İKİ AYRILIK ARASINDA

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Sanki doğa da o yıl acele ediyordu, eksiltmeye, vedalara hazırlanıyordu.

23 Temmuz 2026 - 12:25
23 Temmuz 2026 - 12:25 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 1  33
İKİ AYRILIK ARASINDA

   İKİ AYRILIK ARASINDA

Sonbahar o yıl erken gelmişti. Rüzgâr, daha sararmaya fırsat bulamamış yaprakları bile dalından koparıp savuruyordu. Sanki doğa da o yıl acele ediyordu, eksiltmeye, vedalara hazırlanıyordu.

Dilek avluda tek başına oturuyordu. Dizlerini karnına çekmiş, gözlerini boşluğa dikmişti. Kimsenin bilmediği hâli buydu. Herkes onu güçlü sanırdı; dimdik, sabırlı, dayanıklı.

Oysa içinde sessiz bir çöküş vardı. Bir parçası kopmuştu.

Ve o parça bir daha asla geri gelmeyecekti. İki kızı vardı Dilek'in. İkisi de gözünün nuruydu. Biri gülüşüyle evi aydınlatır, diğeri sessizliğiyle bile kalplere dokunurdu.

İlk ayrılık, büyük kızı İlayda' nın gelin olduğu gündü.

Beyazlar içinde mutlu duruyordu. Dilek, kızının duvağını düzeltirken ellerinin titrediğini fark etti. İçinden bir şey kopmuş gibiydi. Ama bu, hayatın bildik ayrılıklarından biriydi. "Git kızım," diye fısıldadı.

"Mutlu ol." 

İlayda giderken bir kez dönüp annesine baktı. O bakışta çocukluğu da vardı, vedası da.

Dilek için kapıdan çıkan sadece bir gelin değildi. Bir ömürdü.

Ama asıl ayrılık henüz kapısını çalmamıştı. Küçük kızı Dilara...

Onun gülüşü hâlâ duvarlarda yankılanıyormuş gibi geliyordu.

O sabah yine telaşlıydı. Kapının önünde sözlüsü motosikletle bekliyordu. Dilara dönüp annesine gülümsedi:

"Çok geç kalmam anne."

Dilek her zamanki gibi seslendi:

"Dikkatli olun."

"Merak etme anne."

Motorun sesi avludan uzaklaşırken, o ses Dilek'in kızından duyduğu son ses oldu.

Telefon çaldığında zaman durdu. Kaza dediler. Motor... İkisi de... O an dünya ikiye ayrıldı.

Bir tarafında geçmiş vardı. Diğer tarafında onsuz geçecek bir ömür.

Kızını toprağa verirken içinden birbirlerini bırakmadılar.

"Bende geleceğim yavrum yanına." diye geçirdi. 

Günler geçti. Ev sessizleşti.

Bir odada İlayda'nın yokluğu vardı. Diğer odada Dilara'nın

Biri yeni bir hayata gitmişti.

Diğeri sonsuzluğa.

İki ayrılık. Biri alışılmış. Biri tarifsiz. Bir sabah Dilek başını örttü ve evden çıktı.

Yolu belliydi. Dilara'ya gidiyordu.

Adımlarını sayar gibi yürüdü. Mezarlığın kapısından içeri girerken kalbi yine aynı yerden sızladı. Kızının mezarına vardığında dizleri çözüldü.

"Ben geldim kızım." dedi. 

Toprağı avuçlarıyla düzeltti. Sanki saçını okşuyor, üstünü örtüyor gibiydi.

"Yalnız değilsin. Ben buradayım. Hep burada olacağım. Bir gün kavuşacağız."

Mezarlıktan çıkarken düşündü. 

Gitmesi gereken bir yer daha vardı. Başka bir mezarlık. Başka bir veda.

Kızının sözlüsünün mezarına vardığında bir süre sessizce baktı sonra:

"Ben yavrumu sana emanet etmiştim. Böyle mi korudun? Sahip çıktın yavruma, hani nerede benim Dilara'm?"

Emanet artık yoktu.

Daha da konuşmadı. Göz yaşları bile akmadı orada. 

İçindeki acı buna izin vermedi.

Ayağa kalktı. Son kez baktı.

O gün, ilk ve son gidişiydi.

Bir daha hiç gitmedi.

Çünkü her gidiş, kızından biraz daha uzaklaşmak gibi geliyordu ona. Kalbi artık tek bir yere aitti.

Dilara'nın yattığı toprağa.

O günden sonra yolu hep aynı oldu. Aynı mezarlık. Aynı toprak. Aynı isim.

Bazen rüzgâr eserken iki ayrılığın arasında kaldığını hissediyordu. Ama ayakları hiç şaşmıyordu. Çünkü bir annenin kalbi, nereye giderse gitsin, sonunda evlatlarının olduğu yere varırdı. Bir sabah güneş yine avluya vurdu. Dilek usulca ayağa kalktı. İçi hâlâ eksikti ve ahirete kızının yanına gidene kadar da hep öyle kalacaktı. Kalbi hâlâ yarımdı. Ama yürüdü büyük kızı İlayda için yavaş, kırık ve dimdik.

Çünkü insan bazen yaşamaya devam ettiği için güçlü değildir.

Sevdiklerini kalbinde taşıyarak yürümeye devam ettiği için güçlüdür.

             DİLEK SARIKAYA

Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow