MİZAHIN ŞAKASI OLUR MU?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
12 Temmuz 2026 - 18:16
12 Temmuz 2026 - 18:16 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 2  83
MİZAHIN ŞAKASI OLUR MU?

Bir komedyen neden tutuklanır?

Bu sorunun cevabı hukukun alanına girer. 

Peki bu sorunun biz toplumda bıraktığı iz? 

İşte o, hepimizin ortak meselesidir.

Mesela ben, bu ülkede büyüyen yirmili yaşlarında bir gencim. Yazıyorum. Kitap çıkarıyorum. Dergi hazırlıyorum. Ve ister istemez şunu düşünüyorum:

Bu ülkede sanat yapmak gerçekten cesaret isteyen bir şeye mi dönüşüyor?

Ben Deniz Göktaş'ı yıllardır takip edenlerdenim. Stand-up gösterilerinin önemli bir kısmını izledim. Sadece güldüğüm için değil; gülerken düşünmeye zorlandığım için. Çünkü iyi stand-up, sadece kahkaha üretmez. İyi stand-up, rahatsız eder. İnsanları güldürmek kolaydır. Ama düşündürerek güldürmek zordur.

Stand-up'ın malzemesi gündelik hayattır. Siyasettir, dindir, ailedir, ilişkidir, mahalledir, çocukluktur, korkulardır... Kısacası insanın dokunmaktan çekindiği ne varsa komedyen onu alır, sahnenin ortasına koyar. Abartır. İroni kurar. Provokasyon üretir. Toplumun konuşmaktan çekindiği alanlara girer. Sanatın en eski görevlerinden biri de budur zaten: İnsanı konfor alanından çıkarabilmek...

Çünkü sanat dediğimiz şey, bizi rahatsız etmiyorsa ne işe yarar? Hepimizin zaten kabul ettiği cümleleri tekrar edecekse neden sanat olsun ki? Örneğin iyi bir roman insanı uykusuz bırakabilendir. İyi bir film haftalarca unutulmayandır. İyi bir şiir, yıllarca peşinizi bırakmayandır. Ve iyi bir komedyen de iki dakikada, saatlerce süren tartışmalardan daha fazla şey söyleyebilendir.

Bugün beni üzen şey, yalnızca Deniz Göktaş'ın yaşadığı süreç değil. Beni üzen, bu görüntünün biz gençlere hissettirdikleri. Çünkü benim gibi yazmaya çalışan binlerce genç var. Senaryo yazanlar var. Tiyatro metni yazanlar var. Karikatür çizenler var. Sahneye çıkmanın hayalini kuranlar var. Ve eminim ki bugün onların çoğu da kendi kendine aynı soruyu soruyor: "Acaba bir gün ben de böyle suçlanır mıyım?"

İnsan işte bu soruyu sormaya başladığında yazarken eli titriyor. Sonra cümlelerini buduyor. Sonra kendini sansürlemeye başlıyor. En sonunda da hiç yazmamayı seçiyor.

Belki de asıl konuşmamız gereken şey tam olarak bu. Çünkü mesele yalnızca Deniz Göktaş değil. Mesele, sanatın ne kadar alan bulabildiği; mizahın ne kadar nefes alabildiği. Zira sanat bazen rahatsız eder, bazen kızdırır, bazen de insanı kendi düşünceleriyle yüzleştirir. Ama bütün bunları yapabilmesinin tek şartı vardır: Var olabilmesi. 

Çünkü insanlar fikirlerle mücadele etmeyi bıraktığında değil, fikirlerden korkmaya başladığında körelmeye başlar. Ve hiçbir toplum, kendisine ayna tutan sesleri susturarak daha güçlü hale gelmez!..

Haksızlık hissinin olduğu yerde susmak, o haksızlığa ortak olmaktır. Deniz Göktaş’ın bugün durduğu yer, hepimizi sanata, ifadeye ve adalete dair yeniden düşünmeye itiyor. 

Bir sahne, bir mikrofon ve arkasında duran bir insan… Bırakalım mizah sahnede kalsın, zihinlerimizdeki soru işaretleri de özgürce çoğalsın. Çünkü sanatın nefes alamadığı bir yerde, toplumun da göğsü daralır.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı