz. Evlatlarınızın serpilip birer yetişkin olma yolundaki büyüme hikayesini izlemek bir baba olarak sînenizi nasıl şifalandırıyor?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">2005 yılında eşimle hayatımızı birleştirdiğimiz o gün; benim bu dünyadaki en güvenli, en huzurlu limanımın kurulduğu gündür. Sonrasında ise hayatımın en büyük mucizeleri sırayla geldi; 2006, 2008 ve 2014 yıllarında çocuklarım dünyaya gözlerini açtı. Hayatın o dönemdeki tüm sert rüzgarları, Başbağlar’ın içimde hiç sönmeyen o sızısı, geçim mücadelesinin getirdiği yorgunluklar... İnanın eve adım atıp onların kokusunu duyduğumda, seslerini işittiğimde hepsi uçup gitti. Çocuklarım benim şifam oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Şimdi zamanın nasıl aktığını anlamadan onların büyüdüğünü, serpilip birer yetişkin gibi kendi ayakları üzerinde durduklarını, kendi fikirlerini savunduklarını görmek... Bir baba için bundan daha büyük bir gurur, bundan daha büyük bir huzur olamaz. Onların bu hayattaki dik duruşu, benim geçmişte verdiğim tüm mücadelelerin, çektiğim tüm sıkıntıların en güzel, en anlamlı ödülüdür.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Evlatlarınızın kulaklarına küpe olmasını istediğiniz en büyük hayat tavsiyeniz: "Her zaman sevdikleri şey ile zamanlarını değerlendirsinler. Çünkü insan ancak kalpten sevdiği işi yaparsa gerçekten yaşar ve parlar" fısıltısı. Kendi hayatının bile çırağıyken ustalık taslayan bu bencil çağın insanına inat, bu "tutkuyla üretme" mirası gelecek nesillere nasıl bir köprüdür?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Şöyle bir etrafımıza bakalım; bu çağ insanlara her şeyi çok çabuk tüketmeyi, hiç emek vermeden kazanmayı ve derinleşmeden "usta" gibi kasılmayı öğretiyor. Ben bu içi boş hırslara hiç inanmadım. İnsan ancak kalpten sevdiği, ruhunu koyduğu bir işi yaptığında gerçekten nefes alır, gerçekten parlar. Çocuklarıma da ilk günden beri hep bunu fısıldadım: Zamanınızı sadece ama sadece sevdiğiniz şeylerle değerlendirin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bu öğüt, aslında bu bencil ve tüketen çağa karşı verilmiş bir özgürlük savaşıdır. Tutkuyla üretmek, arkanda senden sonra da yaşayacak bir ruh, bir imza bırakmaktır. Eğer bir işi sadece para için, unvan için yaparsan o çağın dişlileri arasında ezilir gidersin. Ama severek üretirsen, bıraktığın o kalıcı eser senden sonraki nesillerin üzerinden güvenle geçeceği sağlam bir köprüye dönüşür. Ben evlatlarıma sadece tüketen değil, üreten bir insan olma mirasını devrediyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Son olarak; hayatta fark ettiği yanlışları veya hatalı durumları sonraki nesillere aktarmak için mutlaka zaman ayıran, "Hayat bir gündür, o da bugündür" yaşam manifestosuyla dik durmaya gayret eden kavî bir hâfıza işçisi olarak; Satır Arası masamızdan, acılarıyla olgunlaşarak geleceğe köklü izler bırakmaya niyet etmiş yazar adaylarımıza bırakacağınız o nihâi "Sonrası Bahar" mesajınız ne olur?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Hayatın bana öğrettiği en büyük hakikat şudur: Hayat bir gündür, o da bugündür. Ne dünün acılarında boğulup bugünü kaçırmaya vaktimiz var ne de yarının kaygısıyla kaybolmaya. Zaman akıp gidiyor ve bizim bu zamanı en iyi ve en verimli şekilde değerlendirmekten başka çaremiz yok.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Yaşanan acılar, kırgınlıklar insanı köreltmez; aksine eğer doğru kanalize edebilirseniz kaleminizi en derin, en dokunaklı yazan bir güce dönüştürür. Geleceğe köklü izler bırakmak isteyen o genç yazar adaylarına dostane tavsiyem şu olur: Dünyayı ve insanların o telaşlı koşuşturmalarını çok iyi izleyin, iyi analiz edin. Fevri olmayın, kimseyi kırmayın ama haksızlığın karşısında da Elif gibi dik durun. Gördüğünüz yanlışları, yaşadığınız acıları kelimelerinizle, eserlerinizle sonrakilere aktarmaktan korkmayın.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Unutmayın ki, kış ne kadar sert ne kadar ayaz geçerse geçsin; toprağın altında sessizce, sabırla üretmeye devam eden tohumlar için “Sonrası her zaman Bahar’dır.” Yeter ki üretmekten, işlemekten ve ışıldamaktan vazgeçmeyin.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; acılarıyla olgunlaşarak 15 yaşından beri o mukaddes hâfızayı diri tutma çabasını omuzlayan, daktilo tuşlarının ritminden bugünün dijital dünyasına uzanan onurlu zanaat ömrünü sâfi bir niyetle nakşeden Değerli Tasarımcı ve Cemiyet İnsanı Murat Demirci'nin o kavî ömür mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; tasarımda, davada, yuvada, sivil toplum kürsüsünde, daktilo başında ve her çetin insanî imtihanda niyet sâfi, emek hakîkî ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Torosların Eteklerinden Dünyaya Uzanan Bir &amp;quot;Beyaz Lale&amp;quot;nin Davası: Hale Körük</title>
<link>https://fikirizleri.com/toroslarin-eteklerinden-dunyaya-uzanan-bir-beyaz-lalenin-davasi-hale-koeruk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/toroslarin-eteklerinden-dunyaya-uzanan-bir-beyaz-lalenin-davasi-hale-koeruk</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Akdeniz ile İç Anadolu’nun ortasında, dört dağ arasındaki bir köy evinde başlayan ömür serüvenini, keçilerini otlatırken açık lise sıralarından üniversite kapılarına taşıyan; sînesindeki o asil çocukluk hayalini soldurmamak adına bugün dile kolay dört dev esere imza atan; &quot;Baba Ben Çocuğum&quot;, &quot;Meryem&quot;, &quot;Hasbihal&quot; ve şehitlerimizin aziz hatırasını yaşatan &quot;Hilalin Emanetleri&quot; kitaplarıyla edebiyatı bir cepheye dönüştüren; yeni yazarlara ve özellikle kız çocuklarına alan açmak için *&quot;Hasbihal Dergisi&quot;*ni kuran, hâlâ köyünde üreten ve ürettikçe uyanan yazar Hale Körük ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a572f94d1b4d.webp" length="36848" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 11:05:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Edebiyatın, vicdanın ve toplumsal sorumluluğun o çetin patikalarında yol alırken kelamın sıhhatine talip olmayı, ezilen ruhların ve çocuk yaşta kalemi elinden alınan kız kardeşlerinin sesi olmayı bir yaşam dairesi haline getirenler vardır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Akdeniz ile İç Anadolu’nun ortasında, dört dağ arasındaki bir köy evinde başlayan ömür serüvenini, keçilerini otlatırken açık lise sıralarından üniversite kapılarına taşıyan; sînesindeki o asil çocukluk hayalini soldurmamak adına bugün dile kolay dört dev esere imza atan; "Baba Ben Çocuğum", "Meryem", "Hasbihal" ve şehitlerimizin aziz hatırasını yaşatan "Hilalin Emanetleri" kitaplarıyla edebiyatı bir cepheye dönüştüren; yeni yazarlara ve özellikle kız çocuklarına alan açmak için *"Hasbihal Dergisi"*ni kuran, hâlâ köyünde üreten ve ürettikçe uyanan yazar Hale Körük ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Hale Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece sînesinde edebiyatın asil yükünü taşıyan üretken bir müellif olarak değil; kalemi elinden alınıp prangalar vurulan çocukların, vatan uğruna can veren aziz şehitlerin emanetini sînesinde bayraklaştıran hasbi bir dava insanı olarak burada ağırlamak büyük bir şereftir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Röportajımıza sizi, o dört dağ arasında başlayıp kitapların o uçsuz bucaksız deryasına uzanan dünyanızı tanıyarak başlayalım: Hale Körük kimdir? Hayatını hangi mukaddesat üzerine inşa etmiştir?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Torosların eteklerinde, dört dağın arasına sıkışmış gibi görünen ama bana koca bir dünya armağan eden bir köyde büyüdüm. Hayatımın ilk cümleleri de burada kuruldu zaten; toprağın, emeğin, sabrın ve duanın içinde... <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Hayatımı üzerine kurduğum şeylerin başında inancım, vicdanım ve kalemim geliyor. Çocukluğundan beri okumayı ve yazmayı hayatının merkezine koymuş biriyim. Bugüne kadar elimden hiç bırakmadığım tek şey kalemim oldu. Heybemden hiç çıkarmadığım yoldaşım ise umudum... Çünkü ben yazmayı yalnızca kelimelerle meşgul olmak olarak görmedim; yazmak benim için anlamaya çalışmak, kulak kesilmek, görmek, hissetmek ve bütün bunların yükünü içimde taşımak demekti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Hayatım boyunca olup bitene karşı hep dikkat kesildim. Söylenen sözlere, yaşanan acılara, yarım kalmış hikâyelere, insanların sustuğu ama gözlerinden eksik olmayan şeylere... Gördüklerimi de duyduklarımı da hiçbir zaman bir kenara atmadım. Tam aksine, onları kalbimde büyüttüm; kendimi, hayata bakışımı ve kalemimi biraz da onların içinden kurdum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İnsanları tanımaya, yaralarına dokunmaya, bazen bir sesi duyurmaya, bazen de yalnız olmadıklarını hissettirmeye çalıştım. Hayatımı üzerine inşa ettiğim şeylerin başında inandığım değerler, vicdan, insanın haysiyeti duyduğum saygı, okumaya olan sadakatim ve kalemin bir sorumluluk taşıdığına dair inancım... Benim için yazmak yalnızca bir üretim alanı değil; aynı zamanda bir vefa, bir dert, bir sığınak, bir şahitlik ve kimi zaman da sessiz kalmaması gerekenlerin sesi olma gayreti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Çocukluğunuzda size yol gösteren öğretmenlerinizi "can suyunuz, bahçıvanlarınız ve kaleminizin mimarları" olarak nitelendiriyorsunuz. Bir bahçıvanınızın size söylediği, "Kırmızı lalelerin içinde kendini gösteren beyaz bir lale gibisin" sözü, hayatınız boyunca o beyaz laleyi soldurmamak ve etrafındaki kırmızı gülleri çoğaltmak adına verdiğiniz bu çetin edebi mücadelede size nasıl bir pusula oldu?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">O cümle benim için sıradan bir iltifat değildi. Çocuk yaşta duyduğum o söz, yıllar geçtikçe omuzlarıma yüklenen bir sorumluluğa dönüştü. Ne zaman kalemimle bir insana dokunabilsem, ne zaman bir okuyucumdan “Sayenizde yeniden umut ettim”, “Kendimi ilk defa anlaşılmış hissettim” ya da buna benzer bir mesaj alsam, aklıma hep o beyaz lale gelir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bazen kendi kendime, “Demek ki o beyaz lale hâlâ solmamış” derim. Çünkü o beyaz lale bazen çok yakıcı güneş gördü, bazen zemheri soğuğunda kaldı, bazen rüzgârla savruldu. Ama her şeye rağmen ayakta kaldı. Etrafındaki kırmızı laleler ise benim için kalemimin dokunduğu insanlardır. Bir satırımda kendini bulanlar, yeniden ayağa kalkmaya çalışanlar, umutlarını tazeleyenler... <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ben kırmızı laleleri çoğaltmayı hiçbir zaman kendime bir başarı hedefi olarak görmedim. Bu benim vicdani sorumluluğum ve mutluluk kaynağım oldu. Sanırım o günden sonra kalemim yalnızca yazmak için değil; beyaz laleyi koruyup etrafındaki laleleri çoğaltabilmek için yürüdüğüm yolun pusulasına dönüştü. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ne zaman o sözü hatırlasam gözümün önünde hep aynı manzara beliriyor: Ortasında beyaz bir lale, etrafında ise her geçen gün çoğalan kırmızı lalelerle dolu kocaman bir lale tarlası... İşte ben yazmaya devam ettiğim sürece o tarlanın büyümesini diliyorum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Belki öğretmenim o sözü söylerken yıllar sonra hâlâ bu kadar canlı yaşayacağını bilmiyordu. Ama ben her yeni okuyucumda, her dokunduğum hikâyede onun bana emanet ettiği o beyaz laleyi yeniden görüyorum. Bazı öğretmenler sadece ders anlatmaz; bir ömür sürecek pusulalar bırakırlar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">12-13 yaşlarındayken televizyonda izlediğiniz, kalemi elinden alınıp gelinlik giydirilen o mavi gözlü köy kızının yarım kalan hikâyesi sînenizde büyük bir uyanış başlatmış. Bahçede keçilerinizi otlatırken ders çalışarak liseyi açıktan bitiren ve üniversiteyi kazanan o azimli genç kız olarak; o mavi gözlü çocuğun acısını, ilk eseriniz olan "BABA BEN ÇOCUĞUM" kitabında 9 kadının hayatıyla taçlandırırken nasıl bir vicdani mizanpaj gerçekleştirdiniz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">O dokuz kadın, kitabın sayfalarına sığanlardı. Ama bir de sayfalara sığmayanlar vardı. Anlatan ama adını yazdırmak istemeyenler, duyulmaktan korkanlar, hayatından endişe ettiği için sessiz kalmayı seçenler... Kimisi gecenin bir vakti dertleşip sessizce hayatına döndü. Kimisi kitabı okuduktan sonra bana ulaştı. Hepsini dinledim; bıkmadan, usanmadan. Hatta bazılarıyla yalnızca yaşadıklarını değil, bundan sonra neler yapabileceğimizi de konuştuk. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Kitaptaki kadınlardan biri benim yaşıtımdı. Onu dinlerken ve hikâyesini kaleme alırken kendime sık sık şu soruyu sordum: “O aynı yaşta bunları yaşarken ben ne yapıyordum?” İşte vicdanımın terazisi belki de tam burada kuruldu bilemiyorum. O acıyı uzaktan seyreden biri değil, anlamaya çalışan biri olmaya gayret ettim. Birlikte ağladık, birlikte güldük, birlikte sustuk. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Biliyor musunuz, çoğu aslında yıllarca sadece bir gün gelip de bütün bunları birine anlatabilmeyi beklemiş. Çocukları üzülmesin diye susmuşlar, yargılanmaktan korktukları için kimseye açılmamışlar. Biz o görüşmelerde yılların tozlu raflarından birlikte indirdik o hatıraları; birlikte açtık o eski sandığı, birlikte çevirdik yıllardır kilitli duran kapının anahtarını. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ben bu kitabı yalnızca dokuz kadının hikâyesini yazmak için yazmadım. O mavi gözlü kız çocuğu, o 9 kadın ve sesini duyuramayanların sesi olabilmek ve belki bir başka kadının, bir başka çocuğun hayatına küçük de olsa dokunabilmek için yazdım. Benim vicdani mizanpajım da buydu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Kız çocukları okusun, hayallerine prangalar vurulmasın diye kaleme aldığınız "MERYEM" kitabınız kısa sürede ikinci baskısını yaptı. Yıllar sonra bile o kız kardeşlerinize sînenizden seslenmeniz ve bu edebi davanın peşini bırakmamanız, modern dünyanın görmezden geldiği o "hakikatlerin sıhhati" açısından nasıl bir önem taşıyor?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">“Baba Ben Çocuğum” yayımlandıktan sonra içimde bir ses bana bunun henüz bitmediğini söylüyordu. Sanki o kitap son nokta değil, yeni bir başlangıçtı. Meryem’i yazmaya oturduğumda zihnimde bambaşka bir hikâye vardı. Ama her zaman siz kalemi yönetmezsiniz; bazen kalem sizi yönetir. Meryem’in yolculuğu da benim için tam olarak böyle oldu. Ben yazdığımı zannederken aslında Meryem beni kendi hikâyesine götürdü. Yazarken çok zorlandım. Özellikle bazı sahnelerde bilgisayarı kapatıp uzun uzun nefes aldığım, gözlerimin dolduğu, yazarken yaşadığım anlar oldu. Kitap bittiğinde ise uzun süre kendime gelemedim. Çünkü Meryem benim için yalnızca bir roman kahramanı değildi; yıllardır dinlediğim kadınların, kız çocuklarının, yarım kalmış hayallerin ve susturulmuş seslerin bir yansımasıydı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ne yazık ki bugün hâlâ “Bunlar artık yaşanmıyor” diyenler var. Oysa biliyoruz ki yaşanıyor. Bazen hiç bilmediğimiz bir yerde, bazen de tam yanı başımızda. Bu yalnızca belli bir ülkenin, belli bir coğrafyanın meselesi de değil. Dünyanın farklı yerlerinde hâlâ eğitim hakkı elinden alınan, çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda bırakılan kız çocukları var. İşte bu yüzden bu davanın peşini bırakmıyorum, bırakamıyorum. Çünkü bir hakikati görmezden gelmek, onu ortadan kaldırmıyor. Aksine, sessizliği büyütüyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Benim kalemim de tam bu sessizliğe ses olabilsin diye yazmaya devam ediyor. Eğer bir kız çocuğu “ben yalnız değilim” diyebiliyorsa, bir anne yıllardır içinde taşıdığı yükü ilk defa paylaşabiliyorsa ya da bir insan bu kitapları okuduktan sonra dönüp kendi vicdanına bir kez daha bakıyorsa, ben kalemimin vazifesini bir nebze olsun yerine getirdiğine inanıyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Toplumun kanayan yaralarına bir nebze de olsa dokunabilmek amacıyla, hayatın birikintisinden damla damla süzülerek doğan "HASBİHAL" eserinizden bahsediyorsunuz. Dağların arkasında da olsak, bir kahve yanında soluklanıp birbirimizin yaralarına şifa olmak adına yazdığınız bu hasbi sayfalar, okuyucunun kendi içsel "uyanışını" tetiklerken nasıl bir gönül köprüsü kuruyor?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Hasbihal’i yazarken amacım insanlara bir şey öğretmek değildi. Daha çok, yan yana oturup bir kahve eşliğinde hasbihal ediyormuşuz gibi konuşabilmekti. Zaten kitabı okuyanlardan aldığım geri dönüşlerin hepsi de bunu doğruladı. Birçoğu; “sanki sizinle karşılıklı oturup konuşuyormuşum gibi hissettim”, “içim ferahladı”, ”kendimi sorguladığım yerler oldu”, “anlaşıldığımı hissettim” dedi. Benim için bundan daha kıymetli bir dönüş olamazdı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Hasbihal, bazen gözümüzü kapattığımız, bazen görmezden geldiğimiz, bazen d duymazdan geldiğimiz hakikatleri yeniden hatırlamak için yazıldı. Toplumun yaralarını, insanın iç dünyasını, kaybetmeye başladığımız değerleri birlikte konuşabilelim istedim. Çünkü insan, anlaşılmadığını hissettiğinde yalnızlaşıyor; dinlendiğini hissettiğinde ise iyileşmeye başlıyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Eğer Hasbihal’in sayfaları bir okuyucunun kendi vicdanıyla baş başa kalmasına, unuttuğu bir değeri yeniden hatırlamasına, bir yarasına dokunmasına ya da sadece “Beni anlayan biri var” diyebilmesine vesile oluyorsa, işte o zaman aramızda görünmeyen ama sağlam bir gönül köprüsü kurulmuş demektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Sizin için "bir diğer dava, boynumun borcu ve şehit kokulu emanetim" dediğiniz, her sayfasında ayrı bir sızı barındıran "HİLALİN EMANETLERİ: Bir Ömrün Bedeli – Şehitler Defteri" isimli muazzam bir eseriniz var. Gelecek nesillere bu ay-yıldızlı bayrağın altında yaşamanın ne demek olduğunu hatırlatan bu gözyaşlarıyla sulanmış kutsal emaneti kaleme alırken, kalemin namusunu şehadet mertebesiyle mühürlemek ruhunuza nasıl bir yük ve vakurluk kattı?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki ben bunu hiçbir zaman bir yük olarak görmedim. Aksine, boynumun borcu ve taşımaktan onur duyduğum bir emanet olarak gördüm. Fakat bu öyle bir emanet ki insanı her cümlede kendini yeniden sorgulamaya mecbur bırakıyor. Çünkü şehadeti yazarken acıyı anlatıp onu incitmemek, o yüce mertebeyi anlatırken sıradanlaştırmamak, kahramanlığı aktarırken hamasete sığınmamak arasında çok ince bir çizgi var. Ben o çizginin üzerinde büyük bir dikkatle yürümeye çalıştım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Şehit aileleriyle yaptığım görüşmelerde çoğu zaman onların acısı karşısında yutkunamadığım anlar oldu. Bazen kendimi, şehit haberini vermeye gelen komutan gibi hissettim. Hem onların gözyaşına ortak olmak hem de dimdik durabilmek kolay değildi. Ama o günlerde bir şeyi daha iyi anladım: Bu kitap benim kitabım değil, onların emanetiydi. Ben sadece o emaneti incitmeden gelecek nesillere ulaştırmaya çalışan bir kalemdim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Eğer bu eser, yıllar sonra bir gencin eline geçtiğinde ay yıldızlı bayrağın gölgesinde yaşamanın bedelini, o bayrağın hangi fedakârlıklarla dalgalandığını bir nebze olsun hissettirebilirse, işte o zaman kendimi bu emanete karşı vazifemi yerine getirmiş sayarım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Kalemini bir hiç uğruna terk eden yazarları yeniden bulmak ve özellikle kız çocuklarına kendilerini geliştirebilecekleri kavi bir alan açmak için "HASBİHAL DERGİSİ"ni kurdunuz. Temmuz ayında 6. sayısına ulaşacak olan derginizin, yazarların elinden tutup "düğümlerin daha sağlam atılmasına" vesile olan o hasbi ve kurumsal matbuat işçiliğini sizden dinleyebilir miyiz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Hasbihal Dergisi'ni kurarken niyetimiz yalnızca yazıları bir araya getirip yayımlamak değildi. Biz, kalemini bir sebepten bırakmış ya da kendine güvenemeyen insanların yeniden yazmaya cesaret edebileceği bir kapı aralamak istedik. Özellikle de kendini geliştirmek isteyen kız çocukları ve genç kalemler için güvenle yazabilecekleri, kendilerini ifade edebilecekleri bir alan oluşturmaya gayret ediyoruz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Dergimizi kıymetli kılan şey yalnızca içinde yayımlanan yazılar değil, o yazıların arkasındaki emek ve gelişim hikâyeleri. Yazarlarımızın her biri çok gayretli. Her sayıda kalemlerinin biraz daha olgunlaştığını görmek, eksiklerini birlikte konuşmak, birbirimizden öğrenmek ve onların başarılarına şahit olmak benim için derginin en büyük kazanımı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Biz kendimizi yalnızca yazı yayımlayan bir dergi olarak görmüyoruz. Aynı zamanda usta-çırak ilişkisini yaşatmaya çalışan, öğrenen ve öğretirken kendisi de öğrenmeye devam eden bir okul gibi görüyoruz. Bazen bir cümle üzerinde uzun uzun konuşuyor, bazen bir yazının daha iyi olabilmesi için birlikte yeniden emek veriyoruz. İşte o yüzden ben hep şunu söylüyorum: Biz yalnızca yazı yayımlamıyoruz; ipin diğer ucundan tutup düğümlerin daha sağlam atılmasına vesile olmaya çalışıyoruz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Dergimiz şu an dijital olarak yayımlanıyor. Dolayısıyla klasik anlamda bir matbaa sürecimiz yok. Ama derginin görünmeyen mutfağında büyük bir emek var. Uykusuz geceler, defalarca okunan yazılar, yapılan istişareler, mizanpaj çalışmaları... Her sayının arkasında görünmeyen ama yüreğiyle çalışan güzel bir ekip ve büyük bir gayret var. Bugün geriye dönüp baktığımda; 'İyi ki yollarımız kesişmiş.', 'Hasbihal benim ilk evim oldu.', 'Kalemimi yeniden elime almama vesile oldunuz.' diyen her bir cümle, bütün o uykusuz gecelerin, emeğin ve gayretin en güzel karşılığı oluyor. İşte o zaman anlıyorum ki Hasbihal, sadece bir dergi değil; kalemlerin birbirine omuz verdiği bir gönül yuvası hâline gelmiş.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Son olarak; "Hâlâ köydeyim, hâlâ okuyorum, hâlâ yazıyorum ve hâlâ gerçekleşmesini istediğim hayallerim var" diyerek ömür tezgâhını harlı tutuyorsunuz. Satır Arası masamızdan, sadece diploma sahibi olmak için değil; aynı gökyüzüne bakıp da acılarını göremediğimiz hayatları anlamak için okuyanlara ve "Kelimelerin Sıhhati"ne gönül verenlere bırakacağınız o nihai "Sonrası Bahar" mesajınız ne olur?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Diplomalar bize bir meslek kazandırabilir; ama insanı insan yapan şey, o diplomanın ötesinde kurduğu vicdandır. Bu yüzden sadece diploma sahibi olmak için değil; aynı gökyüzüne baktığınız hâlde acısını göremediğiniz hayatları anlayabilmek için okuyun. Çok okuyun, çok dinleyin, çok görün. Çünkü insan bazen en büyük hakikati, hiç tanımadığı birinin hikâyesinde buluyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Umudunuzu da hiç kaybetmeyin. Bazen hiç tanımadığınız bir insan için dua etmek isteyeceksiniz. O his geldiğinde onu sakın susturmayın. Dünyayı biraz daha yaşanabilir kılan şey, birbirini hiç tanımadığı hâlde iyiliğini isteyen insanların varlığıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Söyleyecek çok sözüm var aslında. Ama belki de en kıymetlisi şu: Kalbinizi sertleştirmeyin. Kaleminiz varsa hakikatin yanında dursun, sözünüz varsa bir gönle dokunsun, imkânınız varsa bir el uzatsın. Ve ne olursa olsun, hayal kurmaktan vazgeçmeyin. Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştiren şey, koca bir dünya değil; tam zamanında söylenmiş tek bir cümledir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Hep köyde kalır mıyım, orası meçhul. Ama bildiğim bir şey var ki; ömrüm oldukça okumaya da yazmaya da devam edeceğim. Kitaplar çocukluğumdan beri en kıymetli yoldaşım oldu ve sanırım ömrümün sonuna kadar da öyle kalacak.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Dilerim siz de ardınızda yalnızca başarılar değil, dokunduğunuz hayatlar bırakırsınız. Çünkü günün sonunda insanı hatırlatan şey, ne kadar yükseldiği değil; kaç yüreğe iyi geldiğidir. Nereye giderseniz gidin, kalbinizdeki iyiliği, vicdanı ve umudu yanınızdan hiç eksik etmeyin. Sonrası... İnşallah bahar olur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Torosların o gür ve temiz havasını kalemin namusuyla birleştiren; "Baba Ben Çocuğum", "Meryem", "Hasbihal" ve "Hilalin Emanetleri" eserleriyle edebiyatı mazlumların sığınağı haline getiren ve "Hasbihal Dergisi" ile yeni kalemlerin ipinden tutan değerli yazar Hale Körük'ün o kavi ömür mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; ticarette, davada, yuvada, sanatta, dergide, köyde ve her çetin imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsan Kıymetini Sanatın ve Yapay Zekânın Terazisinde Tartan Bir Lider: Gaye Kübra Erkan</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan-kiymetini-sanatin-ve-yapay-zekanin-terazisinde-tartan-bir-lider-gaye-kubra-erkan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan-kiymetini-sanatin-ve-yapay-zekanin-terazisinde-tartan-bir-lider-gaye-kubra-erkan</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri tahsilinin getirdiği o kurumsal vakarı lise yıllarındaki Grafik Tasarım ve Fotoğrafçılık estetiğiyle harmanlayan ; yapay zekâ destekli işe alım süreçlerinden 36 kişilik bir ekibi yönettiği &quot;İK&#039;sal Mevzular&quot; platformunun kuruculuğuna uzanan kavi bir liderlik serüvenine sahip olan ; diğer yandan henüz 10 yaşındayken bir şarkının mısralarında kendini bulup tam 19 yıldır şiire ömrünü vakfeden, derleme kitaplarda, saygın dergilerde ve &quot;Sanatsal Süjeler&quot; kültür-sanat bloğunda kelimelerin sıhhati için ter döken İşe Alım Uzmanı, Platform Kurucusu, şair ve yazar Gaye Kübra Erkan ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a510a3799ca3.webp" length="10510" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 18:26:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İş dünyasının profesyonel yönetim mekanizmalarıyla edebiyatın o sâfi, tılsımlı evrenini tek bir sînede birleştirmeyi, insan kıymetini ararken kalemin namusuna sadık kalmayı bir yaşam felsefesi haline getirenler vardır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri tahsilinin getirdiği o kurumsal vakarı lise yıllarındaki Grafik Tasarım ve Fotoğrafçılık estetiğiyle harmanlayan ; yapay zekâ destekli işe alım süreçlerinden 36 kişilik bir ekibi yönettiği "İK'sal Mevzular" platformunun kuruculuğuna uzanan kavi bir liderlik serüvenine sahip olan ; diğer yandan henüz 10 yaşındayken bir şarkının mısralarında kendini bulup tam 19 yıldır şiire ömrünü vakfeden, derleme kitaplarda, saygın dergilerde ve "Sanatsal Süjeler" kültür-sanat bloğunda kelimelerin sıhhati için ter döken İşe Alım Uzmanı, Platform Kurucusu, şair ve yazar Gaye Kübra Erkan ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik.<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Gaye Kübra Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece insan kaynakları dünyasında yapay zekâ destekli analitik röntgenler çeken kavi bir işe alım uzmanı veya 36 kişilik bir ekibe yön veren başarılı bir yönetici olarak değil; 10 yaşından beri sînesindeki o saklı şiir kıvılcımlarını koruyan, kalemiyle insan ruhuna dokunan hakiki bir zanaatkâr ve yazar olarak burada ağırlamak büyük bir şereftir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Röportajımıza sizi, o profesyonel kariyerinizle sanatsal dehanızın kesiştiği asil dünyanızı tanıyarak başlayalım: Gaye Kübra Erkan kimdir? Hayatını hangi mukaddesat üzerine inşa etmiştir?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Merhabalar ben Gaye Erkan. 28 yaşındayım. Yaklaşık 19 yıldır şiir yazmaktayım. Ayrıca 6 senedir de içerik yazarlığı yapmaktayım. Şiirlerim ve yazılarım birçok sitede, dergide, derleme kitapta yayınlandı ve yayınlanmaya devam ediyor. Ayrıca işe alım uzmanıyım. İnsan kaynaklarına karşı oluşan ön yargıyı kırabilmek adına İK’sal mevzular platformunu kurdum diyebilirim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Akademik hayatınızda lise yıllarında Grafik Tasarım ve Fotoğrafçılık okuyarak görselliğin nizamını öğrenmiş, ardından Kırklareli Üniversitesi’nde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri eğitimi almışsınız. Sanatın o özgür görsel estetiğiyle, çalışma hayatının o kurallı ve ciddi yapısını zihninizde nasıl mizanpajladınız? Bu çok yönlülük mülakat masalarında size nasıl bir insan sarraflığı kazandırdı?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İnsan kaynaklarında çok yönlü olabilmek adaylar ile samimi bir bağ ve kolay empati kurabilme açısından bana oldukça fayda sağladı. Malum günümüzde tek bir alan yetersiz gelmekte. Her ne kadar İK alanı sizin de dediğiniz gibi ciddi bir alan olsa da oldukça eğlenceli ve sabır isteyen bir alan diyebilirim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Hayatınızdaki ilk büyük kırılma anının henüz 10 yaşındayken, Özgün Uğurlu’nun o dertli "Elveda" şarkısındaki şiirsel mısralardan etkilenerek başladığını söylüyorsunuz. Bir çocuğun sînesinde bir şarkıyla fitili ateşlenen ve dile kolay tam 19 yıldır hiç sönmeden devam eden bu şiir ve yazı tutkusu, hayatın o sert, profesyonel virajlarında ruhunuza nasıl bir dervişane sığınak oldu?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Şiir benim için daima hep ön planda oldu. Her ne kadar İK’cı olsam da herkese asıl alanım şiir diyorum. Şiir ile kendimi buldum, kendimi şiir ile yazı ile daha kolay ifade edebildiğimi fark ettim. Bunu erken yaşta keşfetmek benim için de sürpriz oldu diyebilirim. Hazır Özgün Bey’den bahsetmişken ona da teşekkürlerimi sunmak isterim. Elveda şarkısı beni şiir yoluna soktu ve o yolu bırakmak istemiyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Edebiyat dünyasında 6 yıldır neredeyse her alanda içerik yazıları üretiyor, birçok saygın dergide ve derleme kitapta şiirlerinizle, düz yazılarınızla boy gösteriyorsunuz. Yazmayı sadece kâğıda dökülen kelimeler olarak görmeyip, kendi kurduğunuz "Sanatsal Süjeler" kültür-sanat bloğuyla dijital dünyaya da nakşetmeniz, ocağımızın her fırsatta dile getirdiği "Esere Mühür, Ruhunuza Tasarım" felsefesiyle nasıl bir vizyon birliği içerisindedir?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Güzel bir soru. Aslında sizin yayıneviniz ile Sanatsal Süjeler aynı yolda ilerleyen yol arkadaşları diyebilirim. Çünkü sizler gibi biz de edebiyatı sevdirmek için bu yola çıktık ve ekip arkadaşlarımız ile beraber güzel işler yapacağımıza olan inancım sonsuz. Yazılan her şeyin bir mühür ve yazılanların da yazan kişinin kimliği olduğunu düşünürüm.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Hayatınızdaki ikinci büyük kırılma anını 27 yaşınızda yaşadığınızı ve kurucusu olduğunuz "İK'sal Mevzular" platformunu hayata geçirerek "eğitmen olma cesaretini" bu yaşta gösterdiğinizi fısıldıyorsunuz. Bir kadının ve genç bir yazarın, iş dünyasında kendi kürsüsünü kurması ve ocağımızın o asil niyetini andıran hasbi bir eğitmenlik mektebinin fitilini ateşlemesi sînenizde nasıl bir kurumsal uyanış başlattı?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Aslında eğitmen olmak aklımda yoktu, fakat katılımcılarımız benim de eğitim vermemi rica edince eğitim vermeye başladım. İK’sal mevzuların dışında üniversitelerde, çeşitli platformlarda eğitimler verdim ve vermeye devam ediyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bugün "İK'sal Mevzular" çatısı altında tam 36 kişilik devasa bir ekibi başarıyla yönetiyorsunuz. Web sitelerinin kontrolünden YouTube, LinkedIn, Instagram ve Twitter gibi dijital mecraların içerik nizamına, gönüllü eğitmenler bulup eğitim takvimleri hazırlamaya kadar çok ciddi bir operasyonel mesainiz var. Şiirin o naif ritmiyle, 36 insanı ve dijital kanalları koordine eden bu liderlik ritmini on üç punto hassasiyetiyle nasıl senkronize ediyorsunuz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Yukarıda belirttiğiniz işlerin yapılmasının sebeplerinden bir tanesi istek diğeri ise samimiyet diyebilirim. Ekip arkadaşlarımız ile olsun, katılımcılarımız ile olsun ve eğitmenlerimiz ile olsun gerçekten bir aile ortamı yarattık diyebilirim. Samimiyet ve istek olmadan hiçbir şey olmuyor maalesef. Şair yanım da insanları anlayabilmem adına bana ışık oluyor diyebilirim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Sertifikalarınıza baktığımızda; teknoloji dünyasındaki en zorlu alanlardan biri olan IT Recruiter Bootcamp ve Yapay Zekâ Destekli İşe Alım Yöneticiliği gibi çağın dehasını yakalayan kavi eğitimler görüyoruz. Teknolojinin ve yapay zekânın hızla robotlaştırdığı günümüz iş dünyasında, sînesi şiirle harlanmış bir işe alım uzmanı olarak, doğru insan kıymetini (yetenekleri) keşfederken insanın o eşsiz ruhsal sıhhatini nasıl gözetiyorsunuz?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İnsanları gözlemleme huyum var. İster istemez onların davranışlarını, beden dilini, söyledikleri ve hatta söyleyemediklerini harmanlayıp kendimce bir analiz çıkarıp kendimi onların yerine koyuyorum. Aday olarak oturan ben olsaydım nasıl davranılmasını isterdim? Sorusu daima zihnimin bir köşesinde mülakatlarımı izlemekte.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Son olarak; başarıyı da başarısızlığı da sînesinde birer tecrübe rütbesi gibi taşıyan, hem profesyonel iş dünyasının yönetim kulelerinde hem de edebiyatın hasbi deryasında 28 yaşında kavi bir iz bırakan bir müellif olarak; Satır Arası masamızdan, sadece bir diploma sahibi olmak için değil, acıları ve dünyayı fark etmek için okuyan yazar adaylarımıza ve "Kelimelerin Sıhhati"ne gönül verenlere bırakacağınız o nihai "Sonrası Bahar" mesajınız ne olur?<span style="mso-spacerun: yes;">  </span><o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Yazmak en güvenilir limandır. Yazmaktan vazgeçmeyin. Kendinizi kendinizden mahrum etmeyin arkadaşlar mesajını vermek isterim. Bu röportaj için de Ahmet Bilgehan Bey sizlere çok teşekkür ederim. Oldukça keyifli bir röportaj oldu benim için.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; yapay zekânın, işe alım süreçlerinin ve 36 kişilik devasa bir platform yönetiminin o rasyonel gücünü, 19 yıllık köklü bir şiir aşkıyla ve "Sanatsal Süjeler" bilgeliğiyle harmanlayan Değerli İşe Alım Uzmanı, Yönetici ve Şair Gaye Kübra Erkan'ın o kavi ömür mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; ticarette, davada, yuvada, sanatta, dijital platformlarda, mülakat masalarında ve her çetin imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca...Sonrası Bahar.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Maddi Tıbbın Sınırından Tasavvufun Sonsuzluğuna Geçen Bir Eleştirmen: Müslüm Söyler</title>
<link>https://fikirizleri.com/maddi-tibbin-sinirindan-tasavvufun-sonsuzluguna-gecen-bir-elestirmen-muslum-soeyler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/maddi-tibbin-sinirindan-tasavvufun-sonsuzluguna-gecen-bir-elestirmen-muslum-soeyler</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Amasya Taşova’nın o sâfi çocukluk merakından İstanbul’un karmaşık keşmekeşine uzanan; uzun yıllar Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde profesyonel kariyer sürdürürken yaşadığı panik atakları ve varoluşsal krizleri tasavvufi bir aydınlanmayla geride bırakan; yazarlık, çizerlik, eleştirmenlik, radyo ve televizyon programcılığıyla sînelere dokunup ödüllerle taçlanan ve kaleme aldığı &quot;Kibre Kibrit Yak&quot; biyografik romanıyla kibir kalesini darmadağın eden Değerli Müellif, Çizer ve Eleştirmen Müslüm Söyler ile kalbi ve derin bir hasbıhal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a4bc625e7413.webp" length="23346" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 20:56:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İnsanın kendi bedeni, sağlığı ve varoluşu üzerine geliştirdiği o çetin sorgulamaları sînesinde birer kor gibi taşıyan, maddi dünyanın parıltılı kulelerinde aradığı şifayı bulamayınca felsefe ve tasavvufun derinliklerinde kök salan kavi ruhlar vardır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Amasya Taşova’nın o sâfi çocukluk merakından İstanbul’un karmaşık keşmekeşine uzanan; uzun yıllar Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde profesyonel kariyer sürdürürken yaşadığı panik atakları ve varoluşsal krizleri tasavvufi bir aydınlanmayla geride bırakan; yazarlık, çizerlik, eleştirmenlik, radyo ve televizyon programcılığıyla sînelere dokunup ödüllerle taçlanan ve kaleme aldığı "Kibre Kibrit Yak" biyografik romanıyla kibir kalesini darmadağın eden Değerli Müellif, Çizer ve Eleştirmen Müslüm Söyler ile kalbi ve derin bir hasbıhal gerçekleştirdik.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Müslüm Bey, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece kelimelerle ve çizgilerle topluma ayna tutan kavi bir eleştirmen olarak değil; kendi içsel hesaplaşmalarını, kaygılarını ve panik ataklarını felsefenin ve tasavvufun harlı tezgâhında eriterek özgürleşmiş dürüst bir yolcu olarak burada ağırlamak büyük bir şereftir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Röportajımıza sizi, o Taşova'nın çocukluk sokaklarından Cerrahpaşa koridorlarına uzanan o ömür mizanpajınızı tanıyarak başlayalım: Müslüm Söyler kimdir? Hayatını hangi mukaddesat üzerine inşa etmiştir?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Merhaba, kendimi tanıtma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Aslında Taşova’dan önce Taşova’nın 1924 Selanik Mübadelesinde atalarımızın yerleştiği bir göçmen köyü olarak bilinen Kızgüldüren Köyü’nde başladı hayat hikâyem. Daha yürümeye yeni başladığım yıllarda tek başıma evden çıkıp yaklaşık iki kilometre uzaklıktaki üzüm bağlarının olduğu araziye tek başıma babamın yanına gitmem ne kadar azimli olduğum kendini belli etmişti. Belki 3-4 defa babamla gitmişimdir üzüm bağlarına. Ama bunu hafızama kaydedip yol haritasını kaydetmişim. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İlkokulu köyümde tamamladım, ilkokuldayken dahi arkadaşlarımla birlikte hiçbir oyundan geri kalmazdım. Belki inanmayacaksınız ama ben de kendimi başkaları tarafından kayda alınmış halimi izlediğimde bu ben miyim diye bakardım. Okulda hikâye kitaplarına meraklı, babamın kasabaya alışverişe gidip döndüğünde onun alışveriş sepetinde ilk aradığımın gazete ve dergi olması bu günlerin önsözü gibiymiş. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Sonrası Taşova ve lise yıllarım bu alışkanlıklarımı pratikte daha bir aktif hale getirdi. Okulda arkadaşlarımın edebi tarz ve resim ödevlerinde hep aranan isimdim. Lakin bu araştırmacı ve meraklı halim beni lise son yıllarımdan sonra büyük bir strese sokmuştu. Biyolojik olarak kendi bedenimi incelemem ve iç organların fonksiyonel yapıları hakkında bilgi sahibi olmam akıl dünyamı darmadağın etmişti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Aslında Taşova benim için çok önemliydi. Köy sağlık konusunda bana güven vermiyordu. Çünkü bir sağlık kuruluşu bile yoktu. O nedenle Taşova sanki daha güvenli geliyordu bana. Düşünce dünyam ve üretici yanım bir anda yön değiştirmiş sağlık ve beden konusuna ehemmiyet vermeye başlamıştım. Lise sonda neredeyse haftada bir defa kasabanın doktoruna gider bir nevi stres boşalması yaşardım. Bu tabi geçici oluyordu. Güncellemez isem sorun daha da büyürdü. İşte bu durumun aşırıya gitmesi bende panik ataklara sebep olmuş, bu atakların en büyüğünü yaşadıktan sonra ani bir kararla İstanbul’a kaçma fikri hasıl oldu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Kasaba Doktorumuz Osman Bey, “Bu panik atak insanı öldürmez sadece hayat kaliteni düşürür” dese de bu o anlık beni motive eder sonrası bildiğimi okur ve yaşardım. Bir gün aynaya dönüp geriye baktığında ayna da benim yaşımda olduğun gün “Osman Bey haklıymış” diyeceksin dediği halen kulaklarımda. Şu an Osman Bey yaşamasa da ben onun yaşını çoktan geçmiş bulunuyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Çocukluk yıllarınızda kendi imkânlarınızla oyuncaklar tasarlayan, okumayı öğrendiği andan itibaren gazete ve dergileri keşfeden bir çocukmuşsunuz. Bu "kendi oyuncağını ve kendi dünyasını inşa etme" sâfi tutkusu, gelecekteki o yazarlık, çizerlik ve her şeyin arkasındaki görünmeyeni arayan eleştirmen kimliğinizin ilk harflerini kurşun kalıplara nasıl döktü?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Çocukluk yıllarımdaki üretkenlik sadece oyuncak icat etmekle kalmıyordu. Kendi yaptığım kızakla annem için buğday tarlalarından başaklardan geriye kalan kökleri (anız) taşıyıp ekmek pişirmesine yardımcı olmam. Bahçede domates biber ve diğer sebzeleri sulamaya gitmem. En yakın arkadaşım Selim ile ormana gidip eşeklerle odun taşımamız. Ağaç dallarından oyuncaklar yapmamız, bahçeye kulübe ve oturma yerleri yapmamız. Kulübede bile okuduğumuz gazete dergi ve kitaplar için raflar yapmamız, hepsi bu günlerin başlangıç noktasıydı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Milli değerlere olan sevgimin en bariz örneği de neydi biliyor musunuz? Bahçenin alt tarafındaki tarlada buğday başakları sonrası kalan sapları söküp ay yıldız haline getirip akşam güneş batınca onları yakıp karşı tarlalardan o muhteşem alevlerle oluşan Ay Yıldızı izlememdeki aşırı sevinçti. Köyün duvarlarında siyasi slogan olarak yazılan “Ülkücü Hareket Engellenemez, Ezan dinmez bayrak inmez” sözleri ise benim düşünce dünyama yer etmiş asla bir daha çıkmayacak değerlerim olacaktı. O sözler üzerine yaptığım araştırmalar neticesi Türk dünyası yazarlarını tek tek tanıma fırsatım olmuştu. Bu araştırmalar neticesinde kendimi buldum ve bugünlerin o kalemine ilham olacak onlarca kitap ve yazılar hafızama kazındı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Lise yıllarında kendi bedeniniz, sağlık ve varoluş üzerine geliştirdiğiniz o yoğun sorgulamalar, sizi köy yaşantısından İstanbul’un o hareketli dünyasına taşıyan kavi bir kırılma noktası olmuş. Genç bir sînenin kendi varlığını ve biyolojisini bu denli radikal bir içsel arayışla sorgulaması, o dönem ruhunuzda nasıl bir akvaryum suyu değişimi yarattı?