DAMDAKİ TALİP

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

"Bazı insanlar büyük işler yaptıkları için değil, etraflarına neşe bıraktıkları için unutulmaz olurlar."

5 Haziran 2026 - 18:11
5 Haziran 2026 - 18:11 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 6  36
DAMDAKİ TALİP

 DAMDAKİ TALİP 

Anadolu'nun küçük bir köyünde, herkesin tanıdığı bir genç yaşardı adı Şaban. Köyün dar sokakları taşlarla döşeliydi. Bahar geldiğinde duvar diplerinde gelincikler açar, sabahları horoz sesleri birbirine karışır, akşamları tandır dumanı gökyüzüne yükselirdi. Şaban da işte bu köyün en ilginç insanlarından biriydi. Kötü bir huyu yoktu. Kimseyle kavga etmez, kimsenin kalbini kırmazdı. Ama öyle tuhaf alışkanlıkları vardı ki köylüler her sabah gözlerini açtıklarında onun yine neyin peşinde olduğunu merak ederlerdi. Bazı insanlar sabah kahvaltısından sonra bahçelerinde oturup çay içerken,  bazıları tarlaya gider, bazıları ise kahvehanenin yolunu tutardı. Şaban ise damlara çıkardı. Bir damdan ötekine, oradan bir başkasına geçer kiremitlerin üzerinde yürürken sanki yerde değil de gökyüzünde geziyormuş gibi görünürdü.  Bir sabah güneş daha yeni yükselirken köylüler uyandı. Altın renkli ışıklar evlerin duvarlarına vuruyor, serçeler çatılarda cıvıldıyordu.  Şaban ise çoktan üçüncü dama ulaşmış kollarını iki yana açmış, büyük bir ciddiyetle ilerliyordu.  O sırada aşağıdan geçen posta dağıtıcısı başını kaldırıp Şaban! Yine ne işin var damlarda? Diye gülümseyerek sordu.  Şaban durup ufka bakan bir kâşif edasıyla kısayoldan gidiyorum diye cevap verdi.   Nereye?Şaban omuz silkerek henüz karar vermedim dedi.  Postacı kahkahalarla atıp yoluna devam ederken bu konuşmayı duyan köy halkı artık böyle cevaplara alışmıştı. Öğleye doğru güneş yükselmiş, kiremitler ısınmıştı. Meydandaki çınar ağacının altında birkaç yaşlı sohbet ederken, çocuklar tozlu sokaklarda koşuşturuyordu.   Şaban ise yine bir damın üzerinde önüne eski püskü cebinden çıkardığı bir avuç bozuk para dökmüş oturuyordu. Paralar güneş ışığında parlıyor, kiremitlerin üzerinde küçük gümüş balıklar gibi ışıldıyordu. Şaban büyük bir dikkatle. Bir lira... İki lira... Üç lira... Sayıyordu Sonra kaşlarını çatıp durdu. Ve tekrar baştan.  Bir lira... İki lira... Üç lira... Saymaya başladı.  Aşağıdan geçen Muzaffer amca merakla oğlum Şaban kaçıncı sayışın bu? Diye seslendi. Şaban hiç başını kaldırmadan. Altıncı dedi.     Sonuç değişiyor mu?    Şimdilik hayır ama belli olmaz.    Muzaffer amca gülmekten ayakta duramayıp bastonuna yaslanıyordu. o sırada karşı damda oturan yaşlı Melahat teyze örgüsünü bırakıp Şaban, neyin peşindesin sen evladım? Diye bağırdı. Şaban ağır ağır ayağa kalktı. Rüzgâr gömleğinin eteklerini hafifçe savuruyordu. Sanki köy meydanında büyük bir konuşma yapacakmış gibi derin bir nefes aldı. Sonra yüksek sesle

Damdan dama atlarım,  Bozuk para sayarım, Beni everin komşular, Kızınızı severim! Diye mani söylemeye başladı. 

