ODA 3

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
27 Mart 2025 - 13:25
27 Mart 2025 - 13:25 ⏱ 9 dk Okuma Süresi
 0  755
ODA 3

Oda 3

Derin bir nefes aldım. İçimdeki korkuyu ve ellerimdeki titremeyi nasıl durdurabilirdim? Tüm cesaretimi topladım. Kendi kendime telkin vererek sesin geldiği tarafa yöneldim. Aynadaki siyah saçlı kadının gösterdiği odanın kapısının önündeydim. Evet, evet kesinlikle yardım çığlığını duymuştum. Hem merak ediyordum hem de değişik sanrılar yaratabileceğimden korkuyordum. Önümdeki kapı nasıl bir resme açılacaktı, bilemiyordum. Yaşadıklarımı tekrar yaşamıştım daha önce. Ama her defasında aynı sonla biten görüntüler ile karşılaşmıştım. Ne yaparsam yapayım acı dolu bu sahne görüntülerini değiştiremiyordum. Boyutlar arası git gel yorulmuştum.

Bana gösterilen kapının önünde durdum. Bu hangi odaydı? Ne isim takmıştım buna? Hah tamam hatırladım. Karanlık Oda evet evet karanlık oda ismi. Önümde yukarı doğru uzanan heybetli ve oymalı ahşap kapının koluna dokunmak ve kapıyı açmak için elimi uzattım. Bazı şeyleri artık ezberlemiştim ve neler olacağını biliyordum. Sadece dejavu olarak yaşadığım tekrar tekrar olayların her birini bu eski saray yavrusunun odalarından birinde yaşıyordum. Değişen tek şey her tekrarda odaların değişmesi ve farklı bir odanın kapısında olayların başlamasıydı. Sonuç ne mi oldu? Değişen bir şey yoktu. Sonuç her tekerrürde, hep aynıydı. Yine kan, yine hüzün, yine gözyaşı.

Hızla kolu çevirdim ve kapı büyük bir gıcırtı sesi ile açıldı. Korkarak, yavaş yavaş açmaya çalıştığım kapının arasından, gözlerim kapalı başımı uzattım. İçeriye titrek bir adım attım. Arkamdan kapı kendi kendine kapandı. Oldukça sesli bir biçimde kilitlendi. Biri arkamdan bu kapıyı özellikle kilitliyordu.

-Marry Ann nerde kaldın?  Buraya gel! Bir hışımla döndüm sesin geldiği tarafa baktım.

Bayan ANNABEL,  merdivenin başında durmuş;

-Yine nereye kayboldun. Sana buraya gel dedim. İliklerime kadar titredim. Bayan Annabel ile ilgili anılarım hiç de güzel değildi. Korkunç bir kadındı. Kaldığım yurdun müdiresi olan bu kadından ölesiye nefret ediyordum. Siyah uzun saçlarını tepesine toplamış sımsıkı bir topuz yapmış, uzun yüzlü, kocaman ağızlı, yüzünde yaşlılığından kalan derin çizgiler olan bu kadını her gördüğümüzde yine bir şeyler olacak korkusu sarardı hepimizi. Sürekli çocuklara ağır cezalar verirdi. Ve her defasında, ben itiraz ettiğimde, en ağır cezayı ben alırdım. Beni yurdun bodrumundaki karanlık bir odaya hapseder ve 2 gün yemek vermezdi. Bayılacak gibi olurdum, ama yine de direncimi yüksek tutardım. Yaşamak için çok hırslı bir çocuktum. Aslında oldukça hasta bir çocuktum. Bu nedenle kimseye evlatlık verilmezdim. Çünkü kimse hastalıklı bir çocuğu almak istemezdi. Ya da diğer çocuklar gibi ortadan kaybolmazdım. Doktorlar hastalığımın nadir bulunan bir hastalık olduğunu ancak tedavisinin pahalı olduğunu söylerlerdi. Tabi yurt yönetimi bu konuda benim için ne para harcarlardı ne de bunun için çabalarlardı. Ölse de kurtulsak gözüyle bakılan bir çocuktum. Ama ben de inadına, hayata tutunur.

