ELEŞTİRİYORUM

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Siteye yazılmış ve yayınlanmış yazılar arasından seçtiğim bir yazıyı dilim döndüğünce; akıcılık, anlatım tarzı yönünden incleyeceğim. bu yazılar hakkında yazacağım eleştiriler bir uzmanlığın sonucu olmaktan ziyade 'Ben olsaydım böyle yazardım' minvalinde olacaktır.

28 Kasım 2025 - 15:21
28 Kasım 2025 - 15:21 ⏱ 1 dk Okuma Süresi
 2  91

1. Eleştiriyorum- Ruhların Çağrısı

Eleştiriyorum- Ruhların Çağrısı

Gölgeden Sesler_dilek rumuzlu Fikirizleri yazarının Ruhların Çağrısı adlı yazısını inceledim. Kendisinin müsaadesiyle bu inceleme ve eleştiri yazısını yazmış bulunmaktayım.

     Öncelikle yazarın yazım dili oldukça sade ve akıcı. Bu konuda kendisini yürekten kutluyorum. Anlatacağını en anlaşılabilir yoldan anlatmaya çalışmış ve bunu yaparken Türkçeye olan hâkimiyetini sergilemek konusunda cömert davranmış. Yalnız anlatımı sadeleştirmek uğruna oluşturulan diyalogların kısalığı; mezarlıkta hapis kalan her insanda oluşabilecek ürperti duygusunu tam olarak aktarmaktan uzak. Ayrıca daha giriş kısmında mezarlığa namına yakışır korkunçlukta bir isim konulsaydı girişten itibaren insanlar o korkuyu hissederler ve akıcılık artmış olurdu.

      Olayın geçtiği mekân olarak seçilen mezarlığın ise hikâyede anlatılan afet sonrasında doğal olarak yoğun bir yere dönüşmesi beklenir. Bu açıdan telsiz sinyallerinin kontrolü gibi hassaslık gerektiren bir tesisin bu yoğun bölgeye kurulmuş olması başlı başına hatalıdır. Olay anında mezarlıkta adı geçen dört ya da beş kişinin olması yaşanan felaketle doğru orantılı değil. Ayrıca telsiz kulesi çalışanları aynı anda mezarlıkta bulunuyorlar. Bu durum hikâyede geçen ‘Gece burada nöbet tutmak istemem doğrusu’ cümlesinin bende yarattığı, bu ekibin nöbetleşe olarak çalıştığı hissiyle çelişiyor. Ayrıca bu ekibin görevleri dışında kulenin yanında kurulmuş olan bir konteynerde kaldıklarının eklenmesi ürpertinin dozunu arttırabilir.

Mezarlık bekçisi Salih’ten bahsedilirken ‘adı, kimsesizliği ve yaşam şeklinin üç cümleye ayrılması fazla olmuş. Ayrıca çocukluğunda bir travmaya dönüşmüş olan Ruh Çözücü hikâyesine muhatap olan bir insanın ileride bu mesleği seçmiş olmasının çok geçerli bir sebebi olması gerekir ve bu hikâyede bu sebeple ilgili bir bölümün varlığının olmasının, hikâyeye derinlik kazandırabileceğini düşünüyorum. Bekçi Salih ile dedesinin türbe yolculuğunu gece yapılmış olması mezarlıkların doğal karanlık yapılarıyla tezat oluşturmaktadır.

     Telsiz kulesi çalışanlarının duyduklarını sandıkları seslerin sahibi olan aile üyelerinin hayatta mı yoksa öl mü olduklarına dair hiçbir bilgi verilmemesi büyük bir eksiklik olarak göze çarpıyor. Bunun dışında karakterlerle ilgili birer cümlede olsa analiz yapılması bizi hikâyenin içine daha çok çekebilirdi. Yaratılmaya çalışılan Araf olgusu çok zayıf donelerle desteklenmiş. ‘ruhlar bizi çağırdı…’ ifadesiyle başlayan cümle sanki orada kalışın bir zorunluluk değil de bir gönüllülük esasına dayandığı intibaı yaratmaktadır. Bu da hikâyede yaratılmaya çalışılan ürperti hissini oldukça zayıflatmaktadır.

2. Eleştiriyorum-2 Bir Toplum ne zaman susmaya başlar?

Eleştiriyorum-2 Bir Toplum ne zaman susmaya başlar?

Bu hafta Ayşe Küçükışık adlı yazarın fikirizleri sitesinde yayınlamış olduğu ‘BİR TOPLUM NE ZAMAN SUSMAYA BAŞLAR?’ yazısını inceledim ve kırmadan, dökmeden bu eleştiri yazısını yazdım.

Öncelikle değerli yazarı böylesine güzel bir eser ortaya çıkardığı için yürekten kutluyorum. Bu kalemin gelecek adına umut verici olduğu yadsınamaz bir gerçek. Yazarımızın deneme olarak paylaştığı eserini okuduğumda zihnimde oluşan ilk fikir şu oldu. ‘Biraz daha devam etsin.’ Bu hem eseri beğenmiş olmamdan  hem de anlatılmak istenen olgunun daha keskin bir sonu hak ediyor olmasından kaynaklı bir beklentiydi.

Giriş kısmında yazar anlatıcının babası üzerinden hayata bakışını sergilemiş. Bu kısımda yapılan kişileştirme ve betimlemeler gayet başarılı. Ancak ‘şehrin uykusundan önce’ ‘sesini duyma şekli’ gibi ifadelerdeki anlam bozukluğu göze çarpıyor. Ana konu net olarak ifade edilmiş. Ama bunu yaparken bu konuyu bir çivi çakar gibi sürekli tekrarlamak okuyucuyu bir nebzede olsa sıkmaktadır.

Baba üzerinden verilen toplumsal mesaj oldukça yüksek perdeden ve çok güçlü. Ama bu mesajın ardılında somut bir olay ya da örnekleme ile desteklenmesi mesajın gücünü pekiştirmek adına daha iyi olurdu. İnsanların yılgınlığı gayet başarılı bir şekilde yansıtılmış. Bir çocuğun bu suskunluğu bozarcasına konuşması anlatılmak istenen konuya çok yakışmış.

Anlatıcı otobüsteki kişiler ve olaylar hakkında kendi gözlemlerini de bize aktarmaktadır. Bunu daha anlaşılır kılmak için bazı günler babasıyla beraber otobüse bindiğini söylemesi iyi olurdu. Metinde geçen kişilerin hepsi hakkında kesin yargılara sahip olmasına rağmen bunun nedeni hakkında bir cümle dahi yazılmaması bir eksiklik. Babasının gözlemlerin bir umut beslediğini ifade etmesine rağmen Metin genel anlamıyla tam bir umutsuzluktan ibaret olarak durmaktadır.

Yazarın bu durumun nasıl düzeleceğin hakkında fikir üretirken kaleminin titremesi üzücü bir durum. Eli kalem tutanların görevi toplumu bilinçlendirmek ve umut aşılamak olmalı. Bunu yaparken titreyen kalemin vebali her yazarın üzerindedir. Cesaret ilk olarak aydınların göstermesi gereken bir olgudur.

Saygılarımla.

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow