ADI MATMAZEL-Dİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Unutmayın: Bir hayvanı korumak “hayvanseverlik” değildir. Bu, sadece bir insan kalma çabasıdır.

6 Ocak 2026 - 22:18
6 Ocak 2026 - 22:18 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 2  89
ADI MATMAZEL-Dİ

ADI MATMAZEL’Dİ

Bir insanın ilk kez evine gittiğimde, gözüm çoğu zaman kitaplığına ya da koltuk takımına takılmaz. Evinde bir hayvan varsa, önce onu izlerim.

Köpek, sahibi odaya girince kuyruğunu rahatça sallayabiliyor mu?

Kedi, evin içinde korkmadan dolaşabiliyor mu?

Bir kuş kafesinde sessizce tünemiş mi, yoksa ötüyor mu?

Çünkü hayvanların insanlar hakkında tuhaf bir dürüstlüğü vardır. Numara yapamazlar. Bir köpek sahibinden korkuyorsa, bunu gizleyemez. Bir at ürküyorsa, rol yapamaz. Bir kedi güvenmiyorsa, sırf misafir geldi diye sevgi gösterisi yapmaz.

İnsanlar birbirine yalan söyleyebilir. Hayvanlar söyleyemez. Belki de bu yüzden bir toplumun hayvanlara nasıl davrandığı, kendisi hakkında söylediği bütün güzel sözlerden daha gerçek bir şey anlatır.

Sabah uyanıyoruz. İşe gidiyoruz. Faturaları zamanında ödüyor, trafikte kurallara uyuyor ve kapıdan çıkarken komşumuza kibarca günaydın diyoruz. Sonra da akşam evimize dönüp kendimizi "iyi ve medeni bir insan" olduğumuza inandırıyoruz.

Oysa medeniyet, kendinle eşit olana veya senden üstün olana gösterdiğin o mecburi saygı değildir. Gerçek medeniyet; sana asla karşılık veremeyecek, seni bir mahkemeye verip şikâyet edemeyecek ve hakkını savunamayacak birine nasıl davrandığında gizlidir. Yani bir dilsize. Bir hayvana…

Tolstoy’un da dediği gibi: "Bir toplumun medeniyet seviyesi, hayvanlara davranışından anlaşılır…"

Bir hayvana iyi davranan insan için çoğu zaman "Ne kadar da hayvansever." diyoruz. Oysa bu cümlede bile ince bir yanlışlık var. Mesele hayvanları sevmek değil. Mesele, güçsüz olana zarar vermemek. Bir çocuğa bağırmamak. Bir yaşlıyı itmemek. Bir ağacı keyfinden kırmamak. Bir hayvanı incitmemek. Bunların hepsi aslında aynı yerden doğuyor.

Geçtiğimiz günlerde Ankara'da öldürülen bir köpek vardı. Adı Matmazel'di. Bakın "öldü" demiyorum; düpedüz "öldürüldü" diyorum. Çünkü bu bir yanlışlık değildi. Talihsiz bir kaza ya da basit bir ihmal hiç değildi. Bu, gücü yetenin, gücü yetmeyene uyguladığı en çıplak, en vahşi ve en savunmasız şiddetti. 

Haber bültenlerinde birkaç gün konuşuldu. Sosyal medyada binlerce insan öfkelendi. İmzalar toplandı. Sonra hayat devam etti.

Matmazel'den sonra şunu uzun süre düşündüm. İnsan, bir hayvana neden zarar verir?

Bunun tek bir cevabı olmayabilir. Korku diyen olur. Öfke diyen olur. Alışkanlık bile diyen olabilir. Ama bana göre hepsinden önce başka bir şey geliyor. Bir canlının can olduğunu unutmak. İnsan bazen karşısındakini isim olmaktan çıkarıyor. Önce "köpek" diyor. Sonra "sokak köpeği." Biraz daha zaman geçince sadece "sorun" diyor.

Oysa onun bir adı vardı. Matmazel.

İsim vermek, bir canlıyı bize yaklaştırıyor. Çünkü isim verdiğimiz şeyi artık kolay kolay görmezden gelemiyoruz. Belki de bu yüzden çocuklar sokakta her gördükleri kediye isim buluyor. Tekir. Pamuk. Boncuk… 

Çocuklar bunu yaparken aslında şunu söylüyorlar: "Bu da biri."

Belki konuşamıyor. Belki aynı dili bilmiyoruz. Ama bu dünyada o da biri.

Hayvanlarla kurduğumuz ilişki, aslında kendimizle kurduğumuz ilişkinin küçük bir provası gibi geliyor bana. Kendinden güçsüz olana nasıl davrandığın, karakterinin en sakındığın tarafını gösteriyor. Çünkü güçlü olana nazik davranmak kolaydır. Patrona saygılı olmak kolaydır. Polisten çekinmek kolaydır. Asıl mesele, sana hiçbir karşılık veremeyecek bir canlıya nasıl davrandığındır. 

Bir sokak köpeği sana teşekkür edemez.

Bir serçe sana minnet duyduğunu söyleyemez.

Bir kedi seni alkışlayamaz.

Onlara iyi davranırken kazandığın tek şey; kendi vicdanındır, merhametindir. Onlar da zaten alkıştan beslenen duygular değildir.

***

Vicdan, bir gecede çürümez. Sessizce, yavaş yavaş, küçük bahanelerle içten içe kemirir insanı. 

Bir gün kaldırımın kenarında yaralı bir kuş görüyoruz. "Nasıl olsa biri ilgilenir." deyip geçiyoruz. 

Başka bir gün yağmur altında titreyen bir köpeğin yanından yürüyoruz. "Ben ne yapabilirim ki?" diyoruz.

Sonra bir gün bir hayvanın öldürüldüğünü okuyoruz. Mesela adı Matmazel oluyor. Biraz üzülüyoruz. Sonra telefonu kapatıyoruz. Hayatımıza devam ediyoruz.

Eskiden haberlerde bir şiddet görüntüsü görünce gün boyu etkisinden çıkamazdık. Şimdi insanlar birkaç saniye durup ekranı kaydırıyor. Sanki artık acının da bir izlenme süresi varmış gibi...

Bir köpeğin sokak ortasında öldürülmesine alışan, buna omuz silken bir toplum; yarın bir çocuğun öldürülmesine de çok rahat bir gerekçe bulur. Kötülük bulaşıcı ve arsızdır çünkü. Bugün dudak bükerek “Aman canım, zaten bir sokak köpeğiydi” diyen o acımasız ağız, yarın “Zaten o saatte orada ne işi vardı” ya da “Zaten açık giyinmişti” demeye başlar…

Çürüme tam da böyle ortaya çıkar. Önce en zayıf olanı gözden çıkarırsınız, sonra kötülük büyür ve sıra diğerlerine gelir.

Oysa dönüp aynaya, daha doğrusu geçmişimize bir baksak, ne kadar büyük bir utanç yaşarız. Biz asırlar boyu hayvana vurmayı, onu itip kakmayı değil; onu incitmekten korkmayı ve korumayı öğütleyen bir medeniyetin çocuklarıydık. 

Düşünün; on bin kişilik devasa bir orduyla Mekke’nin fethine gidiliyor. Tarihin akışını değiştirecek o muazzam yürüyüş sırasında, yolun kenarında yavrularını emziren bir köpek görünüyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o an ne yapıyor biliyor musunuz? Yürüyüşü durduruyor. Cuayl bin Sürâka’yı çağırıp o anne köpeğin ve yavrularının başına nöbetçi olarak dikiyor. Askerlere verilen emir çok net ve sarsıcı: "Ürkütülmeyecekler!"

Koca bir ordu durduruluyor.

Bir fetih yavaşlatılıyor

Sadece bir köpek ürkmesin, bir anne tedirgin olmasın diye…

İşte bizim hamurumuz, bizim kökümüz burası. Biz, taşıyabileceklerinden fazla yük bindirilmesin diye yük hayvanları için özel ferman çıkartan Sultan III. Murat’ın torunlarıyız.  Çankaya’nın bahçesinde atları, güvercinleri olan ve çok sevdiği köpeği Alp öldüğünde günlerce yas tuttuğu anlatılan Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasıdır bize bu hayvan sevgisi. 

Biz böyle incelikli bir ruhtuk. Aynı yüzyıllarda, Paris’te her yaz bir gün sokak kedileri çuvallara doldurulup yakılırken ve ahali bunu neşeli bir festival gibi izlerken; biz camilerimizin taş duvarlarına incecik kuş yuvaları oyuyorduk. Sokaklarımıza, bahçelerimize o sessiz canlar kana kana su içsin diye taş yalaklar yapıyorduk.

Matmazelleri korumak “hayvanseverlik” değildir.
Bu, sadece bir insan kalma çabasıdır.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı