Onca Geceyi Silmek İçin Bir Sabah Yeter

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Hayatın, zamanın ve varoluşun anlamını sorgulayan mısralar

1 Haziran 2026 - 16:18
1 Haziran 2026 - 16:18 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 1  65
Onca Geceyi Silmek İçin Bir Sabah Yeter

Bu sözler, 2025 Kasım ayında yazdığım "Bir Ad Kaç Geceye Eşittir, Sen Bilirsin" şiirime kestiğim faturadan ibarettir.

Bir sabah çıkagel…
Göğün paslı menteşeleri kopsun ve 
çıtırdasın eklemleri tarihin
Nicedir kurumuş kuyulardan devşirdiğim hırçın kuraklık
Senin adının amansız dinamitleriyle infilâk etsin.
Senin adın,
Şehirlerin elektrik şebekelerini söndürüp
İnsanın kendi yüzüne yabancılaştığı arınma gecelerinde
Sahte maskeleri indiren darbe kadar çıplak ve emin.
Ay sokaklarda suçüstü yakalarken gölgemi,
Burjuva dualarını unutan kapım
Fırtına taarruzularıyla devrilsin varsın.
Sen gürültü etmeden, hırkasını kuşanmış derviş gibi gel.
Gürültü çünkü,
Kaybedecek şeyi olanların, yenilmişlerin dilidir biraz.

Göz kapaklarımdan yüzyılların yorgunluğu kalktığında,
Kalbim gurbetin mekanik uğultusuyla,
Kendi içindeki dar hücreye göç etmişken;
Taş duvarlar hizayı senden öğrensin.
Kelimesiz yankıların soğuk ve çelikten tınısı altında.
Aynı barutu göğsünde ayet diye taşıyan,
İki yasadışı, iki kaçak nefes olalım.
Bakışların değsin içime,
Sarsılsın ve yıkılsın içimizde kutsal bildiğimiz ne varsa.

Bir sabah çıkagel…
Bize öğretilen mevsimlerin dışından,
Karanlıkta dişlerini bileyen isyan gibi yağ üzerime.
Bırak serin, uysal ve evcil hatıraları,
Bana senden başka itiraz tanımayan;
Sert, çıplak ve köşeli bir hakikat bırak.
Hazırlanmayayım sana,
Üzerime kuşanmayayım sahte sabır zırhlarını.
Tamamlanmayı bekleyen burjuva surlarının altında, 
Filizlenen başkaldırı olayım ben.
Nasır tutmuş ellerinde kök salan ihtilal ve,
Sen gelince,
Çarkların ve mukavelelerin pis anlamı değişsin.

Özlemim diz çöksün dizlerinin dibine.
Bilirsin, ben diz çökmeyi sende öğrendim.
Gecenin zifiri siyahı,
Benim bu dar göğsüme sığmadığında,
karanlığıma fırlatılmış gökyüzü olsun gülüşün.
Gelişin içimde yıllardır pusuya yatmış titrek kuşkuları,
Duvara dizsin ve kurşunlasın.
Temizlensin kanlı, yas kokan meydanlar.

Bir sabah çıkagel…
Sadece sen geç kalmadın, hayıflanma.
Tarih de geç kaldı, yeryüzündeki bütün iyi şeylere.
Ben beklemeyi üstelik,
Siperde ecelle kapışırken,
uykusuz nöbetlerde öğrendim aylarca.
İsminin içimde kapladığı her heceyi,
Etini kendi dişleriyle koparan aslan gibi;
Yaralayarak bildim kendimi.
Bildim, bazı gecelerin,
İnsanın etindeki açık yaradan beslenerek büyüdüğünü.

Borazanlar çalma, bando istemez,
Gelişini ilan etme satılmış şafaklara.
Yüzümdeki infialden, hani senin "bu ne sertlik" dediğin şaşkınlıktan, anlarım seni.
Merhem olsun gelişin,
Göğsüme inen ağır darbelere.
Bak, kalbim adını hâlâ manifesto diye yazınca, 
Suikastlere kurban gidiyor.
Kaç kere kırıldığımı,
Kaç kere tahrif edildiğimi sorma bana;
Yalnızca sarıl.
Bitsin bu savaş, bu kirli abluka artık.
Kaldırılsın eller havaya,
Teslim edilsin gecenin tuz lekeli mendilleri.

Bir sabah çıkagel…
Gel ki,
Bir gece daha uzarsa bu kuşatma, bu kahpe abluka
Kalbim avuçlarımda patlayacak bomba gibi.

Gel.
Yoksa seni sevmek,
bana ağır gelecek.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Hüseyin Aslan 12 Eylül 1994’te Göztepe’de, babamın dadaş vakarı ile annemden miras kalan Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında, çok sesli bir kültürün içine doğdum. Çocukluk düşlerimde ağaca dokunmak, ona şekil veren bir marangoz olmak vardı ancak rasyonel yaşam beni 2018 yılında bir Endüstri Mühendisi olarak hayatın devasa pazarına bıraktı. O günden beri Proje Yöneticisi unvanıyla sistemlerin ve karmaşanın ortasında yol alıyorum. Kelimelerle olan hakiki münasebetim ise 2016 yılında başladı. 2022’de şahsi blogumda inşa etmeye çalıştığım yazın dünyası, iş ve hayat dengesinin o bitmek bilmeyen savaşına bazen yenik düşse de, yazmaktan vazgeçmedim. İş hayatının gri dünyasından her fırsatta kaçıp, hiçbir zaman tam olarak bırakmadığım o kadim limana, şimdi tekrardan, edebiyata sığınıyorum.