Mis Gibi Bir Uyku

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Zamanda yolculuğa hazır mısınız?

29 Mayıs 2026 - 10:18
29 Mayıs 2026 - 10:18 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 5  41
Mis Gibi Bir Uyku

MİS GİBİ BİR UYKU

Fizik laboratuvarının floresan ışıkları, Kerem’in masasının üzerindeki eski, sararmış yastığa vurduğunda sınıfta alaycı bir uğultu yükseldi. Adana Fen Lisesi’nin o meşhur koridorlarında "zaman makinesi projesi" dendiğinde herkesin aklına plazma tüpleri, süper iletken mıknatıslar veya en azından birkaç terabaytlık veri işleme ünitesi geliyordu. Ama Kerem, kürsüye sadece bir yastık, bir pijama üstü ve darmadağınık saçlarıyla çıkmıştı. Öğretmenleri Selçuk Bey, elindeki not çizelgesini düzelterek gözlüklerinin üzerinden baktı. "Evet Kerem," dedi sesi hafif bir merak barındırarak. "Arkadaşların solucan deliklerini stabilize etmek için egzotik madde teorileri havada uçuşurken, senin 'zaman makinen' neden bir uyku setinden ibaret?"

Kerem, derin bir nefes aldı. Gözlerinde, uykusuz gecelerin değil, bir gerçeği keşfetmiş olmanın verdiği o tuhaf, berrak parıltı vardı. "Hocam," diye başladı Kerem. "Hepiniz geçmişe gitmekten ya da geleceğe anlık sıçramalar yapmaktan bahsediyorsunuz. Ama hiçbiriniz evrenin muhasebe defterine bakmıyorsunuz. Fizik yasaları, evrenin en cimri ve en disiplinli memurlarıdır. Onlara rüşvet veremezsiniz. Ben bu projeye başlarken önce neden yapılamayacağını anlamaya çalıştım. Ve anladığım şey şuydu: Biz evrenin içinde değil, evrenin akışının ta kendisiyiz."

Kerem tahtaya geçti ve tebeşirle kocaman bir $S$ harfi çizdi. "İlk engelimiz Entropi. Termodinamiğin İkinci Yasası, evrenin diktatörüdür arkadaşlar. Entropi, düzensizliğin ölçüsüdür ve her an, her saniye artmak zorundadır. Bir bardağı yere atıp kırdığınızda, o cisim artık daha yüksek bir entropiye sahiptir. Onu eski haline getirmek için harcayacağınız enerji, evrenin toplam entropisini daha da artıracaktır. Yani, zamanı geriye sarmak demek, evrenin toplam entropisini azaltmak demektir. Bu, bir nehrin yokuş yukarı akmasını istemekten daha imkansızdır. Geçmiş, atomik düzeyde 'bozulmuş' bir veridir. O veriyi yeniden kusursuzca inşa edecek bir güç, evrenin kendisinden daha büyük olmalıdır."

Sınıftaki o dahi çocuklardan biri, Mert, sözünü kesti: "Peki ya enerji? Yeterli enerjimiz olsa entropiyi yerel olarak yenemez miyiz?"

Kerem acı bir tebessümle Mert’e döndü. "İşte ikinci büyük yalanımız bu: Sonsuz Enerji yanılsaması. Zamanda yolculuk yapmak için ihtiyacınız olan enerji miktarını hesapladınız mı? Einstein’ın meşhur $E=mc^2$ denklemi, enerjinin kütleyle olan amansız bağını anlatır. Bir cismi ışık hızına yaklaştırdığınızda, kütlesi sonsuza doğru ıraksar. Sonsuz kütleyi hareket ettirmek için ise evrendeki tüm yıldızların toplamından daha fazla, yani sonsuz bir enerji gerekir. Biz henüz bir pille bir şehri aydınlatmakta zorlanırken, uzay-zaman dokusunu yırtacak sonsuz enerjiyi nereden bulacağız? Bir atomu parçalamak kolaydır, ama zamanın dokusunu, yani nedensellik ipliğini koparmak için gereken enerji, evrenin kendi varoluş sermayesidir. O sermaye bize ait değil."

Kerem ses tonunu biraz daha alçalttı, bu sefer daha ciddiydi. "Ama diyelim ki, bir mucize oldu. Entropiyi kandırdınız, sonsuz enerji kaynağını cebinize koydunuz. Ve dediniz ki: 'Ben 200 yıl öncesine, tam olarak bu koordinata gideceğim.' İşte o an, evrenin en büyük şakasıyla karşılaşırsınız." Tebeşiri sertçe tahtaya vurdu. "Dünya nerede?" diye sordu sınıfa.

"Burada," dedi biri safça.

"Hayır," dedi Kerem. "Dünya asla olduğu yerde durmaz. Bakalım 200 yıl önce neredeydik: Kendi etrafımızda saatte 1.600 kilometre hızla dönüyoruz. Bu, en basit hareketimiz. Bununla birlikte Dünya, Güneş'in etrafında saniyede 30 kilometre hızla koşuyor. Yani ben bu cümleyi bitirene kadar 150 kilometre yol aldık bile. Güneş de sadece yerinde duran bir lamba değil; Samanyolu Galaksisi’nin merkezindeki dev karadeliğin etrafında, saniyede 230 kilometre hızla bir sarmal çizerek ilerliyor. Yanındaki tüm gezegenleri de bir kuyruklu yıldızın kuyruğu gibi peşinden sürüklüyor. Son olarak Samanyolu Galaksisi de boşlukta asılı değil. Andromeda ile birbirimize doğru saniyede 110 kilometre hızla çekilirken, yerel galaksi grubumuz 'Büyük Çekici'ye doğru saniyede 600 kilometre hızla fırlatılıyor."

