ÇATLAK TESTİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Testilerden biri demir gibi sağlam, pürüzsüz ve kibirliydi, diğeri ise gövdesini baştan başa çizen derin bir çatlağa sahip, ezik ve mahcuptu.

3 Eylül 2026 - 16:32
3 Eylül 2026 - 16:32 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  31
ÇATLAK TESTİ

                 ÇATLAK TESTİ 

Fırından henüz çıkmış taze ekmeklerin o yoğun, buğulu kokusu mahallenin taş sokaklarına yayılmıştı. Tozlu kaldırımın üzerine bağdaş kuran çocuklar, mahalleye adeta kök salmış yaşlı adamın etrafında sabırsızlıkla halka oluşturdular. Yaşlı adam, asırlık bir çınar gövdesini andıran nasırlı ellerini bastonunun tepesine yaslayarak derin, huşu dolu bir nefes alıp ağır ağır anlatmaya başladı:

​“Evvel zaman içinde, sarp yokuşlu bir dağ köyünde yaşayan bir sucu vardı. Omuzlarında dengede duran kalın sırığın iki ucuna asılı iki su testisiyle geçerdi yolları. Testilerden biri demir gibi sağlam, pürüzsüz ve kibirliydi; diğeri ise gövdesini baştan başa çizen derin bir çatlağa sahip, ezik ve mahcuptu.

​Güneş henüz dağların ardındayken başlardı yolculukları. Dere kenarına inilir, o soğuk, berrak sular testilere doldurulur ve yeniden köye tırmanılırdı. Sağlam testi, aldığı her damlayı sahibinin evine ulaştırırken çatlak testi, sarsıla sarsıla katettikleri o uzun yol boyunca içindeki hayatı toprak yola usul usul akıtırdı.

​Aylar, mevsimler devrildi. Çatlak testinin sırtındaki yük her gün biraz daha eksildi. Bir ikindi vakti dayanamadı çatlak olan:

​— Benden utanmıyor musun? diye fısıldadı toprağa doğru. Benim yüzümden emeğin heba oluyor, eve hep eksik su gidiyor.

​Sucu, yolun ortasında durdu; yılların kazandırdığı o dingin tebessüm yerleşmiş çizgili yüzüyle:

​— Yarın dönüş yolunda yere, sadece kendi tarafına dikkatlice bak, dedi yalnızca.

​Ertesi gün şafakla birlikte yola koyuldular. Çatlak testi, suçluluk duyduğu o sol tarafına çevirdi gözlerini. Gördüğü manzara karşısında şaşkına dönmüştü. Kendi tarafındaki toprak, akıttığı o sessiz sularla canlanmış; boy veren rengârenk yabani çiçekler, mor sümbüller yol boyu bir nehir gibi akmıştı. Rengârenk kelebekler o can pazarında kanat çırpıyordu. Yolun diğer tarafı ise kupkuru, çatlamış toprak olarak kalmıştı.

​Sucu, arkasına dönüp testinin şaşkınlıkla bakan gözlerine bakarak şefkatli bir sesle sordu:

​— Gördün mü? Ben senin akıttığın o sularla yıllardır bu çiçekleri suluyorum. Her gün evimin penceresine koyduğum o taze demetleri senin sayende götürüyorum. Sen çatlak olmasaydın bu yolun kaderi hep aynı kalır, bu güzelliklerin hiçbiri var olamazdı.”

​Yaşlı adam hikâyenin bu yerinde susup bastonunu biraz daha kendine çekerek etrafını saran çocukların gözlerindeki pırıltıyı süzdü. Sesini biraz daha alçaltarak:

​— İnsan bazen kusur sandığı şeyle başkasının hayatını güzelleştirir evlatlar. Herkes pürüzsüz ve kusursuz olmaya çalışır bu hayatta ama dünyayı yaşanılır kılan, o küçük çatlaklardan sızanlardır, dedi.

​Çocuklardan biri, merakla parlayan gözlerini yaşlı adama dikip sordu:

​— Peki amca, insan kendi çatlağını nasıl sever?

​Yaşlı adam, çocukların saf yüreklerine dokunur gibi yavaşça gülümseyerek yanıtladı:

​— Önce o çatlağın başkasına ne iyi geldiğini fark ederek evlat... İnsan, kendi yarasının bir şifa olduğunu gördüğünde kusuruyla kavga etmeyi bırakır.

             

                 DİLEK SARIKAYA

 Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow