Benden Bana

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
25 Nisan 2026 - 14:00
25 Nisan 2026 - 14:00 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 10  48
Benden Bana

Ahsen yorgunluktan ağırlaşmış adımlarını salona çevirdi. Girer girmez tam karşısında büyük pencereler ve kar beyaz tüller onu karşıladı. Soluna baktığında duvarı takip eden kahverengi büyük kitaplığını gördü. Kitaplarına göz gezdirerek yürüdü ve pencerenin karşısında ki beyaz kanepeye çantasını ve montunu bırakıp, pencerenin önüne gitti. Yorgun ama gururlu gözlerle pencerenin ardında ki ağaçlı bahçesini izlemeye başladı. Geceniz karanlığı, kış mevsiminin sessizliği, evinin sıcaklığı onu orada hayli bir ayakta tuttu. 

Ne kadar kaldığının farkında dahi değildi. Yardımcısı Ezgi gelip ses verene kadar.

‘’Ahsen Hanım, hoş geldiniz.’’

Ahsen duyduğu ses ile irkilse de Ezgi olduğunu görünce rahatladı.

‘’Ezgi’cim gel canım.’’

‘’Kusura bakmayın korkacağınızı tahmin edemedim.’’

‘’Sorun yok canım, boş bulundum.’’

‘’Yorgun görünüyorsunuz.’’

‘’Çok…’’

‘’Ben evin düzenini istediğiniz gibi ayarladım. Siz isterseniz bir duş alıp rahatlayın bende size yiyecek bir şeyler hazırlayayım.’’

Ahsen saatine baktığında artık gece içine sadece ruhu dinlendirmesi gereken zamanları gösteriyordu.

‘’Çok iyi olur ama saat geç olmuş. Ben bir duş alayım, çıktığımda da kahve içelim birlikte Ezgi’cim.’’

‘’Ben kahvenizi yapayım size ama bu gecelik müsaadenizi isteyeyim.’ diyerek tebessüm etti Ezgi.

‘’Peki, teşekkür ederim.’’

Ahsen evinde ilk gecesini huzurlu geçirmek istiyordu. Duştan sonra kırmızı kareli pijamalarını giyindi, bakımlarını yaptı, saçlarını biraz kurutup aşağıya indi. Daha merdivenlerde onu sevdiği bir koku karşıladı. Salona gittiğinde Ezgi henüz orada değildi. Kanepeye oturup Ezgi’ye seslendi.

‘’Ezgi tarçın mı kokuyor?’’

Ezgi elinde küçük bir tepsi ile içeri girdi.

‘’Evet, Ahsen Hanım. Kahveniz çok azdı bende sıcacık salep yaptım size.’’ diyerek kupayı Ahsen’in önünde ki kahverengi, orta sehpaya koydu. 

Ahsen:

‘’Eline sağlık Ezgi’cim.’’

‘’Afiyet olsun Ahsen Hanım. Bu sırada bu mektup bugün size geldi ama kimden geldiğini bilmiyorum.’’

Ahsen mektubu aldığında sadece üzerinde Ahsen’e yazıyordu. Neydi bu gizemli mektup? Kim göndermişti? Cevaplar zarfın içinde onu beklerken Ahsen ilk olarak Ezgi’yi uğurladı. Ardından ışıkları kapatıp, orta sehpanın üzerinde duran mumları yaktı. Kanepeye oturup zarfı açtı. İlk gözüne çarpan kelime gözlerinin dolmasına sebep oldu.

‘’Sevgili Ahsen,

Eğer bu mektup eline geçtiyse, sen kendine verdiğin sözleri tutmuşsun demektir. Kolay olmayacağını biliyorduk. Dışarıdan bir heves gibi görünen şeyin içeriyi yakan kocaman bir orman yangını olduğunu biliyorduk. Her zaman söylediğin gibi hayat hep iki kitap arası geçti senin için. Ya okuyordun ya da yazıyordun. 

Üniversite hayalin vardı hani. Edebiyat okuyacaktın ama ailen okuma yaşının geçtiğini söylemişti. Şu an bu mektubu Edebiyat öğretmeni bir yazar olarak okuduğunu biliyorum. İlk sözün buydu kendine. Zamanı geçmedi, henüz gelmedi diyordun. İkinci sözün ise vazgeçmemekti. Sen ne kadar yalnız ve kimsesiz başlasan da bu yola, yol ilerledikçe kendine binlerce kişilik bir aile kuracaktın. Büyüklü küçüklü okurların senin ailen olacaktı. Son sözün ise hayalinde ki bahçeli iki katlı müstakil bir ev almaktı kendine. Bu mektup eline geçtiyse sen o evi de almış ve kendine verdiğin sözleri tutmuşsun demektir.

Sana on yıl önce ki, yirmi beş yaşında ki Ahsen olarak; hiç vazgeçmediğin için hayal kurmayı hiç bırakmadığın ve kendine verdiğin sözleri tuttuğun için teşekkür ederim. Canının yandığı da oldu, yorulduğunda. Yalnız kaldın bazen kalabalıklara karıştın ama sen başardın. Sende şimdi kalkıp aynada bak bize. Bana teşekkür etmeyi unutma delilik gibi görünen bu cesaret ateşini yaktığım için. 

Sarıl bize güzel kızım, iyi iş çıkardık…

Benden bana….’’

Ahsen mektubu bitirdiğinde dışarıda kar lapa lapa yağmaya başlamıştı. Tarçınlı salebi soğumuş, mum yarıya kadar yanmıştı. Dışarısı soğuktu ama evi sıcacık bir yuvaydı. Gözyaşlarını silip girişteki boy aynasına gitti. Uzun uzun baktı kendine. 

‘’Teşekkür ederim güzel kızım. Sen o ateşi içeriden yakmasan ben belki hiç cesaret edemezdim. İyi iş çıkardık…’’

Aynada kendine baksa da gördüğü on yıl önce yalnız bırakılmış Ahsen’di. Salona döndüğünde kanepenin üzerinde duran kırmızı şalı alıp uzandı. Soğuk Ocak gecesi, bembeyaz karlar, mumdan çıkan sıcak sarı ışık ve sımsıkı sarıldığı mektubu ile gece artık tamamen kendi içine dönüyordu. Aklından neler geçiyordu. Kâh ağlıyor kâh gülüyordu. 

En az herkes kadar oda her gece kendi içine dönerdi. Yorulduğunda, kırıldığında bir önce gece olsun ve kendi kendime kalayım diye beklerdi. Okuduğu, yazdığı, araştırdığı, düşündüğü, hayal ettiği ve ağlayabildiği zamanlardı. Canının en çok yandığı ama en çok güçlendiği zamanlardı. Bu başarının ardında ödediği ilk bedel uykusuzluk, ikincisi ise ara sıra kalp sancılarıydı.

Umudu kadar hüznü de vardı gecelerinde. Rüyaları kadar hayalleri, hayalleri kadar da gerçekleri. Buruk bir mutluluk çokça yalnızlığı vardı. Yine de vicdanı rahat kalbi umutluydu…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Gül Leyl Leyla ve Hüzünlü Veda Olmayacak Duaya Amin Gölgesi Konuşan Camii - Ahmet Şah ve Gizemli Sır Gölgesi Konuşan Camii - İlham Annesi Turan Melek Gölgesi Konuşan Camii - Taşları Konuşturan Adam Hürrem Şah Gölgesi Konuşan Camii - Cami-i Kebir'in Çocukları kitaplarının yazarı. (Umut Öğretmen, Geleceksin Biliyorum, İbn-ün Nefs, Benden Bana, Yüzleşme) hikâyelerinin yazarı