Kerem tahtaya karmaşık bir sarmal çizdi. "200 yıl öncesinin koordinatlarını hesaplamaya kalktığınızda, Dünya şu an bulunduğu noktadan trilyonlarca kilometre uzaktaydı. Eğer zaman makineniz sadece 'zamanı' manipüle edip 'mekanı' sabitlemeye kalkarsa, düğmeye bastığınız anda kendinizi mutlak sıfır sıcaklığında, hiçbir yıldızın olmadığı kapkaranlık ve havasız bir boşlukta bulursunuz. Çünkü gezegenimiz, 200 yıl önce o koordinattan çoktan geçip gitmişti. Zaman yolculuğu yapmak istiyorsanız, aslında evrendeki her bir atomun kütleçekimsel etkisini hesaplayan bir 'kozmik GPS'e ihtiyacınız var. En ufak bir yuvarlama hatası, sizi yerin on kilometre altında bir lav tabakasının içinde uyandırır."

Sınıf sessizliğe gömülmüştü. Az önce imkansızı kovalayan o karmaşık devre şemaları, Kerem’in anlattığı bu kozmik hareketin yanında çocukça bir oyuncağa dönüşmüştü.

"İşte bu yüzden," dedi Kerem yastığını havaya kaldırarak. "Benim makinem en gerçekçi olanı. Ben imkansızla savaşmıyorum, onunla dans ediyorum. Benim makinem, yani bu yatak, Dünya'nın kütleçekim kuyusuna tam olarak çapalanmış durumda. Ben uyuduğumda, sistem beni Dünya ile birlikte saniyede yüzlerce kilometre hızla taşıyor. Konumlandırma sorununu yerkürenin kendisi çözüyor; o benim taşıyıcı gemim. Entropi sorununa gelince... Ben geçmişe gidip evrenin yasalarına kafa tutmuyorum. Ben geleceğe, entropinin akış yönüne doğru yolculuk yapıyorum. Sekiz saat boyunca bilincimi kapatıyorum. Bu, askıya alınmış bir animasyon benzeri bir durum. Sekiz saat sonra gözlerimi açtığımda, yaklaşık 17 milyon kilometre yol katetmiş oluyorum. Bambaşka bir uzay koordinatındayım, evren biraz daha yaşlanmış, biraz daha düzensizleşmiş oluyor. Ve ben, hiçbir fizik yasasını ihlal etmeden, o yeni zamana ulaşıyorum."

Kerem masasına döndü ve yastığını koydu. "Diğer makineler sizi öldürür, sizi boşluğa fırlatır ya da evrenin dokusunda bir hata kodu olarak silinmenize neden olur. Benim tasarımım ise size sadece mis gibi bir uyku ve taze bir gelecek vaat ediyor. Üstelik sabah uyandığınızda, zaman yolculuğunun en büyük ödülünü alıyorsunuz: Yeni bir gün."

Selçuk Bey, elindeki kalemi bıraktı. Sınıftaki o ağır fizik kokusu dağılmış, yerine garip bir kabulleniş gelmişti. "Kerem," dedi Selçuk Bey. "Anlattıkların sadece birer metafor değil, evrenin en sert gerçekleri. Biz insanlar hep bir şeyleri 'kırmayı' seviyoruz. Zamanı kırmak, uzayı yırtmak, kuralları aşmak... Ama bazen en ileri teknoloji, doğanın akışına en uyumlu olanıdır."

Kerem sırasına doğru ilerlerken, Selçuk Bey "Kerem, felsefene de fizikteki uyanıklığına da yüz veriyorum ama sonraki yazılıda uyursan entropini altüst ederim"

O gün Kerem projeden tam puan aldı. Ama daha önemlisi, o akşam sınıftaki herkes eve gittiğinde yataklarına farklı bir gözle baktı. Artık onlar için yatak, sadece bir mobilya değil; Dünya adlı dev bir uzay gemisinin içinde, entropinin rüzgarıyla geleceğe doğru süzülen, kusursuzca konumlandırılmış birer zaman kapsülüydü.

Kerem ise o gece odasının ışığını kapattığında, pencereden dışarıdaki yıldızlara baktı. Jüpiter oradaydı, Samanyolu'nun puslu şeridi oradaydı. Hepsini hissediyordu. Dünya'nın amansız dönüşünü, galaksinin merkezine doğru olan o baş döndürücü savruluşunu duyabiliyordu. Yastığına başını koydu.

"Koordinatlar hazır," diye fısıldadı kendi kendine. "Enerji stabil. Entropi yönünde tam yol ileri."

Gözlerini kapattı. Birkaç saniye içinde bilinci, evrenin o muazzam hızına ayak uydurarak sekiz saatlik o sessiz, masrafsız ve mucizevi sıçrayışına başladı. Yarın sabah uyandığında, dünya 2.5 milyon kilometre daha yol almış olacaktı ve o, bu büyük yolculuğu tek bir saç teli bile zarar görmeden tamamlamış olacaktı. Gerçek zaman yolculuğu işte bu kadar basit ve bu kadar derindi. Geri kalan her şey, sadece insanın kibrinden doğan karmaşık denklemlerden ibaretti.



Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Osman Uyur Bolca okuyorum, elimden geldiğince yazıyorum. 26 Temmuz 1984 Adana doğumluyum. 2006 Cumhuriyet üniversitesi dış ticaret ve 2011 Hitit üniversitesi iktisat mezunuyum. Finansal risk analistiyim ayrıca mümkün olduğunca yazıyorum. WOMAN OF THE NIGHT (DIE FRAU DER NACHT Almanca çevirisi) ve ADDICTION DIGITAL SHACKLE isimli kitaplarım var. Bilimkurguyu çok seviyorum, bu konuda yazmayı çok seviyorum.