Köyde bir anlık sessizlik olmuştu. Sonra meydandaki herkes aynı anda kahkahayı patlattı. Kadınlar gülerken başörtülerini düzeltiyor, yaşlılar dizlerine vuruyor, çocuklar ne olduğunu anlamasalar bile büyüklerin gülüşüne eşlik ediyordu. En çok da dört kız babası olan Nihat amca gülüyordu. Gözlerinden yaşlar gelmişti.  Ulan Şaban! Bu nasıl evlenme teklifi? Şaban gayet ciddi bir şekilde. Modern yöntem amca. Bunun neresi modern? Mektup yazmıyorum ya. Bu cevap üzerine kahkahalar daha da yükselmişti.  Nihat amca nefes almakta zorlanacak kadar gülüyordu. Şaban ise aldığı ilgiden memnun görünüyor göğsünü kabartıyordu. Sonra bir sonraki dama geçti. Ardından bir sonrakine. Sonra bir sonrakine... Sanki bütün köyün çatıları onun için yapılmıştı. Fakat üçüncü atlayışında ayağı gevşek bir kiremite denk gelince kiremit yerinden oynadı.  Bir çıtırtıyla Şaban'ın dengesi bozulurken kolları havada savruldu. Aşağıdaki herkes bir anda ayağa fırlayarak düşüyor!  Aman dikkat! Tutun bir yere! Diye bağrışmaya başladı. Şaban hızla aşağı kayarken son anda bacaya sarıldı. Yarısı havada, yarısı damın kenarında asılı dururken Rüzgâr gömleğini şişiriyor, ayakları boşlukta sallanıyordu. Ama yüzündeki ifade hâlâ sakin hatta biraz gururluydu. Aşağıdan biri Şaban! İyi misin? Diye bağırdı.  İyiyim! Diye cevapladı.  Nasıl iyi oluyorsun? Tövbe tövbe diye seslinirken adam. Şaban araştırma yapıyorum! Dedi. Neyin araştırmasını?  Şaban boğazını temizledi ve  havada sallanırken bile ciddi bir ses tonuyla evlilik yolunda engeller olur! Diye cevap verdi.   Önce aşağı in!  Önce bir söz alın! Bu söz üzerine meydandaki kahkahalar yeniden yükselmiş  yaşlılar gülmekten iki büklüm olmuştu. Çocuklar ise "Önce söz alın!" diye birbirlerine bağırarak koşuşturuyordu.  Nihayet birkaç komşu merdiven getirip Şaban'ı aşağı indirdi. Şaban yere basar basmaz üstündeki tozu silkeleyerek  sanki hiçbir şey olmamış gibi cebindeki bozuk paraları kontrol ederek heh tamam dedi. Ne tamam?   Hepsi duruyor. Köylüler gülmeye devam ediyordu. Ve günün sonunda Şaban ne evlendi ne de damlardan inmeyi bıraktı. Ama o gün söylediği mani köyün hafızasına kazındı. Aradan yıllar geçti çocuklar büyüdü. Eski evlerin bazıları yıkılıp yeni damlar yapıldı. Fakat biri köyde alışılmadık bir işe kalkıştığında, yaşlılar o zanı bilenler hâlâ gülümseyerek aman dikkat edin... Şaban gibi damdan dama atlayıp bozuk para saymaya başlamasın! Diye söylerlerdi. Ve Şaban, köy tarihine yalnızca bir delikanlı olarak değil, damların üstünden türkü söyler gibi kız isteyen o neşeli talip olarak geçti. Köy onu her hatırladığında yüzlerde istemsiz bir tebessüm belirirdi. Çünkü bazı insanlar büyük işler yaptıkları için değil, etraflarına neşe bıraktıkları için unutulmaz olurlar. Şaban da onlardan biriydi.

           

             DİLEK SARIKAYA

Menajer :İlayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow