İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 2 - EŞİKTEKİ DAMLA

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

"Herkes duydu, Selim." ​Yıllardır sesini ve özgüvenini alan bir baskının karşısına bu kez savunmak için değil, gitmek için çıkan Zeynep; caddenin sonundaki eski çay bahçesinde hayatının en radikal kararını verir. Arkasında öfkeli bir adam, soğuyan bir çay bardağı ve onlarca görgü tanığı bırakarak yürüyüp giderken; o sabah savrulan tehditlerin nasıl karanlık bir şüphenin ilk perdesi olacağından henüz kimse haberdar değildir.

11 Ekim 2026 - 01:55
11 Ekim 2026 - 01:55 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 0  3
İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 2 - EŞİKTEKİ DAMLA

Sokağa adım attığında soğuk hava yüzüne çarptı. Yıllardır başı önde yürüdüğü kaldırımlar, o sabah ayaklarının altında parçalanıyor gibiydi. Caddenin sonundaki eski çay bahçesine doğru ilerledi.

Selim oradaydı.

Köşedeki masada oturmuş, önündeki çaydan yükselen buharı umursamadan telefonuyla ilgileniyordu. Zeynep’in hayatına yıllar önce güven veren, koruyup kollayan bir adam olarak girmişti. Başlangıçta onun neşesini sever, coşkusuna hayran olduğunu söylerdi. Zamanla aynı özellikleri kusur saymaya başlamıştı. Zeynep ne zaman heyecanla bir şey anlatsa abartmakla, üzüldüğünde aşırı duygusal olmakla suçlanıyordu. Ardından o tanıdık cümleler geliyordu:

Çok duygusalsın.

Bensiz bir hiçsin.

Selim bu sözleri öylesine sık tekrarlamıştı ki Zeynep, bir süre sonra kendi kararlarından bile şüphe eder olmuştu. Şimdi ise ilk kez, onun karşısına kendini savunmak için değil, gitmek için çıkıyordu.

Zeynep’in gölgesi masaya düşünce Selim başını kaldırdı. Bakışları bir an göz göze geldi, sonra yeniden telefonuna döndü.

— Geç kaldın.

Sesinde sitemden çok, hesap soran birinin rahatlığı vardı.

Zeynep sandalyeyi çekmedi.

— Geç kalmadım. Söyleyeceklerimi söyleyip gideceğim.

Selim telefonunu masaya bıraktı. Yüzüne yerleşen ifade Zeynep’in çok iyi tanıdığı türdendi: Daha konuşmaya başlamadan karşısındakini haksız çıkaran o küçümseyici bakış.

— Ne oldu yine? Sabah sabah neyin peşindesin?

— Bir şeyin peşinde değilim, Selim. Bu ilişkiyi sürdürmek istemiyorum.

Selim kısa bir kahkaha attı. Elindeki çay kaşığını tabağın kenarına vurdu.

— Sen zaten hiçbir zaman memnun olmadın. Ne yapsam beğenmedin, ne söylesem alındın.

Zeynep cevap vermek için ağzını açtı, sonra vazgeçti. Bu konuşmayı daha önce defalarca yapmışlardı. Her seferinde aynı yerde bitmişti: O, kendini anlatmaya çalışmış; Selim, anlattıklarının içinden işine gelen bir sözü çekip çıkarmış ve tartışmayı Zeynep’in kusurlarına çevirmişti. Sonunda özür dileyen yine kendisi olmuştu.

Bu kez kendini açıklamaya ihtiyacı yoktu.

— Ben ne hissettiğimi anlatıyorum, sen beni suçluyorsun. Artık bunu yapmak zorunda değilim.

Selim kaşlarını kaldırdı.

— İşte sorun da bu. Her şeyi kendi duygularına göre değerlendiriyorsun. Bir de kalkmış bana hayat dersi veriyorsun.

Zeynep’in eli çantasının askısında sıkılaştı. İçinden yükselen öfkeye rağmen sesini yükseltmedi.

— Bitti, Selim. Bundan sonra beni aramayacaksın. Karşıma da çıkmayacaksın.

Selim’in yüzündeki gülümseme silindi.

— Ne demek bitti?

— Söylediğim kadar açık.

— Sen benim sayemde ayakta duruyorsun! Şimdi kalkmış bana kapıyı gösteriyorsun, öyle mi?

