MEMLEKET MESELESİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Eleştirmiyoruz, yalnızca okuyoruz.

2 Haziran 2026 - 22:23
 4  65
MEMLEKET MESELESİ

Geçtiğimiz hafta bir okurumdan uzun bir e-posta aldım. Köşe yazılarımın fazla eleştirel olduğundan bahsediyordu. Üç paragraflık bir mektuptu; birkaç cümle daha eklese, benim yazılarımla yarışacak kadar uzundu. İlk okuduğumda biraz üzüldüm. Sonra hak verdiğim yerlerin altını çizdim. Ardından tekrar üzüldüm. Yine de e-postanın içinde uzun uzun düşündüğüm bir soru vardı: "Neden sürekli olumsuz şeylerden bahsediyorsunuz?"

Aslında bunun çok basit bir cevabı var: Çünkü etrafıma baktığımda gördüğüm şeyler çoğu zaman beni buna mecbur bırakıyor. Televizyonu açıyorum; bir felaket haberi. İnternete giriyorum; bir adaletsizlik hikâyesi. Sokağa çıkıyorum; hayatın yükünü omuzlarında taşımaktan yorulmuş insanlar görüyorum. Bazen bir çocuk eksiliyor bu ülkeden, bazen bir kadın, bazen bir hayvan. Bazen de kimsenin dikkatini çekmeyen sessiz kayıplar yaşanıyor.  Geçim derdinden dolayı hayallerinden vazgeçenler, gençliğini erteleyenler ve türlü acılara rağmen sabah kalkıp devam etmeye çalışanlar… 

Bütün bunlar yaşanırken, her şey yolundaymış gibi davranmayı beceremiyorum.

Belki de yazmak benim için biraz da tanıklık etmek demek. Gördüğüm gerçeğe sırtımı dönmek yerine onu kelimelere döküyorum. Ama elbette hayat yalnızca karanlıktan ibaret değil. Bazen bir tebessümde, bazen bir dayanışmada, bazen de hiç ummadığımız bir anda ışık kendini gösteriyor. Ve sanırım eleştirilerimin kaynağı da tam olarak bu ışık. Çünkü insan umudunu kestiği yer için mücadele etmez. Bir yeri eleştiriyorsa, oranın daha güzel olabileceğine hâlâ inanıyordur.

Ama belki de haklısınız sevgili okur. Belki zaman zaman başımızı kaldırıp hâlâ iyi olan şeyleri de konuşmalıyız. Bu yüzden bugün, senin hatırın için ve biraz da kendime hatırlatmak için, daha az hüzünlü bir yazı yazmayı deneyeceğim.

Bakalım başarabilecek miyim?

Aslında düşününce, bütün olumsuzluklara rağmen hâlâ iyiliğin tamamen kaybolmadığı bir yerde yaşıyoruz.

Her gün manşetlere düşmüyor belki ama bu ülkede hâlâ öğrencisinin cebinde harçlık olmadığını fark edip sessizce destek olan öğretmenler var. Hâlâ sabahın altısında kalkıp ekmeğini kazanmaya çalışan, buna rağmen yolunu kaybetmiş bir yabancıya yardım etmek için işine geç kalmayı göze alan insanlar var. Hâlâ tanımadığı bir çocuğun eğitim masraflarını üstlenenler, hiç görmediği bir hasta için kan vermek üzere hastaneye koşanlar ve bir sokak hayvanını doyurmak için yolunu değiştirenler var.

Belki de sorun, kötülüklerin altını çize çize konuşurken iyilikleri sessizce izlediğimizdendir. Çünkü kötülük manşet oluyor, ekranları kaplıyor, günlerce konuşuluyor. Ama bir komşunun diğer komşuya taşıdığı çorba haber değeri taşımıyor. Bir babanın, yorgunluğuna rağmen çocuğuyla oynadığı yarım saat de haberlere çıkmıyor. Bir annenin bütün günün yüküne rağmen evdeki herkese yetmeye çalışması da gündem olmuyor. 

Geçtiğimiz günlerde bunu yeniden düşündüm. Türkiye'nin hangi şehrine giderseniz gidin, mutlaka size çay ikram etmek isteyen biri çıkar. Yol sorsanız tarif etmekle kalmaz, sizi gideceğiniz yere kadar götürmeye çalışan insanlar bulursunuz. Bir cenazede hiç tanımadığınız insanların aynı acıyı paylaşmak için omuz omuza durduğunu görürsünüz. Bir felaket yaşandığında kilometrelerce öteden yardım kolileri hazırlanır. İnsanlar birbirlerinin isimlerini bilmeden birbirlerinin yaralarını sarmaya çalışır.

Belki de bizi hâlâ ayakta tutan şey de tam olarak budur. Bu topraklar kusursuz değil. Zaten hiçbir ülke, hiçbir toplum kusursuz değil. Ama bütün eksiklerine rağmen birbirinin elinden tutmayı unutmamış milyonlarca insanın yaşadığı bir yerde umut tamamen kaybolamaz!

Bazen sosyal medyanın gürültüsünden bunu fark etmek zorlaşıyor. Sürekli öfkeye, tartışmaya ve kırgınlıklara maruz kaldığımız için sanki herkes birbirinden nefret ediyormuş gibi hissediyoruz. Oysa gerçek hayatın içinde hâlâ birbirine yer veren insanlar var. Belki yarın yine canımızı sıkan haberler okuyacağız. Belki yine eleştirecek çok şey bulacağız. Ama bugün, bir anlığına da olsa, güzel olanı da kayda geçirelim.

Çünkü bu ülkeyi yalnızca manşetlere çıkan acılar, bitmek bilmeyen tartışmalar ve hafızamızda iz bırakan kötülükler anlatmıyor. Bu ülkeyi; bütün yorgunluğuna rağmen gülümseyebilen insanlar, tanımadığı birinin derdine koşanlar, elindekini paylaşmaktan vazgeçmeyenler ve her şeye rağmen iyi kalabilenler de anlatıyor. 

Çünkü bir ülkenin geleceğini onu en çok yaralayanlar değil, yaralarına rağmen insan kalmayı başarabilenler belirler…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı