ALMANYA TRENİ 30. BÖLÜM - KIRGINLIĞIN ARDINDAN

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

“Ben çocuklarıma bir ev yapacağım.” “Ne pahasına olursa olsun…” “Bir gün kendi kapımız olacak.”

28 Ağustos 2026 - 01:10
28 Ağustos 2026 - 01:10 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 2  42
ALMANYA TRENİ 30. BÖLÜM  - KIRGINLIĞIN ARDINDAN

ALMANYA TRENİ 30. BÖLÜM - 

KIRGINLIĞIN ARDINDAN

Sabun olayının üzerinden günler geçmişti.

Ama o gece mutfakta söylenen sözler, evin içinde hâlâ asılı duruyordu.

Kimse o geceyi konuşmuyordu.

Şakire de konuşmuyordu.

Kayınvalidesi de…

Ama ikisi de olanları unutmamıştı.

Aynı evin içinde, aynı sofraya oturuyorlar, aynı işlerin peşinden koşuyorlardı. Fakat aralarında görünmeyen bir duvar vardı.

Şakire sabah erkenden kalkıyor, çocukların karnını doyuruyor, evin işlerini yapıyor, tarlaya gidenlerin hazırlığını tamamlıyordu.

Eskiden yaptığı işleri şimdi daha sessiz yapıyordu.

Bir şey sorulmadıkça konuşmuyor…

Bir şey söylenmedikçe cevap vermiyordu.

Kayınvalidesi de gelinine karşı eskisi gibi değildi.

Bazen Şakire’nin yüzüne bakıyor, sonra hiçbir şey söylemeden başını çeviriyordu.

İkisi de kırgındı.

Ama en çok kırılanın kim olduğunu ikisi de bilmiyordu.

Memduh ise çok uzaktaydı.

Almanya’da, yabancı bir ülkede, ağır bir işin başında ailesinin geleceği için çalışıyordu.

Şakire zaman zaman çocuklarını uyuttuktan sonra kapının önüne oturuyor, uzaklara bakıyordu.

Gülfem babasını soruyordu.

Firuze ise daha küçüktü.

Babasının yüzünü hatırlayacak yaşta bile değildi.

Şakire bunu düşündükçe yüreği sızlıyordu.

“Memduh şimdi burada olsaydı…” diye geçiriyordu içinden.

Ama hemen ardından kendini toparlıyordu.

“Çocuklarımız için gitti.”

“Bizim için gitti.”

Bu düşünceyle susuyor, sabrediyordu.

Günler böyle geçti.

Sonra bir akşam…

Evde herkes kendi işiyle meşgulken kayınvalidesi Şakire’nin yanına geldi.

Bir süre hiçbir şey söylemeden durdu.

Şakire başını kaldırıp ona baktı.

Kadının yüzünde eski öfke yoktu.

Ama sert bir kararlılık vardı.

“Şakire…”

“Buyur ana.”

Kadın derin bir nefes aldı.

“Memduh artık burada değil.”

Şakire’nin içi burkuldu.

“Biliyorum.”

“Sen de çocuklarınla kendi düzenini kurmalısın.”

Şakire ne diyeceğini bilemedi.

Kayınvalidesi avlunun bir köşesinde duran çuvalları gösterdi.

“Şu bir çuval un…”

“Şu da bir çuval bulgur.”

“Bunları alın.”

Şakire şaşkınlıkla baktı.

Kadın sözünü tamamladı.

“Artık evinizi ayırın.”

Şakire’nin gözleri doldu.

Bir süre konuşamadı.

Çünkü bu cümleyi beklemiyordu.

Bir yandan yıllardır içinde taşıdığı “kendi evim olsun” düşüncesi vardı.

Öte yandan…

Nereye gidecekti?

Kendi evleri yoktu.

Memduh uzaktaydı.

Çocukları küçüktü.

Elinde yalnızca birkaç parça eşya ve kendisine verilen iki çuval vardı.

Şakire yavaşça başını eğdi.