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Kendimi bedensel yönden araştırıp tanımam süslü bir akvaryum gibi olan hayatımı suyu yarıya indirilmiş, hatta kirlenmiş bir akvaryum durumuna dönüştürdü. Oksijenin azalması, konforlu suyun kirli hal alması, gün geçtikçe suyun tükeneceği korkusuyla hayat kalitem dumura uğramıştı. Bunun altından nasıl kalkacaktım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Akranlarımın bedenlerini incelerken kendi bedenimde beni sıkıntıya sokan eksiklikler her geçen gün ruh dünyamı tehdit ediyordu. Bu tehditler istemsiz çalışan organlarımın dahi dengesini bozmuştu. Beni idare eden Osman doktorun tavsiyeleri dahi bana bir kandırmaca gibi geliyordu. Çünkü biyolojik olarak insan bedeni hakkında kendimi aşan bilgilere sahip olmuştum. Bazen arkadaşlarla okul takımında bana yer vermeleri, özel etkinliklerde bando çalamasam da yaptığım resimlerin en az sahada bando çalanlar kadar konuşulması ve takdir görmesi bir nebze bana bu negatif düşüncelerden sıyrılmama vesile oluyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bazen kompozisyon yarışmalarında birinci olmam, resim konusunda yeteneklerimin hocalar tarafından takdir edilmesi beni o düşüncelerden ara ara alıkoyuyordu. Köydeki dar alan şimdi sanki kasaba olmuştu. Sanki bana yetmiyor beni ısrarla daha büyük kentlere gitmeme zorluyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İstanbul’a gelişinizin ardından uzun yıllar Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde, yani sağlık dünyasının tam da merkezinde görev yapmışsınız. İlginçtir ki, maddi tıbbın ve uzmanların yetersiz kaldığı o demlerde, yaşadığınız panik ataklara ve varoluşsal krizlere aradığınız şifayı felsefe ve tasavvufun derinliklerinde bulmuşsunuz. Modern tıbbın mekanik insan tanımı ile tasavvufun o ruhu ve bedeni bir gören bütüncül yapısı arasındaki o muazzam farkı sizden dinleyebilir miyiz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bu bilgiler belki İstanbul’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde profesörlerin telkinleriyle bir nebze lehime dönüşecekti. Evet bu birkaç yıl böyle gitti. Sonrası yine başladığım yere dönmüştüm. Çünkü doktorlardan birkaçı kendi alanlarında vuku bulan hastalıklardan hayatlarını kaybetmişlerdi. Detaylar içinde kaybolur hale gelmiştim. İkna ediciler ikna kuvvetlerini bende bitirmişlerdi sanki. Sanki her şey üzerime geliyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bir gün anatomi hocasıyla uzun sohbet beni farklı noktaya taşıdı. Kendimi onların karşısında basit görüyordum. Bir anda hocamıza kadavrayı parçaladığınızda ne görüyorsunuz? diye sorduğumda “mucize” demesi aklımı karıştırdı. Nasıl yani dediğimde “İnsanın yaşaması mucize, ölmesi normal,” dediğinde karışan aklımı yerine getirdi. “Kün fe yekün” ol derse olur diyen Allah burada bana da bu mucizeyi göstermişti. Ölmek normal yaşamak mucize…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İşte ben o mucize üzerine yol almalıydım. Cerrahpaşa’da bu ne ilk mucizeydi ne de son olacaktı. O kadar olaylar yaşadım ki, bendeki sorunun sadece düşünsel bir sorun olduğuna kanaat getirdim. Elime kâğıt kalemi daha bir ciddiyetle aldım. Gazete ve dergilere çok daha rahat ve özgüvenle yazıyordum. Çünkü fikir ve düşüncelerim karşıt fikre sahip bir profesör tarafından tescillenmişti. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Sonrası radyo program teklifi ardından televizyon ve akabinde engelli derneklerinde yöneticilik serüvenleriyle o akvaryumdan çıkmış devasa okyanuslarda yol alıyordum. İçsel yolcuğum artık uluslararası dış yolculuğa başlamıştı. Ta Amerika’dan iki konuğum beni duyup programıma konuk olarak gelmişlerdi. Bu konuklar arasında Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe de vardı. Sinema dünyasının ünlüleri. Sanatçı ve yazarlar. Hatta ilim adamları konuklarım oluyordu. Bir anda kendimle ilgilenebileceğim vakit bulamadığımı hissettim. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Panik atak neredeydi, sağlık konusundaki şikayetlerim nereye gitmişti. Üniversitede yaşanan başörtü sorunları dahi kendi sorunlarımın üzerine çıkmış onlarla alakalı yazılar kaleme alıyor, yönetim tarafından ikaz ediliyordum. Modern tıp içinde modernizeye yakışmayan uygulamaları görünce İslam düşünürlerinin o geniş hoşgörüleri tek dayanağım olmuş onlardan aldığım ilhamlarla hocaların karşısında dahi kendimi daha bilgili ve medeni hissediyordum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bu tartışmalar ve haklılık durumları beni felsefe ve tasavvuf alanında araştırmalara yönlendirdi. Gelişmeler olanca hızıyla devam ediyordu. Bu gelişmeleri belli periyoda soktuğumda her adımın sanki özel bir yazılım ve tevafuklarla karşıma çıktığı kanısına vardım. Bu artık bireysellikten çıkmış toplum için bir görev haline gelmişti. Engelli oluşum beni kenara değil tam da hayatın orta noktasına atmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Felsefi ve tasavvufi düşüncelerle kurduğunuz o hasbi bağ, sizi tüm korku ve kaygılarınızdan özgürleştirerek radyo, televizyon, yazarlık ve çizerlik alanlarında aktif birer kürsüye dönüştürmüş. İçsel krizlerini birer edebi ve sanatsal üretime dönüştüren bir zanaatkâr olarak, mikrofon ve fırça başına geçtiğinizde sînelere hangi "Kelimelerin Sıhhati" mesajını üflemeyi dert edindiniz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Evet felsefe ve tasavvuf ile kurduğum bağ beni fiziksel dünyadan manevi bir dünyaya doğru yöneltti. Çünkü biz sadece maddi alemin değil, manevi alemin de bireyi olduğumuzu bana hatırlattı. Ruh dünyama sıkışan maddi dünyam şimdi manevi telkinlerle ferahlıyor rahatlıyor ve birlikte bir bütün olduğunu alenen gösteriyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bu rahatlamaya eşlik eden yazarlık, radyo, TV ve sportif faaliyetlerde yer alan spor kulübü yöneticiliğim beni köle zannettiğim bu alemde efendi haline getirdi. Bu efendilik sadece bedensel rahatlama, bireysel özgürlük değildi. Çevreme kattığım onlarca güzelliğin yeşermesiydi. Kelimelerim mikrofon ve kalemim üzerinden en ücra köşelere dert ortağı çözüm merkezi olarak ulaşıyordu. Yazdığım ve söylediğim hiçbir şey bireysel değildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Okurlardan büyük ilgi görerek kısa sürede ikinci baskısını yapan o muazzam biyografik romanınızın ismi adeta bir manifesto: "Kibre Kibrit Yak". İnsanoğlunun en büyük bencil hastalığı olan kibir kalesini kendi hayat hikayeniz üzerinden ateşe verdiğiniz bu kavi eserin doğuş hikayesini ve o kibrite neden bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu bizimle paylaşır mısınız?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bu bireyselliğin olmadığını kendi özümü haykırırcasına kaleme aldığım “Kibre kibrit yak” romanımla kanıtlamış oldum. Çalıştığım mecralarda dahi patronlarla nasıl isem, alt kademeyle de aynı çizgideydim. Bende asla kişisel öncelik yoktu. Bireysel faydacılık kati surette olamazdı. Engelli ismi kullanmaktan bile uzak durdum bu kitabı yazarken. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bencillik bende doğuştan reddedilen bir kavramdı. Kendi bedenimi bile bencilce saklamadım, engelli deyip farklı alanlara yönelmedim. Toplumun içinde toplumla bir yaşadım. Sadece aynaya bütünsel baktığımda ya da biri beni kameraya alıp paylaştıysa o an engel aklıma geliyor. Bugün hayat hem toplumsal hem akademik hem dini hem de siyasi olarak bencillik şemsiyesi altında ilerliyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">En büyük hastalık olan kibirden kurtulmanın ilacı bulunmazsa, insanlık alemi kendi sonunu feci bir duruma dönüştürecektir. O nedenle ben bu kitabımın okullarda dahi kabul görmesinden yanayım. Kitabın geliri de bu yolda harcansın isterim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Şu sıralar felsefe ve tasavvuf temalarını merkezine alan, dini ve ateist düşüncelere son derece özgün ve farklı bir perspektiften yaklaşan fantastik bir roman üzerinde çalıştığınızı fısıldıyorsunuz. Zıt kutupların, inancın ve inançsızlığın o fikri mimarisini fantastik bir kurguyla mizanpajını yapmak, günümüzün o sığ ve gürültülü tartışma kültürüne nasıl bir "Satır Arası" cevabı olacaktır?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Yeni romanım ilk romanımdan biraz farklı çizgide olacak. Felsefe ve din kavramlarını farklı şekilde dile getiren fantastik ve sürükleyici bir roman olacağını düşünüyorum. Bu konuda araştırmalarımla ve gerçeklik temalarıyla destekleyeceğim roman, bir mutlak yaratıcının varlığını iliklerine kadar hissetmiş bir yazarın kaleminden çıkacak dersem yeterli olur sanırım. Daha fazla kopya vermiş olmayayım. Ama bilim kurgu romanlarını aratmayacak bir eser olacağı kanısındayım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Son olarak; bedenin ve zihnin o çetin imtihanlarından tasavvufun asil sükûnetine sığınarak kalemiyle, çizgisiyle ödüller almış bilge bir müellif olarak; Satır Arası masamızdan, kendi içsel dönüşümünü ve anlam arayışını tamamlamaya niyet etmiş yazar adaylarımıza ve kelâmın namusuna gönül verenlere bırakacağınız o nihaî "Sonrası Bahar" mesajınız ne olur?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Her insan içindeki “gerçeklik” sesine kulak versin. Birileri, el alem ne der sözleriyle kendini duyarsızlığa hapsetmesin. Bence içsel hapis günümüz normal hapishanelerden daha riskli. Ben şahsen içsel ve düşünsel hapishaneden kurtuluşumu yazdığım romanımda açıkça belirttim. O varlığın dünyaya gelmeden önceki sözümüzü, Yaradan’a verdiğimiz sözü unutmayalım. Elestü bi-rabbiküm…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">“Evet sen bizim rabbimizsin” sonrası “İkra” bir sonrası “akletmez misin” ve sonuç O, ol derse…Olmayacak hiçbir şey yoktur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Gelecek nesil aklını kullanarak sorgulasın, sorgulasın sorgulasın… En sonunda sorguları ona gerçeklik kapısını aralayacaktır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Cerrahpaşa'nın maddi dehlizlerinden geçip aradığı ruhsal şifayı tasavvufun ve felsefenin o sonsuz deryasında bulan, "Kibre Kibrit Yak" eseriyle insanın en büyük hamlığını deşifre eden ve harlı tezgâhında inancın mimarisini fantastik çizgilerle yeniden nakşeden Değerli Müellif, Çizer ve Eleştirmen Müslüm Söyler'in o kavî ömür mizanpajını terazimizde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; ticarette, davada, yuvada, sanatta, panik atakların o fırtınalı dalgalarında ve her çetin imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.<o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Metinlerin Ruhunu Dinleyen Bir Kalem: Ayşe Ayan</title>
<link>https://fikirizleri.com/metinlerin-ruhunu-dinleyen-bir-kalem-ayse-ayan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/metinlerin-ruhunu-dinleyen-bir-kalem-ayse-ayan</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Edirne&#039;den Bursa&#039;ya uzanan kültür köprülerinden araştırmacı gazetecilik yazılarına, kelimelerin yükünü omuzlayan o dervişane ciddiyetinden Ağustos 2024&#039;te yayımlanan &quot;Çizgi&quot; adlı asil eserine kadar, edebiyat alanındaki birikimini hasbi bir zanaatla paylaşan yazar ve editör Ayşe Ayan ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3cd9eae21fc.webp" length="33334" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 12:07:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Edebiyatın ve araştırmanın içerisindeyken kelamın sıhhatine talip olmayı, metinlerin görünmeyen kalbini keşfetmeyi ve kalemin namusunu her şeyin üstünde tutmayı bir yaşam felsefesi haline getirenler vardır. Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Edirne'den Bursa'ya uzanan kültür köprülerinden araştırmacı gazetecilik yazılarına, kelimelerin yükünü omuzlayan o dervişane ciddiyetinden Ağustos 2024'te yayımlanan "Çizgi" adlı asil eserine kadar, edebiyat alanındaki birikimini hasbi bir zanaatla paylaşan yazar ve editör Ayşe Ayan ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Ayşe Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece kaleminden dökülen kelimelerle değil; metinlerin ruhunu dinlemeyi öğrenen bir editör, hakikatin peşinde yürüyen araştırmacı bir yazar ve edebiyat alanındaki birikimini yazı dersleriyle aktaran kavi bir muallim olarak burada ağırlamak büyük bir şereftir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Röportajımıza sizi, o satır aralarında saklı duran asil sînenizi tanıyarak başlayalım: Ayşe Ayan kimdir? Hayatını hangi mukaddesat üzerine inşa etmiştir?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Uzun yıllar özel sektörde koordinatör olarak görev aldım. Yoğun, insanı kendine yabancılaştıran bir iş temposunun içindeydim. Ama bütün bu düzenin ortasında yazmak, hep bir sığınak, hayatımın denge unsuru oldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">İş hayatı bana sistem kurmayı, edebiyat ise gözlemleri anlamlandırmayı öğretti. Bugün yalnızca yazar ve editör kimliğimle yoluma devam ediyorum. Hayatımı ve zamanımı bütünüyle kelimelere ayırıyorum. Yazmak benim için tercihten ziyade kaçınılmaz bir ihtiyaç. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Duygular susarak anlatılmaz, konuşarak ve yazılarak netlik kazanır. Günlük hayatta gösterişten uzak, sade ve gelişim odaklı bir yaşama tercih ediyorum. Seyahat etmek, yeni şehirlerin ruhunu hissetmek, farklı insanların hikâyelerine tanıklık etmek beni besliyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Kelamın zembereğini kuran o asil cümlenizde, "Yazmak benim için bir ihtiyaç oldu, çünkü bazı düşünceler yalnızca kalemde tamamlanıyor" diyorsunuz. Zihninizdeki o ham düşüncelerin kalemin ucunda bir mizanpaj nizamına bürünmesi ve ruhumuzda açılan yaraların cümlelerle iyileşmesi, sizin yazarlık yolculuğunuzda nasıl bir uyanışın kapısını araladı?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yazmak, yalnızca düşünceleri kâğıda aktarmak değil; insanın kendisiyle yaptığı en dürüst yüzleşmelerden biridir. Zihnimde dolaşan birçok düşünce, duygu ve sorgulama ancak kalemin ucuna değdiğinde gerçek anlamını buluyor. Bir acı, sevinç, bazen de cevabını aradığım bir soru, yazı aracılığıyla kendi yerini ve sesini buluyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yazarlık yolculuğumdaki en büyük uyanış, yazının yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda kendimi tanımanın, hayatı anlamlandırmanın ve insan ruhunun derinliklerine ulaşmanın bir anahtarı olduğunu gördüm. Her metin, kendi iç dünyamda açılan yeni bir kapı; her cümle hem geçmişle hem de gelecekle kurduğum güçlü bir köprü oldu. Yazmak benim için bir tercih değil, düşüncenin olgunlaştığı, duygunun nefes aldığı ve ruhun kendini yeniden inşa ettiği vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yıllar içinde yalnızca yazan biri olarak kalmayıp, "Metinlerin ruhunu dinlemeyi öğrenen bir editör" olduğunuzu ifade ediyorsunuz. Bugünün piyasasında editörlük alelade bir imla kontrolü gibi sığlaştırılmak istenirken; bir metnin görünmeyen kalbini keşfetmek, kelimelerin yükünü ve o derin sessizliklerin anlamını omuzlamak bir zanaatkâr için neyi ifade eder?