BULUTLARDAN YANSIYAN KALP

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Gökyüzünde beliren kalp biçimli bir bulutun ardından içine kapanık bir çocuğun doğaya yaptığı yolculuk ve bu yolculukta varlık, değişim ve içsel farkındalık üzerine geliştirdiği düşünsel dönüşüm anlatılır.

8 Haziran 2026 - 14:01
8 Haziran 2026 - 14:01 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 1  19
BULUTLARDAN YANSIYAN KALP
Kasabanın üzerinde beliren kalp biçimli bir bulut, insanlarda farklı duygular uyandırır. Herkes bunu kısa süre sonra unutsa da, içine kapanık bir çocuk bu görüntüde kendisine yönelen sessiz bir çağrı hisseder. Doğaya doğru yaptığı yolculuk sırasında gökyüzü, su, ağaçlar ve sessizlik arasında görünmeyen bir uyum olduğunu fark eder. Bu deneyim ona, hiçbir şeyin tamamen yok olmadığını ve insanın asıl değişiminin kendi içinde gerçekleştiğini öğretir.

Bulutlardan Yansıyan Kalp
Gökyüzü o sabah, sanki gece boyunca içinde sakladığı bir duyguyu artık gizleyememiş gibiydi. Bulutlar
dağınık değildi; aksine, ağır ve anlamlı bir sessizlik içinde birbirine yaklaşmış, sonra yeniden
uzaklaşmışlardı. En yukarıda, rüzgârın ince dokunuşlarıyla şekillenmiş bir boşlukta, kalbi andıran bir
bulut duruyordu. Ne tamamen netti ne de tamamen kayboluyordu; sanki varlık ile yokluk arasında asılı
kalmış bir düşünceydi.
Vadinin içinde bir kasaba vardı. Taş evler, dar sokaklar, sabahları aynı saatlerde açılan kepenkler... Her
şey düzenliydi, ama bu düzenin içinde fark edilmeyen bir yorgunluk dolaşıyordu. İnsanlar gökyüzüne
bakmayı severdi, ama kısa süreliğine. Çünkü uzun bakışlar, sorular doğururdu; sorular ise çoğu zaman
ertelenen cevaplar demekti.
O sabah yine de herkes başını kaldırdı. Çünkü gökyüzü alışılmış gökyüzü değildi. Bulutların arasında
beliren o kalp biçimi, kimseye doğrudan bir şey söylemiyor ama herkese farklı bir şey hissettiriyordu.
Kimine göre rastlantıydı, kimine göre bir işaret, kimine göre ise sadece gökyüzünün geçici bir oyunu.
Kasabanın dışında doğa kendi sessizliğinde yaşıyordu. Ağaçlar birbirine değmeden büyüyor, otlar toprağı
sabırla örtüyor, böcekler görünmez bir düzen içinde ilerliyordu. Akarsu ise hiçbir şeyi aceleye
getirmiyordu; kayaların arasından geçerken bile yolunu zorlamıyor, sadece akıyordu. Su o kadar berraktı
ki, içine bakıldığında yalnızca yüzey değil, sanki zamanın kendisi görülüyordu.
Kasabanın kenarında bir çocuk yaşıyordu. Çok konuşmazdı. Konuştuğunda kelimeler sanki içinden değil
de uzak bir yerden düşer gibi olurdu. Onun dünyası insanların söylediklerinden çok, söylemedikleriyle
şekillenirdi. O sabah pencereyi açtığında yüzüne çarpan soğuk havayla birlikte gökyüzüne baktı ve
diğerlerinden farklı olarak bir şekil değil, bir çağrı hissetti.
Annesi mutfaktan seslendi: “Çok bakma, geç kalacaksın.” Babası çoktan çıkmıştı. Kasaba böyleydi;
zaman önemliydi ama anlam çoğu zaman ertelenirdi.
Çocuk ise gökyüzüne bakmaya devam etti.
Kalp biçimli bulut sabit değildi. Sanki bir düşünce gibi kendini sürekli yeniden kuruyor, sonra bozuyordu.
Ama tamamen kaybolmuyordu. Bu da onu garip bir şekilde kalıcı yapıyordu. Çocuk, ilk kez bir şeyin hem
değişip hem de yok olmadığını fark etti.
Kasabanın ötesinde, insanların “orada hiçbir şey yok” dediği bir yer vardı. Çocuk için ise orası “her şeyin
başladığı yer” gibiydi. Çünkü orada hiçbir şey açıklanmıyor, sadece yaşanıyordu.
O gün kimseye haber vermeden yürümeye başladı. Taş sokakları geride bırakıp toprak yola geçti. Yol
boyunca çiçekler açılıyor, böcekler havada ince çizgiler bırakıyor, kuşlar sanki ona yol gösterir gibi yön
değiştiriyordu. Doğa onu dışlamıyor ama tamamen de içine almıyordu; sadece izliyordu.
Ormana girdiğinde hava değişti. Kasabanın kuru düzeni geride kaldı, yerine nemli ve canlı bir sessizlik
geldi. Ağaçların gövdeleri yaşlıydı ama yorgun değildi; her biri zamanın içinden geçmiş ama kırılmamış
gibiydi. Çocuk bir ağaca dokunduğunda kabuğun sertliğini değil, içindeki sabrı hissetti.
Bir süre sonra akarsuya ulaştı. Su taşların üzerinden kayarken ses bile sanki yumuşamıştı. Eğilip
baktığında gökyüzünü suyun içinde gördü. Ve kalp biçimli bulut artık yalnızca yukarıda değil, aşağıdaydı
da. Aynı anda hem gökte hem suda vardı.
O an bir şeyi anlamaya başladı: Gökyüzü ile yer arasında kesin bir sınır yoktu. Bulutlar suya dönüşüyor,
su yeniden göğe yükseliyordu. Her şey birbirine karışıyor ama hiçbir şey yok olmuyordu.
Kasabada ise hayat aynı ritminde devam ediyordu. Fırınlar açılıyor, insanlar konuşuyor ama birbirini tam
duymuyordu. Gökyüzündeki o kalp konuşulmuş ama unutulmaya başlamıştı bile. Çünkü kasaba anlamdan
çok alışkanlıklarla yaşıyordu.
Çocuk ormanda ilerledikçe taşların bile bir düzen içinde durduğunu fark etti. Hiçbiri tek başına ayakta
değildi; hepsi birbirini tutarak var oluyordu. Bu, ona kasabanın yalnızlık üzerine kurulu düzenini

düşündürdü.
Gökyüzündeki kalp ise değişmeye devam ediyordu. Artık net bir şekil değildi. Bazen bir kuşa, bazen bir
yüze, bazen de sadece bir boşluğa benziyordu. Ama çocuk her baktığında aynı şeyi hissediyordu: Bir şey
anlatılıyordu ama kelime kullanılmıyordu.
Gün ilerledikçe ışık değişti, gölgeler uzadı. Orman daha derin bir sessizliğe büründü. Çocuk bir noktada
durdu; çünkü artık varmak ile yürümek arasındaki farkın silindiğini hissetti. Belki de ikisi aynı şeydi.
Akşam yaklaşırken gökyüzü ağırlaştı. Bulutlar inceldi, dağıldı, yeniden birleşti. Kalp biçimi artık belirgin
değildi ama tamamen de yok olmamıştı. Sanki gökyüzü bir düşünceyi bitirmemeye karar vermişti.
Çocuk kasabaya döndüğünde kimse ona bir şey sormadı. Belki fark etmediler, belki de sormanın gereksiz
olduğunu düşündüler. Ama çocuk artık aynı değildi. Çünkü bazı yolculuklar insanı dışarıdan değil,
içeriden değiştirirdi.
Gece kasabaya sessizlik çöktü. Evlerin ışıkları birer birer söndü. Doğa ise konuşmaya devam etti. Rüzgâr
ağaçların arasından geçerken tek bir kelimeyi tekrar ediyordu: devam.
Çocuk penceresinden gökyüzüne baktı. Kalp yoktu. Ama yokluk da bir varlık biçimiydi artık. Çünkü bazı
şeyler gözle değil, hatırlamayla görülüyordu.
O gece rüyasında su ile gökyüzü yer değiştirdi. Ağaçlar suyun içinde büyüyor, bulutlar toprağın içinden
yükseliyordu. Ve çocuk, zıtlıkların aslında olmadığını anladı.
Kasaba ile doğa, düzen ile özgürlük, hareket ile durgunluk... Hepsi aynı şeyin farklı hâlleriydi.
Sabah olduğunda gökyüzü yine sıradandı. Ama artık hiçbir şey tamamen aynı değildi.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Umran Tezcan Ümran Tezcan:Yazar ve öğretmen .2015 yılında Uşak Üniversitesi-Fen Edebiyat Fakültesi-Matematik bölümünü bitirdi.Şuan öğretmenlik yapıyor. Çocukluğundan beri yazmayı seviyor.Cocuk kitapları öyküler romanlar her yaş grubundan yazmaya çalışıyor.Çocuk romani ,roman ,öykü ,hikaye yazmaya devam ediyor.