“Peki ana…”

Daha fazla bir şey söylemedi.

O gece çocuklarını yanına aldı.

Birkaç parça eşyasını topladı.

Bir zamanlar aynı sofranın etrafında oturdukları evden sessizce çıktı.

Avlunun kapısından geçerken dönüp arkasına baktı.

İki göz kerpiç ev…

Yıllarca içinde yaşadığı yuva…

Şimdi arkasında kalıyordu.

Ama önünde bir yuva bile yoktu.

Şakire çocuklarıyla birlikte köyün kenarındaki büyük meşe ağacının altına gitti.

Gece serinliği çökmeye başlamıştı.

Etrafta kimse yoktu.

Birkaç kıl çulu yere serdi.

Rüzgârın önünü kesmek için birkaç bez parçasını ağacın dallarına ve çevresine gerdi.

Hepsi buydu.

Bir ev değildi.

Bir oda değildi.

Ama o gece çocuklarını yağmurdan ve rüzgârdan koruyabileceği tek yer orasıydı.

Şakire, Gülfem’i yanına çekti.

Firuze’yi kucağına aldı.

Gökyüzüne baktı.

Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

“Allah’ım…”

“Bize bir kapı nasip et.”

“Çocuklarımı başımı sokacak bir evsiz bırakma.”

O gece çocukları uyuduktan sonra Şakire de yorgunluktan gözlerini kapattı.

Fakat yıllardır zaman zaman yaşadığı uyurgezerlik yine başladı.

Uykusunda kendisini bağın içinde gördü.

Ay ışığının altında bağa giren bir eşek vardı.

Onu dışarı çıkarmak için peşinden yürüdüğünü sanıyordu.

Rüyasında yaptığını sandığı her hareketi, gerçekte de yapıyordu.

Çadırdan çıktı.

Ayakları çıplaktı.

Bağın içine doğru yürüdü.

Bir süre sonra eşeğin peşinden gittiğini sanarak dolaştı.

Rüzgâr hafifçe esiyor, ay ışığı bağın üzerine vuruyordu.

Sonra…

Ayağına sert bir diken battı.

Şakire acıyla irkildi.

Gözlerini açtı.

Bir anda etrafına baktı.

Geceydi.

Ay tepede bütün parlaklığıyla duruyordu.

Kendisi ise bağın ortasında, çıplak ayaklarla tek başına duruyordu.

Kalbi hızla çarpmaya başladı.

Etrafına baktı.

Nereden geldiğini bilmiyordu.

Eve dönmek istedi.

Ama hangi yönden geldiğini çıkaramıyordu.

Sonra toprağa baktı.

Ay ışığında kendi ayak izlerini gördü.

Sessizce o izleri takip etmeye başladı.

Bir süre sonra yol, köyün eski kuyusunun yanından geçti.

Şakire bir anda durdu.

Kuyuya baktı.

İçi ürperdi.

Bir adımını farklı atmış olsaydı…

Belki de o karanlık kuyunun dibinde olacaktı.

Olduğu yere çöktü.

Başını ellerinin arasına aldı.

Sessizce ağlamaya başladı.

“Allah’ım…”

“Bir evim olsaydı…”

“Bir kapım olsaydı…”

“Uyurgezer olsam bile kapıya çarpar uyanırdım.”

“Gecenin bir yarısı bağlarda tek başıma dolaşmazdım.”

Gözyaşları toprağa damlıyordu.

Bir süre sonra başını kaldırdı.

Gökyüzüne baktı.

Ve o gece, yıllardır içinde taşıdığı bir düşünceyi ilk kez kendisine yüksek sesle söyledi:

“Ben çocuklarıma bir ev yapacağım.”

“Ne pahasına olursa olsun…”

“Bir gün kendi kapımız olacak.”

O gece Şakire yalnızca gözyaşı dökmedi.

Kendi evini kuracağına dair karar verdi.

Ve o karar…

Çocuklarının geleceğini değiştirecek uzun bir mücadelenin başlangıcı oldu.

Devam edecek…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.