-Ölmeyeceğim işte! inat değil mi ölmeyeceğim, derdim. Marry Ann yaşayacaksın! inadına yaşayacaksın.

Sürekli telkinler ile ayakta durmaya çalışıyordum. Cezam bitmiş bana bir tabak yemek vermişlerdi Nefes almadan yedim. Çok halsizdim. Beni içerden çıkaran Müdürün hizmetlisi olan adam, elinde kırbacı ile dolaşır, önüne kim gelirse sebepsiz yapıştırırdı. Kırmızı sakal derdik ona. Beni içerden sürükleyerek çıkardı. Yemek verdikten sonra da,

-Müdire hanım banyo yapsın dedi. O yüzden çabuk zıkkımlan da git banyonu yap.

Banyo mu aman Allah’ım istemiyorum diye bağırdım. O pis suya girmek istemiyorum. Banyo dedikleri şey, bir küvet dolusu soğuk suyun içine tüm kızları tek tek sokarlar ve o suyu hiç değiştirmezlerdi. Temizlenmek zaten mümkün değil tam bir işkence aracıydı. İğrenç şeye zorla sokturuldum. Suyun üzerinde kalın ve iğrenç bir siyah katman oluşmuş, ne olduğu belli olmayan şeyler suyun üzerinde yüzüyordu.

-Allah’ım ben bu iğrenç sahneyi daha ne kadar tekrar tekrar yaşayacağım dedim kendi kendime. Karanlık odaya girdiğimden beri 13 yaşıma geri dönmüştüm. Yurtta her şey işkence aracıydı. Soğuk ve pis sudan çıkarıldıktan sonra paçavra kıyafetlerimi giyindim. Sözde elbise giyiyorum. Her tarafı yırtık pırtıktı. Yurttaki bütün çocuklar aynı haldeydi. Sadece ne zaman düzgün ve temiz kıyafet giyerdik biliyor musunuz? Birileri bizleri beğenip almaya geldikleri zaman bizi en temiz halimizle yıkatır, giydirirlerdi ve sahneye çıkarırlardı. Tabi bu bende hiç olmadı. Ben hastalıklı çelimsiz bir çocuktum. Bu yüzden beni vitrine koymazlardı.

Sudan titreyerek çıktım, yukarı odama gittim. Tam 12 çocuk kalırdık burada. Eski demir karyolalar, pis örtüler ki, asla yıkanmazdı. Gece küçükler altını ıslatır. O ıslaklık içinde yatarlardı sabaha kadar. Kimse üstlerini değiştirmez kendi kendine iğrenç idrar kokularıyla kurur giderdi. Odama girdiğimde, işte o iğrenç alıştığım koku yine karşımdaydı. Yan tarafımda kalan Suzy, beni görünce fırlamış gelmiş yanıma, nasıl olduğumu soruyordu. İyiyim dedim. Suzy 11 yaşında sarışın mavi gözlü çelimsiz bir kızdı. O da benim gibi annesiz babasız kalmış ve buraya getirilmişti. Bu cehennem çukuruna. Suzi’nin bir bacağı sakattı. Sürekli ağrı içinde kıvranır ve aksayarak yürürdü.

-Hey Mary Ann biliyor musun? Sana bir müjdem var.

İçimden; müjde mi? Burada, bu hiç olmadı ama neyse.

Suzy: Biliyorsun bacağım sürekli sorun çıkarıyor. Ama artık iyileşecekmişim, öyle dedi Bayan Annabel. Bu gün beni tedavi için doktora götürecekler. Hem bak! Ne güzel bir elbise verdiler ayakkabılarım da çok güzel .

İçime bir ateş düştü.

-Suzy emin misin? Doktora gidip tedavi olacağına. Hiç güvenmiyorum bunlara. Suzy

-evet, artık bacağımın ağrılarından kurtulacağım. Çok mutluyum deyip hasta bacağının üstünde zıplamaya çalıştı. Canının yandığını bile bile bunu yapıyordu.

Bir an durdum. Düşündüm en son 20 yıl önce bu anı yaşadım. Suzy nin bacağının tedavi olması ile ilgili hiç anım yoktu. Bu çok başka bir durumdu. Ne olacağı ile ilgili içim çok sıkıldı. Birden içeriye kırmızı sakal ve Bayan Annabel geldi.

Hey Suzi hazır mısın? Hadi giyin şu güzel elbise ve ayakkabılarını da doktor bizi bekliyor. Hemen gitmemiz gerek. Suzi bir çırpıda elbise ve ayakkabılarını sevinçle giydi. Aksayarak peşlerine düştü. Bayan Annabel odadan çıkmadan bir şeyi unutmuş gibi aniden durdu ve geri döndü. Yüzüme çok sert bir bakış atarak yanıma sokuldu ve kulağıma fısıldadı.

-Umarım rahat durur ve sessiz olursun. Yoksa…

Gittiler. Arkalarından bakakaldım. Huzursuzluk tüm bedenimi kaplamış, kötü bir şeyler olacağını hissetmiştim. Ama o kadar yorgun ve bitkindim ki kirli çarşafımın üstüne uzanıp ince ve yer yer delik yorganımı başıma çektim. Sızmışım. Kaç saat o şekilde uyudum, bilmiyorum. Uyandığımda gece olmuş, Suzy gelmiş yan tarafımda yatıyordu. Yavaşça doğrulup onun yanına sokuldum.

-Hey Suzi iyimisin. Suzi ateşler içinde yanıyordu ve bir yandan inliyordu. Bacağım bacağım.

-Hey hey Suzi niye bu kadar hastasın noldu? O solgun yüzü ateşten kıpkırmızı olmuş ve sürekli bacağım bacağım diye sayıklamaya devam ediyordu.

-Noldu bacağına? Hani seni iyileştireceklerdi. Noldu deyip üzerindeki çarşafı hızla çektim. Donup kaldım gördüğüm manzara karşısında . Sonrası çığlık atmışım. Suzy’nin bacağı yoktu. Suzi’nin bacağını dizin altından kesmişlerdi. O korku ve bağırmayla kendimi geriye atmış ve yere düşmüştüm. Diğer çocuklar da uyanmıştı. Ben, bacağı yok bacağı yok diye sayıklamaya başladım. Herkes oldukları yere sinmiş, yataklarından aşağı inip bu korkunç resmi görmek bile istememişlerdi. Ay ışığı ile yer yer aydınlanmış karanlık odamıza, elinde gaz lambası ile kırmızı sakal girmişti. Noluyor burada? Ne gürültü yapıyorsunuz. Sonra Suzi’nin başına gelip baktı.

-Bacağı hastaydı, nolmuş en azından ölmekten kurtuldu. Bir iki güne bişeyi kalmaz, hadi yatın, zıbarın. Ses istemiyorum. Bana dönerek sen de yat ses çıkarma! Aşağı odayı hemen mi özledin?

Yatağıma geri döndüm. Kirli yorganımı başıma çektim. Marry Ann skylandine git orada biraz huzur bulur biraz da dinlenirsin. Yorganımı kafama çektim ve kendi hayal ülkeme gittim . Sky landa. Sonrası uyumuş kalmışım bedenim bu kadar ağır şeyleri kaldıramamıştı.

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Meral YILDIRIM "Ayna Ayna Söyle Bana Varmı Bu dünyada Güzel Hikayeler" ve "Gizemli Vadinin Çinicileri" adlı çocuk kitapları yazarı