Selim ayağa kalkınca sandalyesi taş zeminde gıcırdayarak geriye kaydı. Yan masada oturan yaşlı adam çayını içmeyi bıraktı. Biraz ilerideki iki genç de konuşmalarını kesip başlarını çevirdi.

Zeynep, Selim’in yüzüne baktı. Bir zamanlar bu adamın sevgisini kaybetmekten korkmuştu. Şimdi onun öfkesinden çok, yıllarını bu korkuyla geçirmiş olmasına üzülüyordu.

— Her şeyi bana yaptığın bir iyilik gibi anlatıyorsun. Sanki kendi hayatımı yaşamama bile sen izin vermişsin gibi.

— Kes sesini!

Selim’in bağırışı çay bahçesindeki birkaç kişinin daha dikkatini çekti. Garson, elindeki tepsiyle masaların arasında durmuş, ne yapacağını kestirmeye çalışıyordu. Girişteki gençlerden biri arkadaşına eğildi.

— Bir şey yapsak mı?

Diğeri gözünü Selim’den ayırmadan alçak sesle cevap verdi:

— Biraz bekle. Bakalım ne olacak.

Zeynep çantasını omzuna yerleştirdi.

— Ben gidiyorum.

Arkasını dönüp çıkışa yöneldi.

— Tabii, kaç! Her zamanki gibi!

Zeynep yürümeyi sürdürdü.

Selim masanın etrafından dolaşıp birkaç adım attı.

— Zeynep!

Kadın durmadı.

— Benden öyle elini kolunu sallayarak kurtulamazsın!

Çay bahçesindeki konuşmalar birer birer kesildi. Garson tepsiyi çay ocağının tezgâhına bıraktı. Yaşlı adam sandalyesinde doğruldu.

Selim’in sesi bu kez bütün bahçede yankılandı:

— Duydun mu beni? Seni mahvederim!

Zeynep durdu. Birkaç saniye boyunca sırtı Selim’e dönük kaldı. Sonra başını omzunun üzerinden çevirip ona baktı.

Selim hâlâ ayaktaydı. Çenesi gerilmiş, elleri yumruk olmuştu. Çevresindekilerin kendisini izlediğini fark etmişti ama geri adım atmadı.

Zeynep gözlerini ondan ayırmadan konuştu:

— Herkes duydu, Selim.

Ardından arkasını döndü ve çay bahçesinden çıktı. Bu kez adımlarını yavaşlatmadı.

Selim kapıya kadar baktı. Zeynep caddenin kalabalığına karışınca sandalyesini çekip oturdu. Çay bardağını eline aldı, fakat bir yudum içmeden yeniden masaya bıraktı.

Garson bir süre uzaktan bekledi. Sonunda yanına yaklaşarak sordu. 

— Bir çay daha getireyim mi?

Selim başını kaldırdı.

— İstemiyorum.

Garson uzaklaştı. Girişteki gençler yeniden konuşmaya başlamıştı. Yaşlı adam hesabını ödeyip ayağa kalktı. Çıkışa yönelirken garsonun yanından geçti.

— Az önceki tartışmayı duydun mu? diye sordu.

Garson başını salladı.

— Duydum. Adamın sesi bütün bahçeyi doldurdu.

Yaşlı adam bir an durdu, sonra kapıdan çıktı.

Çay bahçesinde hayat yavaş yavaş eski hâline döndü. Garson masalardaki boş bardakları topladı, çay ocağından yeni demlenen çayın kokusu yayıldı. Girişteki gençler hesaplarını istedi. Bir süre sonra köşedeki masaya başka müşteriler oturdu.

Selim de yerinden kalkmadı. Önündeki çay soğudu, telefonunun ekranı birkaç kez aydınlandı. Gelen aramalardan birine cevap vermedi.

Sabahın o saati, orada bulunanların hafızasında farklı ayrıntılarla kalacaktı: taş zeminde sürüklenen sandalye, aniden kesilen konuşmalar, kapıya yönelen bir kadın ve arkasından yükselen o son cümle.

Henüz kimse bu ayrıntıları birbiriyle ilişkilendirmek için bir neden görmüyordu.

Ama bazı sabahlar, insanın hafızasında ancak çok sonra anlam kazanırdı. Ve Zeynep’in arkasında bıraktığı o birkaç kelime, unutulup gitmeyecekti.

Devamı yarın burada!

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.