ALMANYA TRENİ 37. Cİ BÖLÜM - DAMIN ALTINDAKİ YUVA

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bir ev… Bir dam… İki çocuk… Ve birlikte kurdukları bir gelecek.

7 Eylül 2026 - 12:12
7 Eylül 2026 - 12:12 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 0  45
ALMANYA TRENİ 37. Cİ BÖLÜM - DAMIN ALTINDAKİ YUVA

37. Cİ BÖLÜM - DAMIN ALTINDAKİ YUVA

Memduh’un izni başlamıştı.

İki yıl sonra yeniden köyündeydi.

Bir ay boyunca ailesinin yanında kalacaktı.

İlk günler, iki yılın hasretini çıkarmakla geçti.

Gülfem artık beş yaşındaydı. Babasının peşinden ayrılmıyor, ona köyde gördüğü her şeyi anlatıyordu.

Firuze ise iki yaşındaydı. Memduh’u hatırlayacak kadar büyük değildi. İlk günlerde babasına biraz çekingen yaklaşmış, sonra yavaş yavaş alışmıştı.

Memduh iki kızına baktıkça içi ısınıyordu.

Şakire ise çocuklarla, evin işleriyle ve günlük hayatın bütün yüküyle uğraşıyordu.

İki küçük çocuğun peşinden koşmak kolay değildi.

Hele Şakire’nin uzun saçları da artık ona ayrı bir yük olmaya başlamıştı.

Çocuklar küçük elleriyle saçlarına dokunuyor, bazen saçlarına takılıyor, bazen de Şakire onları kucağına aldığında uzun saçları çocukların ellerine dolanıyordu.

Bir gün Memduh, Şakire’nin saçlarına baktı.

Şakire yine çocuklarla uğraşıyordu.

Birini kucağına alıyor, diğerine yetişmeye çalışıyordu.

Memduh bir süre onu izledi.

Sonra:

“Şakire…” dedi.

Şakire dönüp baktı.

“Efendim?”

“Senin saçların da sana zor oluyor.”

Şakire gülümsedi.

“Zor oluyor tabii.”

“İki çocukla uğraşırken bazen ben de ne yapacağımı şaşırıyorum.”

Memduh düşündü.

Sonra:

“Keselim mi?”

Şakire şaşırdı.

“Saçımı mı?”

“Evet.”

Şakire saçlarına dokundu.

“Bunca yıldır uzattım.”

Memduh gülümsedi.

“Çocuklar için daha kolay olur.”

Şakire bir süre düşündü.

Sonunda kabul etti.

O gün yatağın üzerinde oturdular.

Şakire yatağın kenarında oturmuştu.

Memduh makası eline aldı.

Şakire’nin belik hâlindeki kalın saçlarını dikkatlice eline topladı.

Makasın sesi duyuldu.

Şak!

Kalın belik bir anda Şakire’nin saçlarından ayrıldı.

Şakire arkasına düşen saçlarına baktı.

Memduh ise elinde kalan uzun beliği bir süre tuttu.

O saçlar, Şakire’nin yıllardır taşıdığı bir parçaydı.

Sonra Memduh o kalın beliği atmadı.

Sandığın içine kaldırıp sakladı.

Belki bir gün çocuklarına gösterirdi.

Belki de yıllar sonra Şakire ile birlikte o günü hatırlamak için saklardı.

Şakire saçlarını eliyle yokladı.

“Nasıl olmuş?”

Memduh gülümsedi.

“Yakışmış.”

Şakire de gülümsedi.

“Çocukların peşinden koşarken artık saçımla uğraşmayacağım.”

O an ikisi de bunun yıllar sonra hatırlanacak küçük bir anı olduğunu bilmiyordu.

İkisi de güldü.

Belki dışarıdan bakıldığında çok küçük bir olaydı.

Şakire için o gün, hayatının içindeki nice küçük fedakârlıktan biriydi.

Memduh da eşinin hayatının ne kadar zor olduğunu bir kez daha anlamıştı.

İki çocuk…

Ev işleri…

Yokluk…

Dağdan odun getirmek…

Yemek yapmak…

Çocukları büyütmek…

Ama o kesilen kalın belik, sandığın içinde sessizce saklanacak ve Şakire’nin gençliğinden kalan bir hatıra olarak yıllarca duracaktı.

Ama evin durumunu gördükçe yüzündeki tebessüm yerini düşüncelere bırakıyordu.

Duvarlar tamamlanmıştı.

Kapı yapılmıştı.

Pencereler de yerindeydi.

Fakat ev hâlâ tam anlamıyla bir yuva değildi.

Çünkü başlarının üzerinde dam yoktu.

İçerisi tek bir odaydı.

Şakire, kendi elleriyle dokuduğu kilimleri gererek odayı iki bölüme ayırmıştı. Bir tarafı oturmak ve gündelik işleri yapmak için kullanılıyor, diğer tarafta çocuklar yatıyordu.

Memduh bir gün odanın ortasında durdu.

Başını kaldırıp tavana baktı.

Gökyüzü görünüyordu.

Bir süre hiçbir şey söylemeden öylece durdu.

Şakire onun ne düşündüğünü anlamıştı.

“Sen daha yeni geldin.”

“Biraz dinlen.”

Memduh başını salladı.

“Ben iki yıldır bunun için çalışıyorum.”

Şakire sustu.

Memduh devam etti:

“Bu evin damını yaptıracağım.”

“Artık çocuklar yağmur yağdığında uyanmayacak.”

“Geceleri soğuk içeri dolmayacak.”

Şakire’nin gözleri doldu.

“Allah razı olsun.”

Memduh gülümsedi.

“Sen bu ev için neler yaptın, ben biliyorum.”

“Benim yaptığım yanında nedir ki?”

Ertesi gün işe koyuldular.

Memduh, Almanya’da iki yıl boyunca kazandığı ve biriktirdiği paranın bir kısmını bu iş için ayırmıştı.

Gerekli malzemeler alındı.

Keresteler getirildi.

Ustalar çalışmaya başladı.

Memduh da onların başından ayrılmadı.

Bazen kereste taşıdı.

Bazen malzemeleri tuttu.

Bazen de yapılan işi dikkatle izledi.

Çünkü bu dam onun için yalnızca bir çatı değildi.

Şakire’nin yıllarca verdiği mücadelenin üzerine kapanacak bir örtüydü.

Çocuklarının başının üzerinde güvenli bir yerdi.

Günler geçtikçe ev değişmeye başladı.

Keresteler yerlerine oturdu.

Damın iskeleti tamamlandı.

Sonra üstü kapatılmaya başlandı.

Şakire çoğu zaman kapının önünde durup yapılan işi seyrediyordu.

Bir gün yağmur yağmaya başladı.

Şakire refleksle çocukları içeri çağırmak için ayağa kalktı.

Sonra durdu.

Yağmur damın üzerinde kalıyordu.

İçeriye su girmiyordu.

Şakire başını kaldırıp tavana baktı.

Gözleri doldu.

Memduh onun yanına geldi.

“Ne oldu?”

Şakire gülümsedi.

“İlk defa yağmur yağarken korkmadım.”

Memduh hiçbir şey söylemeden eşinin elini tuttu.

Bir ay göz açıp kapayıncaya kadar geçti.

Memduh’un izin süresi bitmek üzereydi.

Ev artık tamamlanmıştı.

Eksikleri vardı belki.

Ama artık yağmurdan, kardan korunacak bir damları vardı.

Tek odalı küçük ev, yavaş yavaş gerçek bir yuvaya dönüşüyordu.

Şakire, sattığı çeyizini düşündü.

O günlerde elinden çıkardığı her parça, bugün bu evin bir yerinde karşılık bulmuş gibiydi.

Memduh da evin önünde durup son kez baktı.

“Şimdi içim daha rahat.”

Şakire ona baktı.

“Yine gideceksin.”

Memduh başını eğdi.

“Evet.”

“Daha çok çalışmam lazım.”

Şakire sustu.

Memduh’un yeniden Almanya’ya dönmesi ikisi için de kolay değildi.

Ama artık aralarında başka bir şey vardı.

Bir ev…

Bir dam…

İki çocuk…

Ve birlikte kurdukları bir gelecek.

Gitmeden bir gece önce Memduh, Şakire’nin yanına oturdu.

Cebinden bir miktar para çıkardı.

Şakire’nin avucuna bıraktı.

“Bunu sen tut.”

Şakire şaşırdı.

“Bu ne?”

“Almanya’da biriktirdiğim paradan.”

“Ev için yeterince harcadın.”

“Bu başka.”

“Çocukların ihtiyacı olur. Sen ne gerekiyorsa al.”

Şakire paraya baktı.

Sonra Memduh’a…

“Sen orada ne yapacaksın?”

Memduh gülümsedi.

“Ben çalışırım.”

“Sen çocuklara bak.”

Şakire’nin gözleri doldu.

Parayı avucunda sımsıkı tuttu.

“Allah işini rast getirsin.”

“Amin.”

Ertesi sabah Memduh yeniden yola çıkmaya hazırdı.

Gülfem babasının elini bırakmak istemiyordu.

Firuze ise annesinin eteğine tutunmuş, olan biteni anlamaya çalışıyordu.

Memduh iki kızını da kucağına aldı.

Önce Gülfem’i öptü.

Sonra Firuze’nin saçlarını okşadı.

Şakire’ye baktı.

İki yıl önce Almanya’ya giderken arkasında bıraktığı hayat artık aynı değildi.

Şakire çok şey yaşamıştı.

Kızları büyümüştü.

Ve şimdi başlarının üzerinde bir damları vardı.

Memduh kapıdan çıkmadan önce dönüp bir kez daha eve baktı.

Sonra Şakire’ye:

“Ben yine geleceğim.”

Şakire başını salladı.

“Biliyorum.”

Memduh yola çıktı.

Arkasında Şakire…

Gülfem…

Firuze…

Ve iki yılın emeğiyle tamamlanan küçük evleri kaldı.

Şakire kapının önünde uzun süre onun ardından baktı.

Sonra çocuklarına döndü.

Gözlerini evin damına kaldırdı.

Artık gökyüzü doğrudan başlarının üzerinde değildi.

O küçük evin artık bir damı vardı.

Ve o damın altında, yıllarca yoklukla mücadele etmiş bir ailenin umudu büyümeye devam ediyordu.

Devam edecek…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.