OLDUĞUN YETER

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
8 Nisan 2026 - 20:03
8 Nisan 2026 - 20:03 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 6  83
OLDUĞUN YETER

Dün, çok sevdiğim bir iş arkadaşımın, kilosu yüzünden ofisinde zorbalığa uğradığını öğrendim. Anlatırken sesindeki kırılmayı, cümlelerinin arasına sıkışan o görünmez utancı hissettim. Asıl can yakıcı olan ise bu davranışların ondan daha az sorumluluk sahibi, daha az yetki sahibi insanlardan gelmesiydi. Çünkü üstleri arkadaşımı takdir edip başarılarını ödüllendirirken, aynı ortamda daha alt pozisyonda olan bazı insanlar, onun bedenini hedef alarak kendilerine bir alan açmaya çalışıyordu. Sanki birinin başarısını dengelemek için ille de bir kusur bulmak gerekiyormuş gibi. 

Buna daha geniş bir yerden baktığımda, bu “kusur” meselesinin ne kadar anlamsız olduğunu fark ettim. Bugün herhangi birimize Türkiye’nin ilk kadın pilotunu sorsanız, çoğumuz adını biliriz. Başarısını, cesaretini, tarihsel önemini hatırlarız. Ama kaçımız onun boyunu, kilosunu, yüz hatlarını bilir? Ya da bilmemiz gerekir mi?

Hayır. Çünkü bunlar önemsizdir.

Aynı şekilde, bir yazar Nobel aldığında, onun kitapları, cümleleri, kurduğu dünya konuşulur; bir sporcu dünya şampiyonu olduğunda, emeği ve disiplininden bahsedilir. Hiç kimse dönüp de “ama burnu şöyleydi” ya da “kilosu böyleydi” diye bir cümle kurmaz. Kurmamalıdır da.

Çünkü insanı değerli kılan şey, taşıdığı beden değil; o bedenle dünyaya ne kattığıdır. Birinin giydiği kıyafet, zekâsını azaltmaz. Ya da yüzündeki bir iz, emeğini değersizleştirmez. Tarih, güzel olanları değil; anlamlı olanları hatırlar. Ve insanlar da nesiller boyu kusursuz yüzleri değil; iz bırakan hikâyeleri anlatır.

Ne var ki içinde yaşadığımız çağ, bu basit gerçeği sürekli unutturmak ister gibi önümüze aynı masalı koyuyor: “Eğer yeterince iyi görünürsen, yeterince değerli olursun.” 

Sosyal medya, reklamlar, afişler, vitrinler… Hepsi tek bir şeyi fısıldıyor: “Daha iyi görünmelisin.” Ama bu “iyi”nin ne olduğu asla bize bırakılmıyor. Hep aynı kalıplar, aynı ölçüler, aynı yüzler… Pürüzsüz ciltler, kusursuz bedenler, zahmetsiz güzellikler…

Oysa bunların çoğu bir gerçeklik değil; dikkatle kurgulanmış birer yanılsama. Hatta iyi planlanmış bir pazarlama stratejisi. Biz eksik hissedelim ki bir şeyler satın alalım diye kurgulanan bir masal.

Bu yüzden mesele sadece bir iş yerinde edilen birkaç kırıcı söz değil. Bu, çok daha büyük bir meselenin küçük bir parçası yalnızca. İnsanları ölçen, biçen, sınıflandıran bir zihniyetin gündelik hayattaki tezahürü.

Ama burada unutmamamız gereken çok net bir şey var: Biz, tartıdaki rakamlardan ibaret değiliz. Önemli olan tek şey, sağlıklı olmak ve kendini iyi hissetmektir. Çünkü başkalarının bakışı her zaman değişir. Tartıdaki rakamlar değişir. Moda değişir. Algılar değişir. Bugün beğenen yarın eleştirir. Ama insanın kendisiyle kurduğu ilişki, onun dünyadaki en kalıcı bağıdır. 

Ve bu gürültülü gösterişlerin aksine, gerçekten önemli olan şeyler sessizdir: Bir insanın emeği, bir başkasına gösterdiği incelik, zor bir günde ayakta kalma gücü… Bunlar ölçülemez. Tartılamaz. Kıyaslanamaz. Belki de tam bu yüzden, değeri en yüksek olanlar bunlardır.

Sözün özü: Biz büyükbaş hayvan değiliz. Ölçülmek, tartılmak, sınıflandırılmak zorunda değiliz. Kendi bedenimizin, kendi varlığımızın sahibi biziz. Ve kimsenin, bizi birkaç rakama indirgemesine izin vermek zorunda değiliz.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatma Betül Öztürk Editör / Köşe Yazarı