HEP OLDUĞUNU ZANNEDEN NE ÇOK HİÇ VAR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İnsan başkalarını yanıltabilir, kusurlarını saklayabilir. Peki bütün bahanelerinden sıyrılıp kendiyle baş başa kaldığında gerçeğe bakabilir mi? "Hep olduğunu zanneden ne çok 'hiç' var..." Sadi-i Şirazi'nin ilhamıyla; insanın kendi kibri, illüzyonları ve eksikleriyle yüzleşme yolculuğu üzerine...

20 Ekim 2026 - 20:31
20 Ekim 2026 - 20:31 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 0  7
HEP OLDUĞUNU ZANNEDEN NE ÇOK HİÇ VAR

Sadi-i Şirazi’ye atfedilen ve Gülistan adlı eseriyle ilişkilendirilen şu söz, insanın kendi kusurları karşısında nasıl körleşebildiğini anlatır:

“Hep olduğunu zanneden ne çok ‘hiç’ var. Kusurunu bilmeyen, ayıbını hüner sanıyor.”

İnsan bazen sahip olduklarından çok, kendisi hakkındaki düşünceleriyle büyür. Birkaç doğru cümle kurunca bilge, biraz güç kazanınca dokunulmaz, birkaç kişi tarafından alkışlanınca vazgeçilmez olduğunu sanır. Zamanla kendi sesine alışır; başkalarının sessizliğini onay, mesafesini saygı, itirazını ise kıskançlık olarak yorumlamaya başlar.

Oysa kendini büyük görmekle gerçekten büyük olmak arasında uzun bir mesafe vardır.

Kendisini her şeyin ölçüsü sayan insan, eksiklerini görmekte zorlanır. Yanılabileceğini düşünmez, başkalarını dinlemeye ihtiyaç duymaz. Kendi yanlışlarını savunmayı haklılık, başkalarının hatalarını ortaya çıkarmayı ise üstünlük göstergesi sayar. Kusurlarıyla yüzleşmek yerine onları haklı çıkaracak gerekçeler üretir. Zamanla kendi doğrularını sorgulamak yerine, her şeyi o doğrulara göre değerlendirmeye başlar.

Kendi eksiklerini görebilen insan içinse öğrenmenin sonu yoktur. Bilmediğini kabul eder, yanıldığında geri adım atmaktan çekinmez. Başkasının bilgisinden yararlanmayı gurur meselesi hâline getirmez. Çünkü kendini tanımak, kusursuz olduğunu ilan etmekle değil, sınırlarını kabul etmekle başlar.

Tevazu, kendini değersiz görmek değil, kendini dünyanın merkezine koymaktan vazgeçmektir. Ne var ki kimi insanlar kendi değerlerini yükseltmek için başkalarını küçültmeye çalışır. Bir başkasının başarısı onları huzursuz eder, farklı bir düşünce karşısında hemen savunmaya geçerler. Kendi kusurlarıyla yüzleşmek yerine başkalarının eksiklerini sıralamak daha kolay gelir. Böylece ayıplarını hüner, kibirlerini özgüven, inatlarını kararlılık sanabilirler.

Oysa insanın kendini tanıması, başkalarının kusurlarını saymakla değil, kendi kusurlarını göze alabilmekle mümkündür. Gerçek özgüven, her zaman haklı çıkmaya çalışmayı gerektirmez. İnsan, yanıldığını kabul ettiğinde değerinden bir şey kaybetmez; aksine, kendine karşı dürüst olmayı öğrenir.

Belki de asıl mesele, insanın ne olduğu değil, kendisini ne sandığıdır.

İnsan başkalarını yanıltabilir, kusurlarını gizleyebilir, yanlışlarına türlü gerekçeler bulabilir. Peki, bütün bahanelerinden sıyrılıp kendisiyle baş başa kaldığında, kendi gerçeğine bakacak cesareti bulabilir mi?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.