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Editörlüğü hiçbir zaman yalnızca dil bilgisi hatalarını düzeltmek, cümleleri teknik bir denetimden geçirmek olarak görmedim. Editörlük, bir metnin görünmeyen nabzını tutabilme sanatıdır. Her metnin kelimelerden daha fazlasını taşıdığına inanırım; satır aralarında saklanan tereddütleri, eksik bırakılmış duyguları, yazarın farkında olmadan metne bıraktığı izleri dinlemek gerekir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">En önemli şey, metinlerin de insanlar gibi bir ruhu olduğudur. Bir cümledeki fazlalığı silerken, onun neden orada durduğunu da anlamak gerekir. Editörlüğü tamirat işi değil, zanaatkârlık olarak görüyorum. Metnin özüne zarar vermeden onu kendi hakikatine biraz daha yaklaştırmak, yazarın sesini bastırmadan daha berrak duyulur hâle getirmek, işin en kıymetli tarafıdır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Editör metnin sahibi değildir; fakat onun yol arkadaşıdır. En kıymetli emek, görünmeden verilen emektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Tarih, edebiyat, toplum, siyaset ve insan psikolojisi üzerine yaptığınız kavi okumaların size dünyayı değil, "Önce insanı anlamayı" öğrettiğini söylüyorsunuz. Korkuları, tutkuları, zaafları ve umutlarıyla "insanı" merkeze alan bir yazar olarak, bugünün gürültülü dünyasında edebiyatın o sâfi ve iyileştirici gücüne her zamankinden daha çok mu muhtacız?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Evet, bugün edebiyatın iyileştirici gücüne her zamankinden daha fazla muhtacız; çünkü çağımız bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı, fakat insanı anlamanın zorlaştığı bir çağ hâline geldi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Her gün sayısız habere, fikre ve görüntüye maruz kalıyoruz; ancak bütün bu kaosun içinde kendi sesimizi, hakikatimizi duymakta zorlanıyoruz. Edebiyat, insana dış dünyayı değil, önce kendi iç dünyasını gösteren bir aynadır. Bir romanın satırlarında kendi korkularımızla, bir şiirin mısralarında bastırdığımız duygularla, bir hikâyenin kahramanında ise kendimizle karşılaşabiliyoruz.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Tarih, siyaset, toplum ve psikoloji üzerine yaptığım okumalar her konuda beni biraz daha zenginleştiriyor. İnsan değişen şartlara rağmen özünde aynı soruların peşindedir. Sevilmek ister anlaşılmak ister korkularını yenmek ve hayatına anlam katmak ister. Edebiyat insanı yargılamadan dinler, onu kalıplara hapsetmeden anlatır. Edebiyat, merhamet ve farkındalık mektebidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bugünün hız çağında insanlar birbirlerini dinlemeye vakit bulamazken, iyi bir kitap bize durmayı, düşünmeyi ve yeniden insan kalabilmeyi hatırlatır. Ben edebiyatın en büyük gücünün de burada yattığına inanıyorum: Yaraları inkâr etmeden onları görünür kılması, yalnızlıklarımızı çoğaltmadan paylaşılabilir hâle getirmesi ve insanı insana yeniden yaklaştırması. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Evet; gürültünün arttığı, kalabalıkların çoğaldığı ama insanın giderek yalnızlaştığı çağımızda, edebiyatın sâfi ve iyileştirici nefesine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Başarıların ya da unvanların değil; merak etmekten vazgeçmeyen o asil yanınızın ve kalabalıkların alkışından çok "Vicdanınızın sesine kulak vermenizin" sizi siz yaptığını vurguluyorsunuz. Edebiyat meydanında popüler rüzgarlara kapılmadan, sadece hakikatin peşinde ve vicdan nizamıyla yürümek, bir yazara nasıl bir hasbi özgürlük kazandırır?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">İnsanı büyüten şey unvanlar, ödüller ya da alkışlar değildir; öğrenmeye ve anlamaya duyduğu bitmeyen meraktır, çünkü merak, insanın zihnini diri tutarken, vicdan da istikametini belirler. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Edebiyatta popüler olanın peşinden gitmek geçici bir görünürlük sağlayabilir; ancak hakikatin izini sürmek ve vicdanın sesine sadık kalmak, yazara çok daha kıymetli bir şey kazandırır: İç huzuru ve fikrî bağımsızlığı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yazarlar kalabalıkların beklentilerine göre değil de inandığı doğrulara göre yazabildiğinde, kelimeleri bir gösteri aracından ziyade, hakikat arayışına dönüşür. Bu da onu modaların, dönemsel övgülerin ve geçici beğenilerin esaretinden kurtarır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hasbi özgürlük; insanın yazdıklarıyla alkış toplamak için değil, kendine ve vicdanına karşı dürüst kalabilmek için kalem oynatmasıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Türkiye Haber Kanalı ve Kızılgöz Haber gibi kavi mecralarda çoğunlukla "araştırmalarınıza dayanan" yazılar kaleme alıyorsunuz. Araştırmacı gazeteciliğin getirdiği o sert ve gerçekçi disiplin, edebiyat dergilerindeki öykülerinizde ve kitap incelemelerinizde kaleminizi nasıl besliyor? Gerçekler yazıldığında nasıl görünür hâle geliyor?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Araştırmacı gazetecilik, bana hakikatin izini sürmeyi öğretti. Bir olayın görünen yüzüyle yetinmemeyi, satır aralarını okumayı alışkanlık hâline getirdi. Haber çalışmalarımda belgeye, tanığa ve gerçeğe ulaşmaya çalışırken, edebiyatta da insan ruhunun derinliklerine inmeyi öğrendim. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Öykülerimde yalnızca kurguya değil, hayatın içinden süzülen sahici insan hikâyelerine yer veriyorum; kitap incelemelerimde ise metnin görünen yapısından çok, taşıdığı fikri ve ruhu anlamaya gayret ediyorum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Gerçekler yazıldığında yalnızca görünür hâle gelmez; aynı zamanda insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlar. Kalemin görevi gerçeği kuru bir bilgi olarak aktarmak değil, onu vicdanın süzgecinden geçirerek insanın idrakine ve yüreğine ulaştırmaktır. Araştırmacı gazeteciliğin disiplini ile edebiyatın derinliği birleştiğinde, hakikati anlamaya yönelik samimi bir arayış çıkar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Araştırmacı gazeteciliğe, Türkiye Haber Kanalı Kurucusu, Ferdi Serttaş'ın teşvik ve yönlendirmesiyle başladım. Bu keyifli sohbet aracılığıyla, Ferdi Beye tekrar teşekkür ediyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Gelelim takvimler Ağustos 2024 tarihini gösterdiğinde edebiyat dünyasına bıraktığınız o lekesiz ve ilk asil imzanıza: "Çizgi". Bu ilk kitabınızın sînenizdeki sancısını, ortaya çıkış hikayesini ve okuyucuya çekmek istediğiniz o asil "Çizgi"nin ardındaki hakikati sizden dinleyebilir miyiz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">"Çizgi"; yıllardır zihnimde, vicdanımda ve kalbimde biriken düşüncelerin kelimelerle görünür hâle gelmiş şeklidir. Her insanın hayatında kendisini tanımlayan, sınırlarını belirleyen ve karakterini inşa eden bir çizgisi vardır. Sadece bir hikâye anlatmak değil, insanın kendi iç muhasebesini yapmasına vesile olacak sorular bırakmak istedim. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yazım süreci zaman zaman sancılıydı; çünkü insan en çok kendi hakikatiyle yüzleşirken zorlanıyor. Kaleme aldığım her satırda samimiyetin, vicdanın ve insan olmanın müşterek değerlerini korumaya gayret ettim. Ağustos 2024'te okuyucuyla buluşan "Çizgi", edebiyat yolculuğumdaki ilk imza olmasının yanı sıra hayata, insana ve hakikate dair duruşumu da temsil ediyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Kitabın adındaki o asil 'çizgi' ise; değişen zamanlara, savrulan fikirlere ve gelip geçici rüzgârlara rağmen insanın karakterinden, ahlâkından ve vicdanından taviz vermeden yürüyebilmesinin sembolüdür. Eğer okuyucu kitabın sayfaları arasında kendi hayatına dair küçük bir iz, sorgulama ya da fark ediş bulabiliyorsa, benim için "Çizgi" gerçek anlamda amacına ulaşmış demektir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hayat yolculuğunu bir yere varmak değil, "kendini, insanı ve hayatı anlamaya çalışırken geçirilen o hasbi zaman" olarak tanımlıyorsunuz. Satır Arası masamızdan, bağımsız bir editör ve yazar olarak geleceğe pürüzsüz eserler bırakmak isteyen genç kalemlere ve "Kelimelerin Sıhhati"ne gönül verenlere bırakacağınız nihai mesajınız ne olur?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hayatın bana öğrettiği en mühim hakikatlerden biri, insan bir yere vardığında değil; anlamaya devam ettiği müddetçe yolculuğunu sürdürür. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Genç kalemlere tavsiyem, yalnızca yazmayı değil; okumayı, dinlemeyi, gözlemlemeyi ve anlamaya çalışmayı da bir hayat disiplini hâline getirmeleridir. Güçlü metinler, güçlü cümlelerden önce güçlü bir idrakten doğar. Popüler olmanın peşinden değil, hakikatin izinden yürüsünler. Alkışın geçici, vicdanın kalıcı olduğunu unutmasınlar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Kelimelerin sıhhatine gönül verenler, her cümlenin sorumluluk taşıdığını bilmelidir. Zira kelimeler yalnızca düşünceleri değil, insanı da inşa eder. En büyük arzum; ardımda kusursuz eserler değil, samimiyetle yazılmış, insana dokunabilen ve yıllar sonra dahi bir gönülde karşılık bulabilecek metinler bırakabilmektir. Nihayetinde geriye kalan şey, ne kadar konuştuğumuz değil; insanlığa ne kadar hakikat, merhamet ve anlam bırakabildiğimizdir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; kalemiyle düşüncelerini tamamlayan, metinlerin görünmeyen kalbini dinleyen o hasbi editörlük hassasiyetini ve araştırmacı yazar Ayşe Ayan'ın "Çizgi" üstü mizanpajını daha 'Kelimelerin Sıhhati' terazisinde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; ticarette, davada, yuvada, araştırmada ve her çetin imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.</span><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;"><o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yaralarından Güçlenen Bir Ömür: Çiğdem Ada</title>
<link>https://fikirizleri.com/yaralarindan-guclenen-bir-omur-cigdem-ada</link>
<guid>https://fikirizleri.com/yaralarindan-guclenen-bir-omur-cigdem-ada</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; çocuk yaşta tanışılan o derin eksiklik duygusundan merhametli bir dedenin kan bağından öte şefkatine, dört yıllık yatılı askeri lise disiplininden hemşirelik mesleğinin o insanı en yalın haliyle tanıtan mukaddes burağına ve içindeki duyguların nefes alma şekli olan o asil şiir yolculuğuna uzanan hasbi hikayesiyle şair ve hemşire Çiğdem Ada ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a39662bb112b.webp" length="19914" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 13:22:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Edebiyatın ve şifanın içerisindeyken kelamın sıhhatine talip olmayı, hayatın çetin imtihanlarında vicdanın ve dürüstlüğün sesine kulak vermeyi bir yaşam felsefesi haline getirenler vardır. Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; çocuk yaşta tanışılan o derin eksiklik duygusundan merhametli bir dedenin kan bağından öte şefkatine, dört yıllık yatılı askeri lise disiplininden hemşirelik mesleğinin o insanı en yalın haliyle tanıtan mukaddes burağına ve içindeki duyguların nefes alma şekli olan o asil şiir yolculuğuna uzanan hasbi hikayesiyle şair ve hemşire Çiğdem Ada ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Çiğdem Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece kaleminden dökülen o derin ve şifalı kelimelerle değil; hemşirelik gibi mukaddes bir mesleğin şefkatini omuzlayan, hayatın çetin rüzgarlarına karşı evlatlarıyla dimdik ayakta duran hasbi bir sîne olarak burada ağırlamak büyük bir şereftir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Röportajımıza sizi, o satır aralarında saklı duran asil geçmişinizi tanıyarak başlayalım: Çiğdem Ada kimdir? Hayatını hangi mukaddesat üzerine inşa etmiştir?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Çiğdem Ada, hayatın erken yaşta büyüttüğü kadınlardan biridir. Çocuk yaşta kayıplarla, eksikliklerle ve insanın içini sessizce olgunlaştıran kırılmalarla tanıştım. Belki bu yüzden hayata hiçbir zaman yüzeyden bakamadım. İnsanların suskunluklarında, gözlerinde, ses tonlarında gizlenen duyguları anlamaya çalışarak büyüdüm.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hayatımın temelini ise merhamet, emek ve samimiyet oluşturdu. Çünkü insanın başına gelen şeyler kadar, başına gelenlerden sonra kalbini neye dönüştürdüğü de önemlidir. Ben kırgınlıkları öfkeye değil; anlamaya dönüştürmeye çalıştım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hemşirelik mesleği de bu yönümü daha da derinleştirdi. Bir insanın en savunmasız anına tanıklık etmek, hayatın ne kadar kısa ve ne kadar kıymetli olduğunu her gün yeniden öğretiyor. Şiir ise bütün bu yaşanmışlıkların içimde nefes alış biçimi oldu. Yazmak benim için yalnızca edebiyat değil; insanı, acıyı, sevgiyi ve yaradılışı anlamaya çalışma hâlidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bugün kendimi tek bir sıfatla anlatamam. Ben biraz anne, biraz hemşire, biraz çocukluğunun izlerini taşıyan bir kadın, biraz da kelimelere sığınarak kendini tamamlamaya çalışan bir yolcuyum. Hayatımı da insanı incitmemeye, gördüğüm acıyı küçümsememeye ve sevgiyi eksiltmeden yaşamaya çalışarak inşa ettim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Çocukluk yıllarınızda arkanızda dağ gibi duran o asil dedenizden bahsediyorsunuz. Sonradan onun, annenizin üvey babası olduğunu öğrendiğinizde sevginizin daha da büyüdüğünü belirterek, "Kan bağı olmadan da bir çocuğa baba olunabileceğini onun merhametinde gördüm" diyorsunuz. Korku ve şiddetin hâkim olduğu bir evden çıkıp, dedenizin yanında "korunmak" duygusunu ilk kez öğrenmek, sînenizde nasıl bir baba mizanpajı inşa etti?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">İnsan çocukken babayı sadece bir insan olarak değil, bir sığınak gibi görüyor. Benim çocukluğumda ise korku, huzurun önüne geçmişti. Bu yüzden uzun yıllar “güç” kavramını sertlikle karıştırdım. Sonra dedemin varlığıyla başka bir şey öğrendim: Asıl güç, korkutmakta değil; koruyabilmektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Dedem bana sevgiyi büyük cümlelerle anlatan biri değildi. Ama bir bakışıyla, bir susuşuyla bile “arkandayım” hissini verirdi. Hayatımda ilk kez onun yanında kendimi güvende hissettim. Şimdi dönüp baktığımda, çocuk ruhumun en çok ihtiyaç duyduğu şeyin maddi imkân değil; şefkat ve güven olduğunu anlıyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yıllar sonra onun annemin üvey babası olduğunu öğrendiğimde içimdeki saygı daha da büyüdü. Çünkü o bana kan bağının insan olmaya yetmediğini öğretti. İnsan bazen hiç mecbur olmadığı hâlde bir ömrü omuzlayabiliyor. İşte ben merhametin en gerçek hâlini onda gördüm.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Sanırım bu yüzden bugün hayatımda “baba” kavramını otoriteyle değil, vicdanla tanımlıyorum. Bir insanın sesi ne kadar yüksek çıkarsa çıksın, eğer içinde şefkat yoksa eksik kalıyor. Dedem bana sevgiyi göstermenin bazen sadece sağlam durabilmek olduğunu öğretti. Ve ben hâlâ hayatta karşılaştığım birçok iyiliğin içinde onun gölgesini hissediyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">"Dul bir kadının kız çocukları olmak, insanların sizi eksik görmesine yetiyordu" diyerek, arkasında bir erkek figürü olmayan kadınların toplum tarafından daha kolay suçlandığı bir çevrede büyüdüğünüzü fısıldıyorsunuz. Toplumun bu çapaklı bakışlarına karşı erken yaşta olgunlaşmak; insanların ses tonlarından, bakışlarından ve o ağır suskunluklarından derin anlamlar çıkarmak kaleminize nasıl bir sezgi gücü kattı?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bazı insanlar çocukluğunu oyunlarla hatırlar, bazılarıysa insanların bakışlarını okuyarak büyür. Ben ikinci tarafta oldum. Çünkü küçük yaşta anlıyorsunuz; insanlar bazen hiçbir şey söylemeden de insanı eksik hissettirebiliyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Babası olmayan bir kız çocuğu olmak, hele ki dul bir annenin evladı olmak toplumun bazı kesimlerinde görünmez bir yük taşıyor. Daha kolay yargılanıyorsunuz, daha kolay suçlanıyorsunuz. Sanki arkanızda bir erkek yoksa hayata karşı daha savunmasız, daha “sahipsiz” sayılıyorsunuz. Bu durum beni uzun yıllar incitti ama aynı zamanda insanları daha derinden gözlemlemeyi öğretti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Ben sanırım en çok suskunlukları dinleyerek büyüdüm. Bir insanın gözlerini kaçırışından, sesinin titremesinden, kelimelerin arasına sakladığı kırgınlıktan anlam çıkarmayı erken öğrendim. Çünkü çocukken insan kendini koruyabilmek için sezgilerini büyütüyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bu durum kalemime de doğrudan yansıdı. Şiir benim için sadece yazmak değil; insanların görünmeyen taraflarını hissetmeye çalışmak oldu. Çünkü hayatta herkes yüksek sesle konuşmuyor. Bazı insanlar sessizce kırılıyor, sessizce mücadele ediyor, sessizce yoruluyor. Ben biraz da o sessizliklerin dilini yazmaya çalışıyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Belki bu yüzden şiirlerimde gösterişli cümlelerden çok, insanın içine dokunan sade bir gerçeklik var. Çünkü ben hayatı dışarıdan değil, yaranın içinden tanıdım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hayat ilerledikçe çocukluğun peşinizi bırakmadığını, sevgiyi yanlış yerlerde aratarak hüsranla biten ilişkilere yol açtığını söylüyorsunuz. İnsanın zamanla "kırılarak da öğrendiğini", geçmişine kızmadan sadece anlayarak olgunlaştığını belirtiyorsunuz. Kendini suçlama barikatlarını yıkıp, geçmişle hasbi bir barış imzalama süreci bir kadının ruhuna nasıl bir hürriyet kazandırır?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">İnsan uzun süre yaşadığı acıları sadece kader sanıyor. Sonra bir gün fark ediyor ki çocuklukta eksik kalan ne varsa, büyüdüğünde onu tamamlayacak insanları arıyor. Ben de uzun yıllar sevgiyi yanlış yerlerde aradım. Çünkü insan bazen hak ettiğini değil, alışık olduğu duyguyu seçiyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hüsranla biten ilişkiler bana önce kırılmayı öğretti, sonra da kendime dönmeyi… Bir noktadan sonra şunu anlıyorsunuz: Sürekli kendini suçlayarak iyileşemiyorsun. Geçmişe öfke duyarak da özgürleşemiyorsun. İnsan ancak yaşadıklarının sebebini anlayabildiğinde içindeki yük hafifliyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Ben geçmişimle savaşmayı bıraktığımda kendime daha dürüst bakabildim. Çocukluğumun korkularını, eksikliklerini, sevilme biçimimi fark ettikçe; kendime daha merhametli davranmayı öğrendim. Çünkü insanın en büyük yorgunluğu bazen yaşadıkları değil, yıllarca kendine karşı taşıdığı sertlik oluyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bir kadının ruhundaki gerçek hürriyetin de burada başladığını düşünüyorum. Kendini affedebildiğinde… Eksik taraflarını inkâr etmeden sevebildiğinde… Birilerine tutunmadan da ayakta kalabileceğini anladığında… Çünkü insan en çok kendi içine dönebildiğinde olgunlaşıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bugün geçmişime baktığımda hiçbir acıyı kutsamıyorum ama hiçbirini inkâr da etmiyorum. Hepsi beni başka bir insana dönüştürdü. Ve sanırım insanın ruhuna en çok iyi gelen şey; kendi hikâyesine düşman olmaktan vazgeçmesi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hemşirelik gibi kutsal bir mesleği ifa ediyorsunuz. Bir insanın en savunmasız, en muhtaç anında acıya, çaresizliğe ve umuda tanıklık etmenin, sizi kendi içinize döndürdüğünü ifade ediyorsunuz. Şefkati sadece hissetmekle kalmayıp, onu bir zanaat gibi emek vererek yaşatmak, insanı en çıplak haliyle tanıyan bir hemşire olarak dünyaya bakışınızı nasıl pürüzsüzleştirdi?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hemşirelik bana insanın aslında ne kadar kırılgan bir varlık olduğunu öğretti. Hayatın içinde güçlü görünen insanların bile bir hastane odasında çocuk gibi korkabildiğine, bir dokunuşa, bir güzel söze nasıl ihtiyaç duyduğuna çok kez şahit oldum. Bu yüzden mesleğim zamanla benim için sadece bir iş olmaktan çıktı; insan ruhunu daha yakından tanıdığım bir yolculuğa dönüştü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bir insanın en savunmasız anında yanında olmak, ister istemez sizi de kendi içinize döndürüyor. Çünkü orada kimsenin unvanı, makamı, gösterişi kalmıyor. Hepimiz acının karşısında aynı yalınlığa dönüyoruz. Sanırım bu yüzden insanlara karşı daha yumuşak bakmayı öğrendim. Kimsenin taşıdığı yükü tam olarak bilemeyeceğimizi anladım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Şefkatin de sadece bir duygu olmadığını düşünüyorum artık. Şefkat bazen sabırdır, bazen gece boyunca bir hastanın başında beklemektir, bazen de yorgun olsanız bile karşınızdaki insana “yalnız değilsiniz” hissini verebilmektir. Emek isteyen bir tarafı vardır. Ve insan bu emeği verdikçe kendi kalbi de başka türlü olgunlaşıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Mesleğim bana hayatın ne kadar kısa olduğunu da öğretti. Bu yüzden artık insanları daha az yargılıyor, anların kıymetini daha çok hissediyorum. Belki şiirlerimin içindeki o merhamet duygusu da biraz buradan geliyor. Çünkü insanı en çıplak haliyle gördüğünüzde, geriye kibir değil; daha çok anlayış kalıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Dört yıl boyunca yatılı askeri lisede okumak, genç yaşta tek başına ayakta kalma mücadelesi vermek ve çalışırken eğitim hayatına devam etmek... Bu çetin askeri disiplin ve erken yaşta omuzlanan hayat sorumluluğu, zorlu yollardan geçerek kendi potansiyelinizi keşfetmenizde nasıl bir nirengi noktası oldu?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Dört yıl yatılı askeri lisede okumak, çocuk yaştan genç kızlığa geçişimi hızlandıran en önemli dönemlerden biriydi. O yaşlarda aileden uzak kalmak, düzenin ve disiplinin içinde yaşamak insana erken olgunlaşmayı öğretiyor. Bir yanınız hâlâ çocuk kalmak isterken, diğer yanınız güçlü durmayı öğreniyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Askeri disiplin bana sadece kuralları değil; dayanmayı, sorumluluk almayı ve vazgeçmemeyi öğretti. Hayatın karşıma çıkardığı zorluklarda ayakta kalabiliyorsam, bunun temelinde o yılların büyük etkisi vardır. Çünkü insan bazen konforla değil, mücadeleyle şekilleniyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Sonrasında genç yaşta tek başına yaşamaya başlamak ve çalışırken eğitim hayatıma devam etmek de beni hayata karşı daha dirençli biri yaptı. Yorulduğum, düştüğüm, “artık yapamam” dediğim zamanlar elbette oldu. Ama sanırım ben her defasında içimde yeniden ayağa kalkan bir taraf keşfettim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bugün dönüp baktığımda, yaşadığım zorlukların bana yalnızca güçlü olmayı değil; kendi potansiyelimi tanımayı da öğrettiğini görüyorum. Çünkü insan bazen en çok sıkıştığı yerde kim olduğunu fark ediyor. Ben hayatın kolay tarafında değil, mücadele eden tarafında büyüdüm. Belki bu yüzden bugün hâlâ vazgeçmeden üretmeye, öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Gelelim mürekkebinizin o asil meyvelerine, sînenizden kopup okuyucunun kalbine emanet ettiğiniz o 3 kavi eserinize: "Ale'l İnsan", "Meğer" ve ismiyle müsemma felsefi bir burak olan "Kul Aşka Âşıktır Aşk da Onun Aynasıdır". Edebiyat dünyasında lekesiz birer iz bırakan bu üç kitabınızın isim hikayelerini, sâfi içeriklerini ve sayfaları aralayacak okuyucuyu oralarda nelerin beklediğini sizden dinleyebilir miyiz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Ben yazarken hiçbir zaman sadece bir kitap ortaya koyma düşüncesiyle hareket etmedim. Her kitabım biraz kendi iç yolculuğumun, biraz da insanı anlama çabamın bir durağı oldu. Bu yüzden isimleri de içerikleri de benim için yalnızca bir başlık değil; yaşanmışlıkların ve sorgulamaların izdüşümü aslında.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;"><strong>“Ale’l İnsan</strong>”, insanın kendi hakikatiyle yüzleşmesini anlatan bir kitaptı benim için. İnsan bazen en büyük savaşı kendi içinde veriyor. Kırgınlıklarıyla, geçmişiyle, yalnızlığıyla… O kitapta okuyucuyu biraz insan ruhunun derinliklerinde dolaşan, yer yer yüzleşen, yer yer kendine tutunan şiirler bekliyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">“<strong>Meğer</strong>” ise benim için fark edişlerin kitabı oldu. Hayatta bazı gerçekleri çok geç öğreniyoruz. İnsan bazen bir ömrü yanlış bildiği duygularla geçirebiliyor. “Meğer” derken aslında biraz hayal kırıklığını, biraz uyanışı, biraz da insanın kendine dönmesini anlattım. İçinde aşk da var, kırılma da kabulleniş de…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">“<strong>Kul Aşka Âşıktır Aşk da Onun Aynasıdır</strong>” ise diğerlerinden daha farklı bir yerde duruyor benim için. O kitapta aşkı yalnızca iki insan arasındaki duygu olarak değil; insanın yaradılışla, hayatla, kendisiyle ve Yaradan’la kurduğu bağ olarak ele aldım. Çünkü zamanla şunu fark ettim: İnsan aslında biraz da aradığı şeyin aynasına dönüşüyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Benim şiirlerimde çok büyük iddialardan ziyade samimi bir insan sesi vardır. Bu yüzden okuyucu kitaplarımda kusursuz insanlar değil; yaralanmış, düşmüş, yeniden ayağa kalkmış gerçek duygular bulacaktır. Belki de bu yüzden birçok insan kendi hayatından bir parçayı satırlarımın arasında hissediyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Şiirin hayatınıza tutunma şeklini anlatırken muazzam bir saptama yapıyorsunuz: "Bazı yaralar konuşularak değil; okuyarak derinleşip, yazarak dönüşüyor." Yazmayı edebiyattan öte, içinizde biriken o dertli duyguların bir "nefes alma şekli" olarak gören bir şair olarak; şiirlerinizde tüm insanlığın ortak sessizliğini ve hayata rağmen ayakta kalma çabasını nasıl ilmek ilmek dokuyorsunuz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Ben şiiri hiçbir zaman yalnızca estetik bir yazı türü olarak görmedim. Şiir benim için insanın içine sakladığı, çoğu zaman kimseye anlatamadığı duyguların dili oldu. Çünkü bazı acılar vardır; anlatmaya kalkınca küçülür ama yazıldığında derinleşip başka kalplere ulaşır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yazarken yalnızca kendi hikâyemi anlatmıyorum aslında. İnsanların ortak yaralarına, ortak yalnızlıklarına dokunmaya çalışıyorum. Çünkü inanıyorum ki hepimizin içinde çocukluktan kalmış bir sessizlik, anlaşılmayı bekleyen bir kırgınlık var. Şiirlerimde bu yüzden çok süslü bir dil kurmaktan ziyade, insanın içine değen samimi bir hakikat bırakmaya çalışıyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hayata rağmen ayakta kalma çabası da sanırım en çok tanıdığım duygu. İnsan bazen sadece güçlü olduğu için değil, başka seçeneği kalmadığı için devam ediyor. Ben bunu hem kendi hayatımda hem de mesleğim gereği dokunduğum insanlarda çok gördüm. Bu yüzden şiirlerimde umut hiçbir zaman gürültülü değildir; daha çok sessizce direnen bir ışık gibidir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yazmak benim için bir kaçış değil, kendime dönüş biçimi oldu. Her dize biraz içimde biriken yükü hafifletti, biraz da başka insanların yalnızlığına omuz verdi. Eğer bir okuyucu bir şiirimde kendinden bir cümle buluyorsa, sanırım şiirin gerçek anlamı da tam burada başlıyor. Çünkü bazen insanı en çok iyileştiren şey, bir başkasının da aynı yerden kırıldığını bilmek oluyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bugün geldiğiniz yerde acılarınızı, kayıplarınızı ve hayal kırıklıklarınızı inkâr etmeyip, aksine "İnsan bazen en çok yaralarından güçleniyor, iyi ki yaşamışım" diyorsunuz. Satır Arası masamızdan, hayata dürüstçe bakmak isteyen, kendi yaralarıyla yüzleşmekten korkan dertli sînelere ve "Kelimelerin Sıhhati"ne gönül verenlere bırakacağınız o nihai kurumsal mesajınız ne olur?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">İnsan çoğu zaman yaralarını saklayarak güçlü kalacağını düşünüyor. Oysa gerçek güç, insanın kendi hakikatiyle yüzleşebilmesinde saklı. Ben hayatım boyunca şunu öğrendim: Kaçtığımız acılar büyüyor, baktığımız acılar ise zamanla bizi dönüştürüyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bugün geriye dönüp baktığımda yaşadığım hiçbir şeyi romantize etmiyorum. Kayıpların, kırgınlıkların, yalnızlığın insanda bıraktığı izleri çok iyi biliyorum. Ama artık şuna inanıyorum; insan başına gelen her şeyi değiştiremese de o yaşananların içinde nasıl bir kalp taşıyacağını seçebiliyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bu yüzden insanlara söylemek istediğim en önemli şey şu olurdu: Kendinize karşı biraz daha merhametli olun. Herkesin içinde kimsenin bilmediği bir mücadele var. Kırılmış olmak eksiklik değil; hâlâ hissedebildiğinizin göstergesidir. Ve insan bazen tam da en dağıldığını sandığı yerde yeniden kuruluyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Kelimelerin de bir ruh taşıdığına inanıyorum. Bir cümle bazen bir insanın yıllardır içinde taşıdığı yükü hafifletebilir. Bu yüzden yazının, şiirin ve samimi bir kalbin hâlâ insanı iyileştiren tarafı olduğuna inanıyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Ben bugün hâlâ öğrenen, dönüşen ve içindeki çocuğu anlamaya çalışan biriyim. Ama bütün yaşadıklarımdan sonra şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: İnsan, hayatla savaşmayı bırakıp onu anlamaya başladığında içindeki huzura biraz daha yaklaşıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;">✨</span><span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"> Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; çocukluk yaralarını şiirin asil nefesiyle şifalandıran, mesleğinin şefkatini kalemin namusuyla mühürleyen ve en çetin yollardan dürüstlük vakarını koruyarak geçen şair ve hemşire Çiğdem Ada'nın o kavi ömür mizanpajını daha 'Kelimelerin Sıhhati' terazisinde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; ticarette, davada, yuvada, şifada ve her çetin imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kalıplara Sığmayan Bir Ruhun Yolculuğu: Nihal Alkan</title>
<link>https://fikirizleri.com/kaliplara-sigmayan-bir-ruhun-yolculugu-nihal-alkan</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kaliplara-sigmayan-bir-ruhun-yolculugu-nihal-alkan</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; yedi yaşında ödüllerle başlayan resim serüveninden ortaokul yıllarındaki o asil sergisine, Virginia Woolf&#039;un ilhamıyla 2026’nın Mart ayında kaleme aldığı ve &quot;1 Kadın 1 Hikâye&quot; adlı derleme kitapta yayımlanan &quot;Kendine Biçilen Yerden Taşmak&quot; adlı ilk imzasına kadar, Carl Jung felsefesiyle her gün dünkünden daha iyi bir &quot;Nihal&quot; olmanın peşinde koşan yazar ve sanatçı Nihal Alkan ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a34f764b5396.webp" length="22376" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 12:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Edebiyatın ve sanatın içerisindeyken kalıplara sığmayı reddedip değişimin ve dönüşümün sıhhatine talip olmayı, kalemin ve fırçanın namusunu her şeyin üstünde tutmayı bir yaşam felsefesi haline getirenler vardır. Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; yedi yaşında ödüllerle başlayan resim serüveninden ortaokul yıllarındaki o asil sergisine, Virginia Woolf'un ilhamıyla 2026’nın Mart ayında kaleme aldığı ve "1 Kadın 1 Hikâye" adlı derleme kitapta yayımlanan "Kendine Biçilen Yerden Taşmak" adlı ilk imzasına kadar, Carl Jung felsefesiyle her gün dünkünden daha iyi bir "Nihal" olmanın peşinde koşan yazar ve sanatçı Nihal Alkan ile derin bir hasbihal gerçekleştirdik.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Nihal Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece kaleminden dökülen yeni ve taze kelimelerle değil; yedi yaşından beri fırçasıyla ruhunun mizanpajını çizen bir ressam, Carl Jung'un bireyleşme yolculuğuna inanmış bir düşünce insanı ve çevresindeki kadınların güçlenmesi için onları cesaretlendiren hasbi bir yürek olarak burada ağırlamak büyük bir keyif.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Röportajımıza sizi, o kalıplara sığmayan asil sînenizi tanıyarak başlayalım: Nihal Alkan kimdir? Hayatını hangi mukaddesat üzerine inşa etmiştir?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bu güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Böylesine samimi bir masada yer almak benim için çok kıymetli. Umarım hem yazıya hem hayata dair keyifli bir sohbet olur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Nihal Alkan kimdir diye sorulduğunda, kendimi hayata deneyimlemeye gelmiş bir ruh olarak tanımlıyorum. Hayat boyunca tek bir kimliğin ya da tek bir sıfatın içine sığabileceğime hiç inanmadım. Resim yaptım, farklı alanlarda eğitimler aldım, farklı işlerde çalıştım, yazmaya başladım ve hâlâ öğrenmeye devam ediyorum. Çünkü benim için hayat, varılacak bir noktadan çok keşfedilecek bir süreç.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hayatımı ise vicdan, merhamet ve gelişim üzerine inşa etmeye çalışıyorum. Bir insanın hayatına küçük de olsa dokunabilmek, ona kendi gücünü hatırlatabilmek ve bulunduğum yere bir değer bırakabilmek benim için oldukça kıymetli. Belki de bu yüzden kendimi tamamlanmış biri olarak değil; öğrenen, dönüşen ve her deneyimden kendine yeni bir anlam çıkarmaya çalışan biri olarak görüyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hayat yolculuğunuzu anlatırken kendinizi tek bir sıfata sığdırmadığınızı; "Sessiz ve içine kapanık bir kız çocuğuyken, bugün kendi dünyasına bile sığamadığını hisseden" bir kadına dönüştüğünüzü söylüyorsunuz. Bu kabuğunu kırma ve kendi dünyasından taşma süreci, bir sanatçı olarak ruhunuzda nasıl bir mizanpaj nizamı inşa etti?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Sanırım bu süreçte en çok değişen şey, olaylara bakış açım oldu. Sessiz ve içine kapanık olduğum dönemlerde yaşadığım olayları daha çok kırgınlık ve sorgulama üzerinden değerlendiriyordum. Hayata, insanlara ve hatta bazen kendime karşı daha serttim. Fakat zamanla her yaşananın görünenden daha derin bir anlam taşıdığını fark ettim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bugün karşılaştığım bir olayda ilk tepkim suçlamak değil, anlamaya çalışmak oluyor. Belki de bu yüzden artık hayatın bana sunduğu deneyimlere "Bunda da bir hayır vardır." diyebiliyorum. Bu bakış açısı iç dünyamda büyük bir dönüşüm yarattı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bir sanatçı olarak ruhumdaki düzen de bu dönüşümle birlikte değişti. Eskiden duygularımı içimde tutmaya çalışırken, bugün onları üretime dönüştürüyorum. Yazmak benim için artık içime sığmayan duyguların dışarı taşma biçimi. Resim de yazı da aslında aynı yerden besleniyor; insanın kendini anlamaya çalıştığı o derin ve sessiz yerden.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Resmin sizin için yalnızca bir yetenek değil, "kalabalıklardan uzaklaşabildiğiniz, kendinizle baş başa kalabildiğiniz özel bir alan" olduğunu belirtiyorsunuz. Yedi yaşından beri fırça tutan ellerinizle kurduğunuz bu mahrem ve sâfi alan, bugün gürültülü piyasa şartlarında ruhunuzun sıhhatini ve yaratıcı gücünü nasıl koruyor?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Sanırım bunun en büyük sebebi, resmi hiçbir zaman bir yarışın ya da başarının parçası olarak görmemem. Resim benim için yıllardır kendime dönebildiğim, kalabalıktan uzaklaşabildiğim bir alan oldu. Hayatın karmaşası arttığında da değişen bir şey olmadı; yine fırçamın başına geçtiğimde dış dünyanın sesi biraz olsun azalıyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bugün her şey çok hızlı tüketiliyor. Sürekli yetişmemiz, üretmemiz ve bir yerlere ulaşmamız bekleniyor. Resim ise bana yavaşlamayı hatırlatıyor. O an sadece yaptığım işe odaklanıyorum ve bu bana iyi geliyor.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Belki de bu yüzden yaratıcı tarafımı koruyabiliyorum. Çünkü sanat benim için bir performans alanından çok, kendimle kurduğum samimi bir bağ.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yazı yolculuğunuz oldukça yeni; 2026 yılının şu taze Mart ayında kalemi ilk kez elinize almışsınız. Bu kutlu başlangıçta Virginia Woolf’un "Kendine Ait Bir Oda" eserinin ve kadınların sansürsüz üretim mücadelesinin payı büyük. Woolf'un o cesur sancağı, sizin sînenizde nasıl bir uyanışın kapısını araladı?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Virginia Woolf'un "Kendine Ait Bir Oda" eserini okuduğumda beni en çok etkileyen şey, aslında yazmanın yalnızca yetenek meselesi olmadığını anlatmasıydı. Özellikle kadınların üretebilmek, düşünebilmek ve kendilerini ifade edebilmek için kendilerine ait bir alan açmak zorunda kalmaları üzerinde durması beni uzun süre düşündürdü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Sanırım o kitap bana bir şeyleri fark ettirdi. Uzun zamandır düşündüğüm, hissettiğim ama ifade etmediğim birçok şey olduğunu gördüm. Woolf'un cesur ve sansürsüz dili de bana ilham verdi. Çünkü hakikatin bazen rahatsız edici olsa bile söylenmesi gerektiğine inanıyorum. "Kendine Biçilen Yerden Taşmak" adlı ilk yazımı kaleme alırken de aslında tam olarak bunu düşünüyordum. İnsanların, özellikle de kadınların, kendilerine çizilen sınırların ötesine geçebileceklerini anlatmak istedim. Belki de Virginia Woolf'un bende açtığı kapı buydu; düşüncelerimi yalnızca zihnimde taşımak yerine onları görünür kılma cesareti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">İlk yazınız olan "Kendine Biçilen Yerden Taşmak" asil bir derleme kitapta yer bularak edebi hayatınızın ilk adımı oldu. Kalemi elinize alır almaz toplumsal rollerin dışına çıkmayı ve "taşmayı" seçen bir yazar olarak, ilk derleme kitabınızın mürekkep kokusunu aldığınız o andaki hissiyatınız neydi?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Açıkçası ilk hissettiğim şey gururdan çok şaşkınlıktı. Çünkü yazmaya başlamamın üzerinden çok kısa bir süre geçmişti. İnsan bazen bir şeyleri dener ama nereye varacağını bilemez. Ben de ilk yazımı yazarken böyle bir karşılık göreceğini düşünmemiştim. Kitabı elime aldığımda ise şunu hissettim; demek ki insan içinden gelen sese kulak verdiğinde bazen hiç ummadığı kapılar açılabiliyormuş. Benim için asıl kıymetli olan, ismimin bir kitapta yer almasından çok, içimde taşıdığım bir düşüncenin başka insanlara ulaşabilmesiydi. O gün biraz daha cesaretlendim. Belki de ilk kez, anlatacaklarımın yalnızca bana ait olmadığını ve birilerinin hayatına dokunabileceğini hissettim.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Yazılarınızda kadınların potansiyeline ve dönüşümüne odaklanırken, asıl amacınızın "bir insanın hayatına dokunabilmek ve ona kendi gücünü fark ettirmek" olduğunu söylüyorsunuz. Modern çağın insanı yalnızlaştırdığı bu zamanda, hasbi bir niyetle bir başka ruhun hayatına dokunabilmek sizce edebiyatın en mukaddes görevi midir?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Edebiyatın tek görevinin bu olduğunu düşünmüyorum ama en kıymetli görevlerinden biri olduğuna inanıyorum. Çünkü bazen bir insanı değiştiren şey büyük olaylar değil, doğru zamanda karşısına çıkan bir cümle olabiliyor. Kendini yalnız hisseden birinin, bir satırda kendinden bir parça bulması ya da hiç fark etmediği bir yönünü keşfetmesi bence çok değerli.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Ben yazarken insanlara ne düşünmeleri gerektiğini söylemek istemiyorum. Daha çok onların kendi iç seslerini duymalarına yardımcı olmak istiyorum. Eğer bir yazımın sonunda bir insan kendine farklı bir gözle bakabiliyor ya da kendi gücünü biraz daha fark edebiliyorsa, bunun edebiyatın en güzel karşılıklarından biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazen bir hayatı değiştirmek için uzun konuşmalara değil, tek bir cümleye ihtiyaç vardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Düşünce dünyanızın nirengi noktalarından biri Carl Jung ve onun "bireyleşme/kendini gerçekleştirme" felsefesi. Başkalarıyla yarışmak yerine her gün dünkü Nihal’den daha iyi bir Nihal olmaya odaklanmak, bugünün popüler ve hırslı edebiyat meydanında kaleminizi nasıl özgürleştiriyor?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Carl Jung'un düşüncelerinde beni en çok etkileyen şey, insanın hayat boyu devam eden bir oluş hâlinde olduğunu anlatmasıdır. Kendimi hiçbir zaman tamamlanmış biri olarak görmedim. Her deneyimin, her insanın ve hatta her hatanın bizi biraz daha kendimize yaklaştırdığına inanıyorum. Belki Jung'a yakın hissetmemin sebeplerinden biri de bu. Tek bir alana ya da tek bir kimliğe sığabilen biri olmadım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Bugün "multipotansiyel" olarak adlandırılan, birden fazla alana ilgi duyan ve farklı yeteneklerini geliştirmek isteyen insanlara kendimi yakın hissediyorum. Resimden yazıya, eğitimden farklı çalışma alanlarına uzanan yolculuğumun temelinde de bu keşfetme isteği var. Bu yüzden başkalarıyla yarışmak bana hiçbir zaman anlamlı gelmedi. Çünkü herkesin hikâyesi, imkânları ve yolculuğu farklı. Benim asıl mücadelem dünkü Nihal ile. Bugün ondan biraz daha bilinçli, biraz daha anlayışlı ve biraz daha gelişmiş olabiliyor muyum, buna bakıyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Edebiyat dünyasında da aynı şekilde düşünüyorum. Birilerinden daha iyi görünmeye çalışmak yerine, daha samimi ve daha sahici olmayı önemsiyorum. Çünkü insan kendi sesiyle yazmaya başladığında zaten özgürleşiyor. Sanırım kalemimi özgürleştiren şey de tam olarak bu; bir yere yetişme ya da birileriyle yarışma kaygısı taşımadan, kendim olarak yazabilmek.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hayatın en çetin anlarında bile şikâyet etmek yerine iyiye tutunmayı, anlamayı ve ilerlemeyi seçen pozitif bir mizacınız var. Satır Arası masamızdan, kendilerine biçilen sınırları aşmak isteyen genç kadın kalemlere, geleceğin sanatçılarına ve "Kelimelerin Sıhhati"ne gönül verenlere bırakacağınız o nihai kurumsal mesajınız ne olur?<o:p></o:p></span></b></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Kendilerine biçilen sınırların içinde yaşamak zorunda olduklarını düşünen herkese şunu söylemek isterim: Hayat, başkalarının bizim için çizdiği çerçevelerden çok daha büyük.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Ben son yıllarda en çok "kendimizden kendimizi doğurmak" fikri üzerine düşünüyorum. İnsan sürekli değişen, dönüşen ve yeniden inşa olan bir varlık. Bu yüzden kendimize şu soruyu sormaktan vazgeçmemeliyiz: Daha iyi bir benlik nasıl yaşar? Hayatı nasıl daha derinden deneyimler? Nasıl daha sahici olur?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Mutlu olmaya da çabalamalıyız. Şartlar her zaman istediğimiz gibi olmayabilir, hayat bazen gerçekten zorlayabilir. Ama mutluluk biraz da içimizde büyüttüğümüz bir hâl. Bazen onu özellikle seçmemiz, ona doğru yürümemiz gerekir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Ve mümkünse dünyayı sonuna kadar deneyimleyelim. Sevinci de hüznü de heyecanı da hayal kırıklığını da... Her duyguyu iliklerimize kadar hissedelim. Çünkü hissedebiliyorsak, etkilenebiliyorsak, hâlâ hayret edebiliyorsak ne kadar şanslı olduğumuzu unutmamalıyız.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">Hayatın sonunda kusursuz biri olmak değil, gerçekten yaşamış biri olmak daha kıymetli geliyor bana.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;">✨</span><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-font-kerning: 0pt; mso-ligatures: none;"> Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; kalıplara sığmayı reddeden, resmin mahremiyetiyle yazının sansürsüz gücünü birleştiren ve her gün kendini yeniden inşa eden yazar ve sanatçı Nihal Alkan'ın "taşan" mizanpajını daha 'Kelimelerin Sıhhati' terazisinde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; ticarette, davada, yuvada, sanatta ve her çetin imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... Sonrası Bahar.</span><o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sanatın ve Kelamın Aynası: Müzeyyen Eser</title>
<link>https://fikirizleri.com/sanatin-ve-kelamin-aynasi-muzeyyen-eser</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sanatin-ve-kelamin-aynasi-muzeyyen-eser</guid>
<description><![CDATA[ Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; 33 yıllık mürekkep sevdasından moderatörlük kulelerine, sanatın pek çok dalında bıraktığı asil izlerden yayınevi çapaklarına karşı yürüttüğü o dik duruşlu mücadelesine uzanan hasbi yolculuğuyla yazar ve editör Müzeyyen Eser ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2c1817609f2.webp" length="16124" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 21:55:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Ahmet Bilgehan Arıkan</dc:creator>
<media:keywords>Ahmet Bilgehan Arıkan, Satır Arası, Kelimelerin Sıhhati, Sonrası Bahar, Satır Arası Röportajları, Müzeyyen Eser, Müzeyyen Eser Röportajı, Beni Sevin Nolur, Evliliğim Evcilik, YILKI ve Kırmızı, Müzeyyen Eser Kitapları, Editörlük Nedir, Kitap.  Sanatın ve Kelamın Aynası, Sosyal Medya ve İlişkiler, Toplumun Gizli İç Kanaması, İnternet Evlilikleri.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><i><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Edebiyatın ve sanatın içerisindeyken kelamın sıhhatine talip olmayı, kalemin namusunu ve dürüstlüğünü her şeyin üstünde tutmayı bir yaşam felsefesi haline getirenler vardır. Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; 33 yıllık mürekkep sevdasından moderatörlük kulelerine, sanatın pek çok dalında bıraktığı asil izlerden yayınevi çapaklarına karşı yürüttüğü o dik duruşlu mücadelesine uzanan hasbi yolculuğuyla yazar ve editör Müzeyyen Eser ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik.<o:p></o:p></span></i></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Röportajımıza sizi tanıyarak başlayalım: Müzeyyen Eser kimdir? Bir okur sizi tek bir cümleyle nasıl tanımlamalı?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Öncelikle hoş buldum; bizlere kıymet verip bu değerli röportajınızda yer verdiğiniz için teşekkürlerimi kabul etmenizi rica ederim. Kendimden uzun uzun söz etmeyi severim aslında. Ancak kısaca sorunuza şu yanıtı vermek isterim: Müzeyyen Eser; gereksiz dürüst, sivri dilli ve kalemi birilerine batan bir yazar; aynı zamanda geleneklerine bağlı, tipik bir Anadolu kadınıdır.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Yazmaya sizi ne başlattı? Tam 33 yıldır bilfiil, aşkla yazıyorsunuz. Sizin için yazmak ve okumak "ibadet hükmünde iki büyük eylem". Yazmak hayatınızda bir tutku muydu, yoksa bir zorunluluk mu?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Ben unutkan bir mizaca sahibim. Başlarda günlük tutarak başladı bu serüven. Tam 33 yıldır bilfiil yazıyorum; ciddiye alarak, aşkla. İki yıl çocukça karaladım ama onları saymıyorum. Öteden beri her şeyi not alırım. Eğitim aldığım süreçte öğretmenlerim sayesinde edebiyatı çok sevdim. Yazmak ve okumak benim için ibadet hükmünde olan iki büyük eylem; bunu nefes almak gibi düşünün. Dahası, yazdıklarımı silmek bile benim için inanın büyük keyif. Çünkü her sildiğim metin beni bugünkü profesyonel günlere taşıdı. Özetle yazmak okul yaşantımda zorunluluktu, sonrasında tutkuya, hatta sevdaya dönüştü. Yani işe geçen pazartesi başlayanlardan değilim!<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">"Beni Sevin Nolur" çok farklı ve sarsıcı bir kitap ismi doğrusu. İlk eserinizde neyi işlediniz Müzeyyen hocam? Ve neden ilk kitabınız bir çocuğun ailesinden dilendiği "sevgi açlığına" bir çağrı?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Aslında ilk olarak başka bir kitap üzerinde çalıştığım sırada sosyal medyada bir sahne sanatçısı ile tanıştım. Röportaj yapmam lazımdı. Ezbere yazılacak, hayal gücü kullanılacak, uydurulacak bir şey yazamazdım; çünkü konu hem çok ciddi hem de kişileri töhmet altında bırakacak nitelikteydi. O sırada rastladım kitabın başkahramanına. Klasik bir istek vardır biz yazarlardan, “Benim hayatımı yaz, vallaaaaağ roman olur” derler. Başta açıkçası pek ciddiye almadım. Anlattıkça ve gözyaşı döktüğünü görünce hem üzülüp inandım hem de çok heyecanlandım. Çünkü çocukken, ailenin tutarsız ve körü körüne sarıldığı doğrular yüzünden cinsel kimlik bunalımı yaşanmıştı ve gerçek bir öyküydü.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bana garip gelen şey; bir cami hocası tarafından 8-9 yaşlarında taciz edilmesi, aynı zamanda ibadetlerini aksatmamaya özen göstermesiydi. Üstelik 35 yaşındaydı; parasını sahnede şarkı söyleyerek kazanıp günahtan korkuyordu. Ezan nerede okunursa okunsun, gidip namaz kıldığını gördüm. Bu yönüyle çok dikkatimi çekti. Bir buçuk ay kadar gece gündüz sohbet ettik ve çok kısa sürede eser ortaya çıktı. "Beni Sevin Nolur"u bugün yazsam inanın patlar. Gerçi senaryosunu kendim yazmam şartıyla, konusu ile 40 senaryo arasından ikinci olarak seçildi. Buradan hareketle, ilk kitabımın kapağını okumadan güllü çiçekli zeminde iki sevgiliyi el ele resmeden kapak tasarımcım gibi yanlış anlamasın kimse; bu, bir çocuğun ailesinden dilendiği sevgi açlığıdır. Yoksa beni ister sevsinler ister sevmesinler, sıkıntı yok. Demem o ki; kimse ezbere yazıp yaşamasın, ezbere de edebiyat yapmasınlar lütfen. Bu, sandıklarından daha ciddi bir meslek çünkü.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İkinci eseriniz “Evliliğim Evcilik” sizin kendi otobiyografiniz. Bu eserle aslında neyi eleştiriyorsunuz? Günümüz ilişkilerinde ailelerin rolü ve evli çiftlerin sosyal medya amatörlükleri hakkında ne söylemek istersiniz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">"Evliliğim Evcilik" benim kendi otobiyografim olan eserim. Ben çocuk yaşta, aşk ile evlendim; imrenilen bir evlilik ve huzurun hüküm sürdüğü bir yuvaydı bizimkisi. Kimi nazarla bittiğini düşündü, kimi altında bin tane sebep aradı boşanmanın. Eleştirilerim şunlardı: Aileler evliliklerde büyük etken, özellikle anneler. Büyükler kriz anlarını düzgün yönetirse, evlilikler çekirdek aileden ziyade geniş ailelerde yaşanırsa bitiş bugünkü kadar kolay olmaz. Benim için tersi olsa da ben artık çekirdek aile amatörlükleri yüzünden boşanılmasına karşıyım. Aşk nedir; sevgi, hürmet, kıymet nedir ve nasıl olmalıdır aslında bunu izah ettim.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Evli çiftler sosyal medyadan Allah aşkına uzak dursun. Çünkü boşanma sanıldığı kadar kolay da değil; evlilik ve insan hayatları da oyuncak değil. Ben ilk evliliğimin adına gerçekten çok ama çok müsterihim. Aslında anlatmaya çalıştığım ana tema; kadın ilişkinin başrolündedir. Kadınlar kolayca pes edip yuvalarını yıkmasınlar; sonra olan kimseye değil, çocuklara oluyor. Kimse kimseyi aldatmasın çünkü kadının da erkeğin de doğası aynı. Yuvasını yıkmak yerine ayakta tutmak için savaşsın. Üç yıl beş yıl değil, 25 yıl sabrettim ve hayatım tüm olumsuzluklara rağmen genel manada mutlu yaşandı. İki evladımızı gereği gibi büyüttük çok şükür.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Üzerinde tam 10 yıldır titizlikle çalıştığınız o "bitmeyen" eserinizin konusu sosyal medya ve ilişkiler. 300 bine yakın insanla bir nevi röportaj yaparak bu kitabı dokudunuz. Sosyal medya ilişkilerini neden toplumun "gizli iç kanaması" olarak görüyorsunuz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bu kitabım gerçek hikayelerden örülü ancak konusu biraz marazlı olduğu için araştırmadan yazamazdım: Sosyal medya! Ortalama üç yüz bine yakın insanla kendimce röportaj yaparak kaleme aldım. Konu zor olunca çarçabuk çıkmıyor maalesef; toplumun nabzını tutabilmek adına kırk kılığa girdim. Bu süreç bana insanları dinlemeden yargılamamayı öğretti. Hayat benim dört duvar arasında yaşadığım kadar temiz değilmiş maalesef; topluma acil müdahale gerekli. Çünkü sosyal medya ilişkileri, toplumun gizli iç kanaması. Her ne kadar örtbas edilse de ben bunu yazarım arkadaş. Artık köklü yuvalar yıkılmasın. Ben yandım eller yanmasın! Çünkü çeyrek asırlık evliliğim kıytırık bir internet ilişkisine kurban gitti. Bence özellikle kadınlar özenti olmuş; tek tip estetikli kadınlardan bıkıldı. Erkekler doğal kadınlara hasret. Kadın cephesinde de güvenilecek erkeklerin olmaması sorunu var... Aklı başa almak lazım çünkü freni patlak kamyon misali nereye toslayacağımız artık belirsiz. İnternet bıçak misali ya insan keser öldürür ya ekmek keser karın doyurur.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bir yazar ve tecrübeli bir editör gözüyle bakınca, günümüz yayınevlerinin sadece “rant odaklı” çalışmasını ve yazarlara uygulanan o "hayal tacirliğini" nasıl yorumluyorsunuz? Sizin bu yolda canınızı yakan dolandırılma hikayeniz sektöre dair neyi ifşa ediyor?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">İlk yayınevi de ikincisi de fiyaskoydu. Satışı kontrol edemiyorum, şaibeli bir kere; ne derlerse inanmak durumundayız. İlki, satılan kitabıma telif vermemek için mi bilinmez, sözleşmede 1000 adet yazmasına rağmen, altıncı yılda kitaplarımı imha ettiğini söyleyip amatörlük zamanlarımdaki yazar olduğumu düşünerek dijital baskı uydurmasıyla güya beni kandırdı. Hadi ilki net ve şeffaf bir yayınevi değil diye, sözde “Mağdur Yazarların Çatısı” sloganıyla yola çıkan ikincisine hissedar oldum; olmaz olaydım. Aynı zamanda yayın koordinatörü olduğum yayınevi tarafından 13 yazar arkadaşımın çoğuyla birlikte dolandırıldım. Kesinlikle ikisinden de zerre kadar memnun değilim.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Artık amatör yazarların kandırıldığı “eseriniz bizim için değerli” yalanını da yutmam. Bu işi sırf para odaklı yapsalar onu da anlarım ama böyle omurgasız yayınevleri yüzünden insanlar hayal tacirliğine maruz kalıyor, resmen kandırılıyoruz. Bence devlet bu işe acilen el atmalı; yoksa parayı veren, edebiyatın ırzına geçmeye devam edecek. Genç yazar adaylarına önerilerim var ancak şimdi uzun sürer; geniş bir vakitte bu konu üzerine canlı yayın yapmayı düşünüyorum.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Gelelim yeni elinize aldığınız, "tam 35 yıldır gebe olduğum hayal çocuğum" dediğiniz o son asil esere: "YILKI ve Kırmızı". Sancılı ama kendi alın terinizle gerçekleşen bu edebi doğumu ve bu süreçte Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası'nın o hasbi desteğini sizden dinleyebilir miyiz?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">A evet... Daha dün elime aldığım o üçüncü ve hayal çocuğum; onu daha yeni doğurdum. Ona tam 35 yıldır gebeydim. Onca şiirim silinip gidecekti; sancısı uzun sürse de doğum normal yollardan gerçekleşti, çatır çatır yani. Sevgili dostum Esma Bolat beni yeni yayınevim Aysima Yayınları’nın mütevazı sahibi Yaşar Adıyaman ile tanıştırdı. İşsiz ve parasız olduğumu biliyordu can kadınım. Yıllarca sponsor aradım; kendileriyle baş başa yemeğe çıkmam şartıyla çok sponsorluk teklifi aldım. Kimi yiğitlik yapıp “eşinizle buyurun” dese de aslı astarı olmayan vaatlerdi.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Sonunda akıllı Sultanım Esma, “hem paranı kazan hem kitabını çıkart” deyip beni Yaşar hocam ile tanıştırınca yine kendi alın terimle bu doğumu da gerçekleştirdim, şükürler olsun. Artık şiirlerim kalınca bir kitapla kayıt altında; minnettarım, çok mutluyum. Yılkı olmak öyle kolay değil vesselam. Selam olsun altın yürekli tertemiz insanlara; bunlardan biri de sizsiniz bu arada Ahmet hocam. Var olun, sırtınızda kitaplarımı taşıdınız. Kötülüğü çarçabuk unutsam da iyiliği asla unutmam. Herkesin huzurunda şahsınıza tekrar teşekkür ediyorum. Başka bir yayınevinin yazarı ile röportaj yapıp bunu yayımlamak erdemdir; inşallah bunu yeni gelecek olan yazarlarınız dikkate alırlar.<o:p></o:p></span></p>
<p><b><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Son olarak; Müzeyyen Eser ölür de dürüstlükten şaşmaz diyorsunuz. Gönül heybenize "her kişiyi değil, er kişiyi" doldurduğunuz bu edebiyat meydanından okurlarınıza ve "Kelimelerin Sıhhati"ne gönül verenlere bırakacağınız nihai mesaj nedir?<o:p></o:p></span></b></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Başta eminim ki sivri dilimi fark ettiler, kalemim de öyle... Müzeyyen Eser ölür de dürüstlükten şaşmaz; ben böyle aile terbiyesi aldım. Çoğu sahtekâr da bu yönümden çekinir. Dürüst ve şeffaf olduğum için kaybettiğim kim ve ne varsa canı cehenneme. Ben gönül heybeme her kişi değil, er kişi dolduruyorum; onlar taklit yapmaya devam etsin. Ben buyum, hoşuna gitmeyen numara yapmadan çıksın hayatımdan; çünkü yalancıktan sevemiyorum, benim de handikabım bu!<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;">Bu işte ne rant peşindeyim ne çıkar. Gece gündüz demeden var gücümle sadece okur, yazar, siler siler tekrar yazardım. Ben bunu tam 33 yıldır bedavaya severek yapıyorum. Değer bilenler ücretini verip alsın kitaplarımızı; teşekkür ile ödenmez yazarın emeği. Bu işe yeteri kadar aşık değilseniz bedavaya benim kıymetli vaktimi çalmayın. Çok iyisiniz, sağ olun. Sabırla okuyan herkese çok teşekkürler. Saygı ve Sevgilerimle, Müzeyyen Eser.<o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-family: 'Segoe UI Emoji',sans-serif; mso-bidi-font-family: 'Segoe UI Emoji';">✨</span><span style="font-family: 'Calibri',sans-serif;"> <b>Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda;</b> 33 yıllık mürekkep sevdasını, yayınevlerinin editör körlüklerine karşı duran o dürüst ve sivri dilli duruşu, sanatın pek çok dalında açan o asil Müzeyyen Eser mizanpajını daha <b>'Kelimelerin Sıhhati'</b> terazisinde pürüzsüzce süzdük. Anladık ki; ticarette, davada, yuvada ve her çetin imtihanda niyet sâfi, emek hakiki ve teslimiyet tam olunca... <b>Sonrası Bahar.</b><o:p></o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>