ORTADOĞU’DA KADIN OLMAK

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
18 Ocak 2026 - 21:08
18 Ocak 2026 - 21:08 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  81
ORTADOĞU’DA KADIN OLMAK

Ortadoğu’da Kadın Olmak

Ortadoğu’da kadın olmak, istatistiklerin soğuk diliyle bile ifade edilemeyecek kadar ağır bir gerçekliğin içinde yaşamaktır. Burada kadın bedeni yalnızca biyolojik bir varlık değil; ideolojilerin, geleneklerin, iktidar biçimlerinin ve suskunlukların kesiştiği bir alandır. Kadın, çoğu zaman bir birey olarak değil; bir sınır, bir yükümlülük, bir tehdit ya da bir utanç alanı olarak tanımlanır. Bu tanım, yaşamı baştan sakatlar.

Son bir yılın verileri bu sakatlanmanın çıplak haritasını sunuyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye’de yaklaşık dört yüz kadın erkekler tarafından öldürüldü. Yüzlercesi ise “şüpheli ölüm” başlığı altında kayda geçti; yani ölümün kendisi bile netlik kazanamadı. Rakamlar, yalnızca niceliksel bir tablo çizmez; aynı zamanda bir düzenin neyi görmezden geldiğini de ifşa eder. Çünkü bu ölümler münferit değil, süreklidir. Süreklilik ise tesadüf değil, yapısal bir tercihtir.

Kadınların büyük bir kısmı, en güvenli olması gereken yerde—kendi evlerinde—öldürüldü. Bu gerçek, meselenin bir “asayiş” sorunu olmadığını açıkça ortaya koyar. Sorun, kamusal alanın yetersizliğinden çok, özel alanın kutsanmasında yatar. Ev, burada bir sığınak değil; çoğu zaman cezasızlığın korunaklı duvarıdır. Devletin geri çekildiği, hukukun askıya alındığı her noktada erkeklik kendi yasasını ilan eder.

Ortadoğu’da kadın olmak, sürekli olarak açıklama yapmak zorunda bırakılmaktır. Yaşarken de, ölürken de. Kadının nasıl yaşadığı, neden itiraz ettiği, neyi reddettiği sorgulanır. Ölümünden sonra bile davranışları masaya yatırılır; cinayet değil, kadının hayatı didiklenir. Böylece şiddet, failin elinden alınıp kültürel bir gerekçeye dönüştürülür. Cinayet, bir suç olmaktan çıkar; “anlaşılabilir” bir sonuç gibi sunulur.

Bu noktada Rojin Kabaiş’in adı anılmalıdır; ama bir sembol olarak, bir istisna gibi değil. Rojin’in ölümü, tekil bir hikâye değildir. Onu önemli kılan şey, ardında bıraktığı boşluk değil; bu boşluğun ne kadar tanıdık oluşudur. Rojin’in adı, bu coğrafyada kadınların nasıl kolayca eksiltildiğinin, ardından ise ne kadar hızlı unutulduğunun bir göstergesidir. Onun üzerinden konuşmak, bir kişiyi değil; bir düzeni teşhir etmektir.

Ortadoğu’nun sorunu, kadınların güçsüzlüğü değildir. Asıl sorun, erkekliğin dokunulmazlığıdır. Gelenek adı altında kutsanan tahakküm, ahlak kisvesiyle meşrulaştırılan denetim ve sessizlikle büyütülen şiddet, bu coğrafyanın değişmeyen bileşenleridir. Kadınların yaşam hakkı, hâlâ pazarlık konusu yapılabilmektedir. Ve pazarlık konusu olan hiçbir hak, gerçek bir hak değildir.

Bu nedenle “kadınları korumak” söylemi de eksiktir. Koruma, hiyerarşiyi yeniden üretir. Asıl mesele, bu hiyerarşiyi dağıtmaktır. Kadını korunacak bir varlık olarak değil, eşit ve dokunulmaz bir özne olarak kabul etmeyen her yaklaşım, şiddetin dilini dolaylı biçimde sürdürür. Kadın cinayetleri, yalnızca bıçakla ya da silahla işlenmez; cümlelerle, manşetlerle, hafifletilmiş gerekçelerle de işlenir.

Ortadoğu’da kadın olmak, bugün hâlâ bir hayatta kalma pratiğidir. Yaşamak, başlı başına politik bir eyleme dönüşmüştür. Her gün sağ çıkmak, her gün sessizce direnmek anlamına gelir. Ve bu direniş, çoğu zaman ne alkışlanır ne de kayda geçer.

Bu makale bir ağıt değildir.

Bir çağrı da değildir.

Bu, bir teşhistir.

Kadınların öldürüldüğü değil;

kadınların öldürülmesinin olağanlaştırıldığı bir coğrafyada yaşıyoruz.

Ve olağanlaşan her şey, eninde sonunda ahlaki bir çöküşe dönüşür.

Ortadoğu’da kadın olmak, hâlâ bu çöküşün en ağır bedelini ödemektir.

-DEVRAN SÜRGÜT-

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Devran sürgüt Şair ve Yazar - Devran Sürgüt Edebiyat dünyasında “Devran Sürgüt” mahlasıyla tanınan bir şair ve yazar olarak, kalemimle insan ruhunun karmaşıklığını ve toplumsal meselelerin derinliklerini anlatmayı amaçlıyorum. İlk romanım “Ölümün İzinde”, hayatın karanlık ve gizemli yüzlerini sorgularken, şiir kitabım “Yalancı Güller”, aşkın, acının ve hüzünlü bir özlemin izlerini taşıyor. Şiirlerimde ve yazılarımda, bireysel duygularla toplumsal gerçeklikleri harmanlayarak okuyucularımın kalbine dokunmayı hedefliyorum. Her mısra, her kelime, benim için bir yolculuk ve bir direniştir. “Devran Sürgüt”, sadece bir mahlas değil, aynı zamanda hayatı anlatma ve dönüştürme çabamın bir yansımasıdır.