HEP MEŞGUL AMA HEP EKSİK; BİZ NEYİ KAÇIRIYORUZ?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Makale, inceleme

12 Eylül 2025 - 20:55
12 Eylül 2025 - 20:55 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 1  117
HEP MEŞGUL AMA HEP EKSİK; BİZ NEYİ KAÇIRIYORUZ?

Hep Meşgul Ama Hep Eksik: Biz Neyi Kaçırıyoruz?

Modern insanın paradoksu: Tarihte hiç olmadığı kadar meşgulüz, ancak hiç olmadığı kadar boşluk hissediyoruz. Peki bu koşuşturma içinde aslında neyi kaçırıyoruz?

Sürekli bir yerlere yetişme telaşı içinde, anda kalma becerimizi kaybediyoruz. Çocuğumuzun büyümesini, mevsimlerin değişimini, kendi düşüncelerimizin olgunlaşmasını kaçırıyoruz. Üretim çılgınlığı içinde, yaşamın kendisini ıskalıyor olabilir miyiz?

Modern hayat bize zaman kazandıracak sayısız alet sundu, ancak zaman fakirliği çekiyoruz. İşlerimizi hızlandırdık, ancak hızlandıramadığımız şeyler için sabrımız kalmadı. İlişkilerin, fikirlerin, sanatın ve kendimizin derinliklerine inebilmek için yavaşlığa ihtiyacımız var.

Belki de kaçırdığımız şey, anlamın kendisidir. Hayatlarımızı verimlilik ve üretkenlik üzerine kurduk, ancak bu koşuşturmanın nihai anlamını sorgulamayı unuttuk. Daha fazla tüketmek, daha hızlı ulaşmak, daha çok başarmak uğruna, yaşamın kendisindeki mucizeyi gözden kaçırıyoruz.

Bu durumdan çıkış yolu, belki de kasıtlı olarak yavaşlamakta, boş zamanı kucaklamakta ve "sadece var olma" halini yeniden keşfetmekte yatıyor. Bazen en verimli anlarımız, hiçbir şey yapmadığımız anlardır.

Sabahları alarm sesiyle değil, görev listesiyle uyanıyoruz artık. Gözümüzü açar açmaz zihnimiz çalışmaya başlıyor: toplantılar, teslimatlar, mesajlar, bildirimler… Gün boyunca bir şeyleri yetiştirme telaşı içinde, aslında neyi kaçırdığımızı fark etmiyoruz.

Bir baba, iş görüşmesine yetişmek için hızlı adımlarla yürürken, arkasından top uzatan oğlunu fark etmiyor. Bir anne, dizüstü bilgisayarına gömülmüşken, yanındaki kızının uzattığı çiçeği görmüyor. Oysa hayat, tam da o anlarda yaşanıyor.

Modern hayat bize zaman kazandıracak araçlar sundu ama zamanla bağımızı kopardı. Hızlandıkça sabırsızlaştık. Her şey daha verimli olsun derken, ilişkilerimizin derinliğini kaybettik. Artık sohbetler kısa, bakışlar aceleci, sarılmalar yarım.

Peki neyi kaçırıyoruz?

Çocuğumuzun ilk sorusunu, eşimizin sessizliğini, dostumuzun gözündeki kırgınlığı… Mevsimlerin değişimini, sokakta oynayan çocukların kahkahasını, yaşlı bir çiftin el ele yürüyüşünü… Hayatın küçük ama anlamlı anlarını.

Eksiklik, sadece zamanla ilgili değil. Eksiklik, farkındalıkla ilgili. Anda kalabilmekle, gerçekten görebilmekle, duyabilmekle ilgili. Çünkü hayat, sadece yapılacaklar listesinden ibaret değil. Hayat, hissettiklerimizle anlam kazanıyor.

Belki de artık durmamız gerekiyor. Bir anlığına bile olsa. Telefonu bırakıp çocuğumuza bakmak, bilgisayarı kapatıp sevdiklerimize sarılmak, yürürken gökyüzüne bakmak… Çünkü kaçırdığımız şey, yaşamın kendisi olabilir.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.